gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Adının Aşk Kokan Yalnızlığı...

25 Ağustos 2020, 01.51
A- A+


Yalnızlık için "kimsesizlik" diyor Türk Dil kurumu hazırladığı sözlükte...
Şiirler şarkılar veryansın edip duruyorlar her fırsatta bu kelimeye.
Sevgilisinden ayrılanlar yalnızım diyor, konuşacak eş dost arkadaş bulamayanlar yalnızlıktan dem vuruyor, anlaşılamadığını düşünenler kendini o kefede sanıyor...
Yani şu hayatta hemen herkes bildiğini sanıyor yalnızlığı ya da az veya çok bir fikri olduğunu... Yaşamın bir yerinde, zamanın bir anında bizim de kapımızı çaldığı konusunda hemfikir oluyoruz.
Ama aslında bir annesi ölen oğlanlar biliyor gerçek yalnızlığı, bir de babası ölen kızlar.

Çünkü böylesi içine işliyor insanın. Onu yoğuruyor şekillendiriyor. Kelimenin kendisini vücut bulduruyor bir isimde ve bir bedende.
Ağaç yaşken eğilir diyor ya hani karakter haritası çizenler, bu da öyle bir etki yaratıyor galiba. Kaybetmenin ağırlığı ne kadar erken çökerse insanın üzerine, o kadar erken ve o kadar güçlü eğiyor kişiyi. O narin zayıf omuzlar kaldıramayarak bu yükü güvenli bir sığınak arıyorlar ve yaradılışdan gelen bir bilgiyle, bilinçaltlarına işlemiş bir hisle, cenin misali iki büklüm kendilerine sarılıyorlar sadece. Ve daha o vakitten başlayan yalnızlıklarında, farkına bile varamadan yalnızlığın kendisi oluveriyorlar. Doğdukları kimlikte ölüp, içlerinden yalnızlığı doğuruyorlar.
Yani en ağır yalnızlar öz benliklerinin mimarlarını, içgüdüsel çekim kaynaklarını en erken kaybedenler oluyor.
Velhasılı sadece, yerine yenisinin konamayacağı kayıpları olanlar biliyor gerçek yalnızlığın ne olduğunu. Bizim bildiğimizi sandığımızsa bir yanılsamadan ibaret kalıyor. Aslı gibi olmayan bir izdüşümden...

Ben de, daha düne kadar ki siz bakmayın dün dediğime yılları devirmişliği var, anladığımı sanırdım yalnızlığı. Etrafım insan kalabalıklarıyla dolu olduğu halde hissettiğim eksikliği yalnızlık sayardım. Ta ki tek başınalığın vücut bulduğu, yalnızlığın ete kemiğe büründüğü bir adama: sana, aşık olana dek...

Hayatı tamamlanamadan yaşamak ne demek sende gördüm ben. Her hikayeden eksik çıkmak nasıl olur senin yüzünde okudum. O küçük sarışın bakışına yapışmış kimsesizliğin, koca bir adamın gözlerindeki yeşili zamanın bir kaybediş anında nasıl çakılı bırakabildiğini seni tanıdıkça anladım... Evet zaman geçen bir şeydi ama bazıları için bir kere duruyor ve bir daha da geçmiyordu. Kara deliklerin yarattığı gibi bir kırılmaydı yalnızlıkla tanışmış çocukların zamanları... Bir yerde kırılıyor ve devamında gelen asla eski zaman olmuyordu. Bu yeni zamanda da son nefese dek herkes yabancıydı.

Sen belki de bu yüzden ısınamadın tuttuğun hiç bir ele. Duyduğun hiç bir kokuyu bu yüzden tanıyamadın. O kadar erken sarılmıştınki kendine, başka herkes dışarda kalmıştı ve istesen bile alamamıştın onları içeriye. Yalnızlık, kaybetmeyi ve eksik kalmayı öylesine zamansız ve hasarlı öğretmişti ki sana, sen de hep korkmuştun birilerinin yalnızlığı olmaktan. Birilerini eksik bırakmaktan, tamamlayamamaktan.
Korktukça başına gelmişti ve başına geldikçe daha çok korkmuştun.

Ve hala da korkuyorsun galiba...

Kimbilir belki de bu yüzden sana uzatılan ellere hep uzaktan bakışın, tutmak isteyip tutamayışın, tutup vazgeçişin...
Belki de bu yüzden başını göğsüme yaslamayışın. Nefesimi paylaşmayışın.
Sana ardına kadar açılmış kapılarda eşikte bekleyişin.

Mayıs 2020 / İstanbul.

...

Bir kaç ay önce sana söylediğim bu sözlere bakarken; durdurup ritmini, talip olduğum şeyin büyüklüğünü hazmediyor şimdi kalbim...

Düşünüyorum da... Çıkıp anlatsam seni birilerine, belki de nasıl bir kimsesizliğe talip olduğumla hayretten açık kalacak gözleri! Ürkecekler aşktan! O aşk ki Cemal Safi'nin dizelerinde İbrahim'in atıldığı kor, Aslı için kül olan Kerem, hatırı için delinen dağ... Ve gözlerinin tenimde çıkarttığı yangın, ruhunun içime üflediği nefes...
Ki benim artık, adının aşk kokan yalnızlığından düşsün diye adımlarıma bir pay, kapatasım var gözlerimi hayata. Sağır dilsiz durasım akıp giden zamana...

Ve sevgilim... Biliyorsun değil mi; teslim olduğun o kaderin kimse için bağımsız yazılmadığını... Yoksa neden sokağımızdan geçen binlerce isim varken; dönüp dolaşıp yine isimlerimizin yansımasına takılsın ki ayaklarımız. 
Neden sokulsun düşlerimize aşk...

Ağustos 24/ İstanbul.














YORUMLAR

25 Ağustos 2020, 19.06
Bu kadar güzel bir yazıya yorum yazmak beni aşar. Müsadenle grikırmızı kendi şiirimi yazayım yorum yazmak yerıne:))))))

Yalnızlıklar Hep Bana

Ah be yalan dünya
Her yanım boşluk alabildiğince
Dört yanım uçurum metrelerce
Boğazımda bir yumru
Büyüyor büyüyebildiğince
                  *
Baş başa bırakın beni kendimle
Gecelere isyan edeyim
Kavuşamadığım sevgili niyetine
Beni bana bırakın
Gözyaşlarımla ıslanayım gecelerde
                   *
En sessiz çığlıklarım
Meydan okuyor tüm heybetiyle
Çakıp gürleyen gökyüzüne
İçimde kopan fırtınalar
Sakinleşemiyor denizlerde bile
                  *
Ah  be yalan dünya
Kimine mutluluk sundun
Yalnızlıklar hep bana
Arsız hırsız  misali ey yalnızlıK
Uğrama ne olur gönül kapıma....

Not.: Sadece amatör bir insanın karaladığı birkaç mısra deyip geçin:))))))))




27 Ağustos 2020, 01.11
Hani derler ya bazı zamanlarda birşey yazmak kelimelerin anlamını daraltır, işte şuan tam o noktadayım.

..Ve geceye yine hüzün yakıştı smile Resmi smile Resmi kaleminize sağlık 
09 Eylül 2020, 09.15


Teşekkürler sevgili Zerrya ve Aslı; Gecikmişliğimin özrü ile birlikte...
10 Eylül 2020, 13.47
güzel şiir, elinize yüreğinize sağlık..
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın