gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Mektup...

09 Ekim 2021, 00.04
A- A+
Çokça hikayeler okuyorum bugünlerde boş kaldıkça... Öyküler okuyorum kitaplardan dergilerden.
Bazen bir cümlenin peşinden gidiyor zihnim sana, bazen de bir kelime çağırıyor ötelerden seni.
Kimi zamansa etrafın gürültüsünden kaçmak için sığındığım, okumalarıma eşlik eden şarkılarda çalıyorsun kapımı. 

Ayağımdaki koca postallara aldırmadan en erkek Fatma hallerimle yayılmışken bir sandalyeden diğerine; rastlamak sana hiç tanımadığım insanların kelimelerinde, iyi geliyor. Atıyorum belki de üzerimden yavaş yavaş sensizliğin ilk günlerinin telaşını. Evet hala korkuyorum geçmişin o sağır dilsiz zamanlarının geri gelişinden ama... Ama işte. Yaşamadan anlamak zor olduğundan burada kesiliyor cümle. 


Ne diyordum.. Evet öyküler okuyorum. Kiminde sayıp sövüyor yazar dünyaya kimin de bir yolculuğa çıkıyor geçmişe. Hepsi güzel hepsi alımlı. Ama biri var ki fazlaca kaldım üzerinde. 
Mesela bir cümlesini yazayım buraya. Bence sen de düşünürsün üstünde.
Diyorki yazar adı "Uzak Yarın" olan öyküsünde: " Bütün lezzetleri tatsızlaştıranın ölüm olduğuna inanırım, tam ölürken seslenirsen bana bir mektupta"... 

Evet her şey tatsız şimdilerde. Ne yağmurun altında saçlarını dağıtmanın bir tadı var ne de oturmanın deniz kıyısında. Çayın demi eksik kahve dersen telvesiz. Üstelik sarısı solmuş bir sonbahar her sabah ciğerlerime doluşan.
Tam da burada şükürle başlayan bir cümle kurmak lazım aslında değil mi? Ölmedin ve ölmedim diye. Herşeyi tatsızlaştıran ölüm değil diye...
Oysa bir vakitler derdim ya sana, ölsen; hiç olmazsa bir mezarın olurdu sabah akşam toprağına yüzümü süreceğim. Yerin yurdun olurdu bildiğim. Dindirmeye gücümün yetmeyişini kabullenebileceğim bir acıya eğerdim boynumu...

Kandığım zamanlardı Karacaoğlan'a atfedilen o meşhur dizeye. Ayrılığa ölüm sinerse insan nasıl kokar bilmediğim zamanlardı... 

Sonra bildim. Bildikçe ve de hatırladıkça bildiğimi, ürpermek ete saplanan bıçak ucu gibi oldu. 


Neyse. Ben aslında o cümleden ölümü değil mektubu seçmiştim anlatmak için... 

Öykünün başında yazarın kahramanı " sana uzunca bir mektup yazmalıyım" diyordu; yazdıklarına cevabın tam ölürken, tam iki dünya arasındayken gelmesinden korkarak...
Sana yazdığım defterler dolusu günlükleri  hatırlattı bu cümle. Ve burayı mesken tutalı beri nicedir uğramadığım mektupları o günlüklerdeki...
Ama sen hiç okumadın el yazımdan bir mektup değil mi? Saymazsak etin ete değişini ve saymazsak parmaklarımın avuçlarında kaybolduğu, parmaklarına kenetlendiği zamanları; aynı kağıt üzerinde parmak izime hiç karışmadı parmak izin.
Ah bu teknoloji. Bizi de sarmış ne yazık ki.
Yine de şanslıyız... Eksik kaldık el emeği göz nuru mektuplardan belki ama ne bir kablo ne  bir ekran ne de bir sinyal beklemeden günler ve gecelerce nefeslerimizin sıcaklığını yüklenebildi kelimelerimiz. Aynı çatının altında uçuşabildiler özgürce... Uyuyup uyandılar bizimle. 


Evet her şey tatsız şimdilerde... Saçlarımın rengi akıyor, tırnaklarım kırılıyor zamanlı zamansız. Kediler miyavlamıyor da inliyor sanki. Çocukların sesi ürkütüyor, gözlerinden kaçıyor gözbebeklerim. Kimliğimin tadı kaçıyor.

Bazen sadece öylece durmak istesemde bir sokak ortasında, bir köprünün altında, ya da bir dönemeçte rayların üzerinde; yine de şurdan burdan ne varsa bulup çıkarıp dolduruyorum oyalanacak şeyleri zamana. Giden her gün ömürden gidiyor bilsem de, yaptığım yaşadığım her şey, başında bir olmayan sıfırlara dönüyor sen olmadıkça. Can verdiklerim de olmasa biliyorum boşa yaşadım ve boşa yaşıyorum bu hayatı. 


Bir süredir tıkanıp kaldığım anlar oluyor her yazıda.Tıpkı şimdi bu yazıda olduğu gibi. Kulağımda çınlayan radyodan medet umuyor düşüncelerim ve şarkı falları açıyorum kendi kendime.
Bak işte:
Ferhat Göçer söylüyor... 

Sorarlarsa bitti dersin
Ben vazgeçtim o gitti dersin
Çok ağladı üzülmedim
Arkasından ittim dersin. 



Tesadüfe değil tevafuka inanan her insan gibi, gülümsedin mi sen de? Yoksa canın mı  acıdı benim gibi? 

Ve belki gülümseyerek acıya,  bir gün uzuun bir mektup yazmalıyım ben de sana.




EKİM 8 İSTANBUL


YORUMLAR

09 Ekim 2021, 12.15
Sayın Gri_K    "Lezzetleri kıran ölümü çok hatırlayın" sözünü biz tavsiye eden Hz.Muhammed (sav) ölümün bir son değil başlangıç olduğunu, dünyadaki lezzetlerin sahte olduğunu, dünyadaki aşkların çıkar olduğunu, gerçek aşkın ise Allah'a olan bağlılık olduğunu düşünüyorum.

  Fani olan dünya hayatında insanlara çok güvenmemek lazım. 
09 Ekim 2021, 16.45
Ama oldu mu şimdi. Adam dün geldi, bütün söylenecekleri söyledi.  :)
 Bu konu hakkında benzer düşüncelere sahibim yeni gelen, nickini yazmakta zorlandığım arkadaş.  Tam olarak aynı cümleleri kullanmazdım belki de ama söylerdim buna benzer şeyler.

Grim, hatunum kalemine sağlık...  smile Resmi smile Resmi
 Nerde benim sevdiklerim beyaaaaa.......  

09 Ekim 2021, 21.34
Sayın Babette, size zahmet olmasın diye yazdım. Malum siz performansınızı benim yazdimda harcadınız smile Resmi
11 Ekim 2021, 15.19

Ne diyeyim ki ben şimdi ikinize.
Yaratıcı düşürsün içinize kendinden bir parça bir faninin ellerinden emi :) 


Aşkın insana olanının da yaratıcıya olanının da mayası aynı mayadan gelir. Beceremeyen biz insanlarız. 

11 Ekim 2021, 15.21

Ha bir de Babettem subliminal mesaj verme hatunum... Eminim onlar duyuyor görüyor ve biliyorlar seni.
Olsalardı da bir akıl verselerdi di mi :))
12 Ekim 2021, 01.06
Çokça hikayeler okuyorum bu günlerde boş. Demişsiniz. İmza kendim
Tıpkı bu yazı gibi üzgünüm
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın