gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Mavi ve Tonları

21 Haziran 2021, 19.04
A- A+

Herkes herkesi aradığında, bulucusu tarafından bulunulmak isteyen bulunamaz. 
Zaman ve mekân. Bu ikisi. İki taht, tek hükümranlık. Duraksamak önemli. Durmak.

Beklemek değil, o ikisinin herkes için çizdiği adresleri sezinleyebilmek ve oralarda belirli 
periyotlarda kalmak. Zamanı ve mekânı işlemek, bu ikisinden çıkacak sebepleri 
imal etmek, totalden elde edilen 
çıktılarından kader sağmak. Kapıları çalanların, zilden evde yokum sesini 
sürekli duymaları tesadüf değil. 

Denklerin her birinin denk arayışında olmaları, -fikri uzlaşıcılıkta, gönülsel 
uyumlulukta, iş kariyerinde denklenmelerde, politik uydulanmalarda, 
doğa sevgisindeki akli birleşimlerde (çevrenin tümü, oksijenin, hayvanların, bitki 
örtülerinin, insanların ve okyanusların sürdürülebilir olmasını istemekte)- birbirlerini 
hiç olmadık yerlerde aramalarını sağlıyor. 
İnsanın kendisi için istediği her iyi dilek, gezegenimizde kendisi için istediği iyi şeyleri 
düşünen başka herhangi birisine gönderilen bir mektuptur. Bu teorim gerçekten 
isteyenler için geçerli. 

İki pasta bir gazoz atıştırmalığı için adreste olmak istemeyenler konumun dışındalar. 
Yoo hayır, onların, hayatı başka biçimde yaşama ve işleme tarzlarını burada 
yanlışlayacak veya yargılayacak da değilim. Özgürlüğün ve hür iradenin adı 
zaten bu değil mi ki. 

Herkesin kendisini başka ekollerle tercihlendirme hürriyeti var. Varlıklarda barınan 
ve barındırılan her ruh, bir diğer ruh ile kıyaslanması tartışma konusu 
yapılamayacak kadar tektir. Tercihleri de eşsizdir. 
Ama genel geçer makûl tercihlerden ve/veya birkaç tık üstü 
abartılardan bahsediyoruz. Yoksa, delilik diye adlandırdığımız, sosyal yıkıcılığı kesin olan, 
duyduğumuzda bizi insanlığımızdan nefret ettiren çok uçlardaki 
ekstrem tercihlerden bahsetmiyoruz.

Asıl konumuza geri dönelim. Adreslerden bahsetmiştik. İnsanların her 
istediğini gerçekleştirmekle sorumlu olan zaman ve mekân 
denen bu iki hizmetçiyi, aynı zamanda hükümdar olan bu iki 
sihirbazı en verimli biçimde kullanmak için onların emirlerine tam olarak 
uymak zorundalığımız var. 

Bu bir kural. 
Özgür irademiz ile varlıkların tümünün tarihini paralize etme algoritmasını yeniden 
keşfetme kuralı. Yavaşlamak önemli ama durmak daha bi yapılılık. 
Arayan bulur deyişini şimdi burada hiç etmemekle beraber, bu deyişi öyle çokta 
sömürmememiz gerektiğini biraz açmak istiyorum.

Yukarıdaki parantezlerde konusu, isteği, 
dileği ve gündem fark etmeksizin, sürekli bi arayışla yıllarını, aklını, umutlarını 
durmaksızın mobilize eden insan, zaman ve mekânın ona belli tarihlerde belirlediği 
adreslerde yapılaşmasını sezinleyemeyen insan, bu kördüğüm çabasıyla 
yorulduğu gibi; kendisini aslında görünmez de kılıyor. Eline geçen tek durma 
gerekçesi ise yorgunluk oluyor. Arayışa başlarken kendisi için 
geliştirdiği yükseliş niyetlerine olmazsa olmaz kabulünü çaresizce notlandırması 
bu yüzden. Enerjisi kendi potansiyelince zirvede olan bir insanın, 
ömründeki tarihlerinde derme çatma da olsa yapılaşması önemli. Yapısını 
tamir etmek için gezegenin herhangi bir yerinden gelecekler için oralarda makûl 
bekleyişlerle görünür olmak o insana zaman kaybettirmez. 
Zaman ve mekânın, eskitmemiz için bize önerdiği duraklarda sessizce 
kıpırdamadan beklemek moral harcama masrafımızı büyük oranda düşürür. 
İlerilerde önümüzde göreceğimiz risklerle daha kolay baş etmemizi sağlar.

Şimdilerde herkes, kendisini birer Nuh’un gemisi olarak biçimlendiriyor dii mi? 
Ne kadar büyük bir savrulma. Sel nereden gelirse gelsin, 
sürüklenen her yere o gemiyle gidileceği, o geminin içinde sağ 
kalınacağı sanılıyor. Doğrudur da. Sağ kalınıyor. 
Ama sadece tek insan sağ kalıyor. Tek kişilik gemilerde herkes 
birer korsana dönüşüyor. Uzaktan geçilen limanlara acaba 
uğrasa mıydım denilerek şööyle bi göz gezdirip yanlarından geçilen o 
durakların aslında dinlenme ve bulunulma fırsatımız oldukları hiç düşünülemiyor. 
İnsanın, tesadüflerini dinlendirmesini ondan bu geri alma alışkanlığı farklı koşullar 
öne sürülerek başarıldı. Piramidin en tepesinde bulunan, 
besin zincirinin en üstünde bulunan, bir altındakine görev olarak bu 
dayatmayı iletti. O da üçüncü kattakine iletti. Dördüncü ve aşağısında olan 
tüm katlar bu dayatmayı sadece kendileri istedikleri için başardılar 
veya ona hayat verdiler. Herkes isteyince böylesi bir hayat üretiş tarzı 
artık bir dayatma değil, bir zorunluluk olarak benimsendi. 
Duraklarda beklemek, yıllarımıza ait olması gereken kimi zaman süreçlerini 
eskitmek zaman kaybı olarak değerlendirildi. 

Bu kayıp torbasının içine, eksikliklerinden 
dolayı bizi korkutmaları için boş korkularla dolu birçok
endişe koyduk. O korkuları hissetmeyi biz seçmeseydik, onları üretenler 
bunları satamazlardı. Daha fazlasını hissetmeyi ve daha fazla 
berbatlıklardan korkmayı istiyoruz. Bu döngü artık bir moda.

Anlaşılanın aksine, şunların peşinden koşmak bir moda takibi değildir: 
Daha daha fazla ve yeni giyim kuşam, ev, araba, mobilya, 
seyahat, yeni tablolar almak ve evet bilgi bile, hatta sanat bile ve 
akla gelecek bütün metaların peşinden koşmak, trendleri takip etmek, 
bütün bunlar için yaşamak bir moda değildir.

Kaygıyı ve küçümsenmeyi korku ile ambalajlayarak panikte 
kalma durumunu bir moda haline dönüştürdük. Tek modamız paniktir. Bu artık 
mit haline dönüştü. Piramidin en tepesinde olup, bütün ihtiyaçlarımızı 
hormonlayarak büyütüp yiyen içimizdeki hayaletin adı 
panik modasıdır. Bizlere sahip. Sürekli üremede. Bu panik modası kısırlaştırılmalı.
Bu panik halimizi artık ne tabiat sübvanse edebiliyor, ne de insanlar.
Geri sayımın çoktan başladığı gezegenimizde, patlamaya hazır olan düzenekte
kesmemiz gereken kablo bu. 

Matriks'te Neo'ya yutturulan kırmızı hapın, bizim yuttuğumuz
mavi hapın etkisini silmesi imkânsız. Mavi hapı kusmamız gerekiyor.

Kusmazsak, şimdilerde uzay turizmiyle esprilerimizi neşelerimizi 
GDO ile dirilten o yolcuların ihtiyaçlarını karşılamak için tedarikçiler olacağız.
Biz değil, sonrakilerimiz. 
Soru şu: Bizden nefretle bahsedecek nesiller istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
Tek soru, tek cevap. Kem küme ihtiyacı olmayan tek bir cevap.
Cevap hayır ise, paniğimizi sürekli hortlatan o mavi hapı lütfen kusalım.  

YORUMLAR

23 Haziran 2021, 13.07
Öyle bir dizimde yazı yazmışsın ki yorumumu bugün yarın diye diye hiç yapamıyorum. Ne etsem bilemedim. Vah bana vah


23 Haziran 2021, 16.26
Hmmm... Unadventurous; bu yazıya, yazıyla alakalı bir başlık koysaydın, yani içeriğini belirtir nitelikte, ne yapardın başlığı?
23 Haziran 2021, 19.04
Cezbe mavimtrak haplar olabilirdi :)))))

agrsif sorun tam olarak ne? Satırları bu kez de böyle sıralamayı tercih ettim. Neden böyle yaptığım ile ilgili dalga mı geçmek istedin? 
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın