gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Eylülün Sarışın Bakışlı Çocuğu'na...

21 Eylül 2020, 00.14
A- A+


Ne vakit Eylül gelir konuşamam hiç bir dilde. Hiç bir dile sığmaz çığlığım.
Bir köpek havlaması duyulur akşamın loş karanlığında ve ben çıkıp giderim kapıları ardımdan bir bir kapatarak.
Sokaktaki salkım söğüt üşür, saklar yapraklarını kıştan saçlarımın arasında.
Ben yine de giderim; ardımdan bir sonbahar gelir.

Eylül ki mevsimidir ruhunun dünyaya gözlerini açışının ve mevsimidir gözlerimi dünyaya kapatışımın.
Geride kalan onca yılda sen dünyanın yükünü alırken omuzlarına, benim o yükle birlikte sensizliğin yükünü de sırtlanışımdır. Ve eylül, varlığına şükür biriktirenlerin kadar yüzünden eksilişidir gözlerimin. Sararıp solmasıdır adımızın...
Yine de bir hikayemiz var bizim her eylül kalemimden döktüğüm. Her eylülde bitip, üflediğin mumların alevinde yeniden doğurduğum. Yakıp yakıp söndürdüğüm.
Şimdi yapraklar sararmaya yüz tutmuş ve saati eylülün, senin doğumunu gösterirken ben yine geçip hayalinin karşısına sana döktüğüm sözleri ezber ediyorum.
Sen diyorum sen,
Gözümün nuru canımın ardı adam…
Yüzümdeki aydınlık sabrımdaki selamet.


Kulağa tuhaf geliyor değil mi; onca eksik kaldığın bir adama böyle seslenebiliyor, hissedebiliyor olmak…
Gelmesin!
Çünkü ben adında topladığım tüm bu anlamları sadece hayatımda olduğun kısacık zamanlarda değil; yokluğunda ruhumu, aklımı yüreğimi yoğuran; beni ölçüp biçen, eksiltip çoğaltan, durup dinleyen, görüp anlayan zamanlarda da biriktirdim.
Bizim dediğimiz o evin koridorlarında, sana canım derken yankılanan sesim sen yokken cansız kaldıkça bildim.
Sen yanımdayken kıpır kıpır olan içim sensizken sustukça bildim.
Sahipsizliğimi gördükçe bu dünyada ve küçücük dediğin kalbinde adımın duruyor olmasına dualar biriktirdikçe anladım senin ne olduğunu...
Sana dair söylediğim dünün sıfatları; bugün, depremler sonrası yerine oturan yer kabuğu gibi içime oturdu bir daha oynamamacasına ve yokluğunla geçen onca yıl ömrümün depremi oldu; yüreğime seni yığan...
Şimdi sen kısacık bir ana bile koysan gözümden düşme ihtimalini ben sonsuz bir sefilliğin pençesine düşerim.
Anla, sensizken sahipsizim... Ne aitliğim var ne bana ait olan... Oysa sen tepeden tırnağa bizimdin sırtından akan terde, gözünden düşen o serseri bakışta. Ben senindim avuçlarımı zamansız her avucuna alışında.
Bazen soruyorsun ya ne gördün sen bende diye...
Dilim varmıyor varken ben, unuttun mu neye benzediğini demeye.

Sahi unuttun mu sevgilim kendini. İçinin kalabalığında kaybolup gittik mi?
Unuttun mu bir çocuk saflığındaki heyecanını. Yaşını almış bir adamdaki duruşunu, hayatımın tam ortasından tutuşunu.
İçindeki şehveti, arzuyu bedenime boşaltışına şahit olan kadın da bendim, olur olmaz bir vakitte kollarına alıp dans ettiğin kadın da ben...
Unuttun mu?

Yani kemiyeti eksik ama keyfiyeti fazla bir yaşanmışlıkta gördüm ben seni adam. Yaşadım biriktirdim...

İşte bu yüzden eylülün döktüğü yapraklar kadar dua döküşüm adına. Bu yüzden mevsimin yağmurlarıyla yarışa tutuşması gözyaşımın…

Hadi sevgilim gel, tutalım ömrünün yeni yaşının ellerinden birlikte.
Birlikte savalım hayatın bulutlarını başımızdan.
Birlikte bekleyelim kışı yazı.

Gel sevgilim;
Gel eylülün sarışın bakışlı çocuğu gel;
Küstürme beni de Eylüle…



21 / 09 / 2020 İSTANBUL

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın