gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Kağıt Kesiği... Ful Versiyon

13 Ağustos 2016, 07.59
A- A+


Versiyon I


Yaranı açan şey ne kadar hacimsizse;  aldığın yara, o kadar çabuk kapanırdı. Ölümcül değilse isabet ettikleri  yer, geldikleri gibi giderdiler işte, hızlıca ve çabucak... Kalıcı olabilmeyi başaramayacak kadar özelliksiz, silik ve etkisizdiler; önemsiz, alt edilebilir ve geçici...



Bazı şeyler vardı onlara benzemeyen. Kendine dahil ederdin onları eğer ölmek istemiyorsan. Bir yığın hücreni öldürüp, onların yerlerine kuruluverirlerdi.  Çıkarıp atarsan,  boşluk kalırdı çıktıkları yerde; dönemezdin eski haline, kanardın, ölürdün. Kabzası dışında, bıçağı içinde, kalbinin yanıbaşına saplanmış iki yanı keskin bir hançer gibi...Çıkarıp atmak da istemezdin, memnun olurdun  yarandan. Hançerin memnun olurdu  senden (kınından). Onlara yara da denmezdi zaten . Aşk denirdi onlara...



Ama hacimsizler…Onlar sahiden de  hiçti. Bir damla kana denk düşerdi sende kaybettirdikleri . Neydi ki bir damla kan... Hiç!! Bir damlacık kan, belki bir başka hikayede önemli olabilirdi. Örneğin; bir A4' ün canına kastetmiş, ölümcül kırmızıyı anlatan başka bir  hikayede...



Açtıkları yara bile değildi, derhal kapanırlar, kabuk bile bağlamaz, öyle kendiliğinden kaybolup giderlerdi. Geleceğe karşılık gelebilecek tek bir saniyeleri  yoktu.  Anlık can acısıydılar,  kağıt kesiği gibi... Hepsi o kadar.
 




Versiyon II


Bir tarafımdan ıslanmıştım sanki..Her ne idiyse o, emiyordum, içime işlemesine izin veriyordum çaresizce. Dalga dalga yayılıyordu üzerimde; şeklimi bozuyor, dokumu değiştiriyordu. Bir de, kokusu vardı içimi bulandıran. Kızıllığı, giderek pembeleşiyor, silikleşiyor; düzensiz dalgalarla içime doğru ilerleyip,  figürsüz bir resim halini alıyordu bembeyazlığımda. Sağ tarafım eskisi gibi değildi artık. Eğilip bükülmüştüm, tutunamıyordum o yara aldığım yerden. Sağlam kalan yanlarım, tüm gücüyle çabalıyordu, yekvücut olmak için zeminle. Ama nafileydi. Bitmiştim, hissediyordum bunu, dönüşsüzdü bu yol.



Yemyeşil çimenlere baktığım anlar geldi aklıma; öz halim, doğalım... Ne hale getirmişlerdi beni, dönüşe dönüşe ne hale gelmiştim. İsyan bile etmemiş, olduğuma tevekkül edip, umutlanmıştım. Değişik hayatlar yaşayacaktım, anılarım olacaktı en azından. Giderek daha kötü, daha az değerli olacaktım gerçi, anlamıştım bunu ama kabullenmiştim, razıydım.



 Zordu, şanstı, bitimsiz bir aşkın mektubu, muhteşem bir baş yapıtın en güzel sayfası veya dinlemeye doyulmaz bir eserin notalarının ev sahibi olabilmek. Maneviyatsız bir evrak, bir tapu belgesi, bir noter çıktısı olabilmek bile zordu, şanstı. Ne çok isterdim oysa, vazgeçilmeyen olmak, asla dönüştürülmeyecek olmak; ecelimle sararıp, en gizli, en özel kuytularda saklanmak, sahiplenilmek... Ne çok isterdim...



Oysa şimdi; "kağıt kesiği"nden hüküm giymiş, lekelenmiş, kana bulanmış, kenarları kıvrılıp sararmış, bir çöp tenekesine dahil olan pespaye bir atığım. Hiçbir şey hikaye edilmedi bana, hiçbir anlam ve kıymetim yok, bir not dahi düşülmedi üzerime. Sahip olduğum tek şey;  sağ tarafımda irticalen gelişmiş figürsüz bir resim.  Ne resmi, bildiğiniz leke!  Ne anlatacak bir şeyim var, ne de benim hakkımda anlatılacak bir şey. Yaşanmadan heba edilmiş bir hayat bu, anısız...



Hükümlüyüm, sebep olmuş olanım, kanatanım... Hafifletici hiçbir sebebim yok. Mahkumum. Bir sonraki doğumuma kadar ölüyüm.


Bir A4 hikayesi okudunuz...




YORUMLAR

13 Ağustos 2016, 20.54
olabildine düşük profil bi  kişilik 
13 Ağustos 2016, 22.17
Versiyon 2’yi kullanayım ben.
Hangi duygularla yazıldığını tahmin edemiyorum. Bilmekte istemem doğrusu, zira yazının çağrıştırdığı o hissi kaybetmek var…
Yazıyı okuyunca, sahile vuran Aylan, akbabanın ölümünü beklediği yetim Afrika’lı, gün yüzü görmemiş bir Filistin’li kız çocuğu geliyor mesela aklıma.
Anasını kaybetmiş bir kuzunun döne döne yalvarışı, yaralı bir kuşun çığlık çığlık haykırışı geliyor örneğin aklıma.
Açlıktan, bombalardan, zulümlerden ölen mazlum bir insanın son nefesi geliyor aklıma.
Haksız yere ölen, öldürülen bir gencin son çırpınışları geliyor aklıma.
Kalburüstü bir yazı olmuş. Tebrik ederim…

14 Ağustos 2016, 00.08
Maneviyatsız bir evrak, bir tapu belgesi, bir noter çıktısı olabilmek bile zordu, şanstı. Ne çok isterdim oysa, vazgeçilmeyen olmak, asla dönüştürülmeyecek olmak; ecelimle sararıp, en gizli, en özel kuytularda saklanmak, sahiplenilmek... Ne çok isterdim...

Oysa şimdi; "kağıt kesiği"nden hüküm giymiş, lekelenmiş, kana bulanmış, kenarları kıvrılıp sararmış, bir çöp tenekesine dahil olan pespaye bir atığım. Hiçbir şey hikaye edilmedi bana, hiçbir anlam ve kıymetim yok, bir not dahi düşülmedi üzerime.

Zevkle okudum ve bunları aralarından seçtim çok yalın ve eğitici,yi bir ders niteliği yüreğine sağlık.
Hayran kaldım...
14 Ağustos 2016, 01.00
Klavyenin başında yarım saati geçirdim, hala bekliyorum.Hani derler ya elim kolum bağlandı, hiç bir şey yapamıyorum diye.  Bende hayal kırıklığı yarattınız,anlamsız bir yazı olmuş,ne bileyim birazda sıkıcı,sonra bir çok imla hatalarıda var desemde ne kadar sersem olduğumu kanıtlamış olurdum sanırım.   Bu ne yaaa!!  Varlığınız büyük şans, yokluğunuz :(((((        Neee!!!! ?  yalanmı söylüyorum?
İyiki varsınız :)
14 Ağustos 2016, 10.22
 Asi;  hangi kişilik? Kişilik analizi mi yapmışım ki? A4'ün kağıt kalitesini mi beğenmedin yoksa?



1Yalnızlık; ikinci yazı eski bir yazım, esasında versiyon kabul etmeyecek bir yazı biliyorum. Tercihin doğru. Kontrast yapayım dedim :) Aklına gelenlerin hepsi ve daha fazlası aklımdakilerdir. İnsan her ne yazarsa, o kalbinde ve  aklında yer edenlerle yazar zaten. İlla ki kelimelerinden, cümlelerinin bir kenarından dökülür onlar. Okuduğunda hissettiğini hiç kaybetmeni istemem, ne hissetmişsen o... Teşekkür ederim beğenin için, bu güzel yorumun için.



!Ogır; çok teşekkür ederim. Önceki yazıdan 1 çiçek alacağın kalmıştı :) smile Resmi



Kalsaydın; yorumunuzu okurken, yüzüm sırasıyla şu hallere büründü: smile Resmi  smile Resmi  smile Resmi  smile Resmi  Alemsiniz :) Çok teşekkür ediyorum yorumunuza.



Tekrar teşekkürler arkadaşlar. Bu güzel geri dönüşler çok mutluluk verici benim için smile Resmi
15 Ağustos 2016, 12.09
yazıyı A4 kendi kendine yazmadığına göre yazan birileri var demi yani yazan bi kişi o kişininde bi kişlği vardır.  her sanatkar eserine kendiden bişiler katar farklılıklar bunlar ve kişlğinide eserine yansıtır burda bu yansımayı göremiyosanız dicek bşi yok. ruh halini hayata bakşını belli  yerlerde açığa vurmuş bunu bilnçli yapmış olmayablir. 
  Siz sadece a4 e bakarsnız bende a4 ve üstndeki kalemin  a4 e doknşlarına 
 dahada açıklayıcı olablirim 
15 Ağustos 2016, 13.11
Asi; farkında mısın bilmiyorum ama bu son yorumundan da, "düşük profilli" diye nitelediğin kişilik zatıma ait olmuş oluyor :) Bana böylesi bir hakarette bulanabileceğini düşünmüyorum. İnsanların söyledikleriyle, söylemek istedikleri her zaman bir olmuyor. Aklındakini doğru ifade edebilmek konusunda handikapın olduğunu biliyorum. Bu yüzden hiç okumamışım varsayıyorum bu yorumunu. Esasen; konuyla alakasız yorumlara hiç cevap vermemek gerek. Ben orada yanlış yapmışım sana o soruları sorarak, sen de o soruları hiç görmemiş ol en iyisi :)
16 Ağustos 2016, 00.43
;((((( Resmen ağlayacağım şu anda, yaklaşık bir saat boyunca yorum yazdım ve göndere bastım
 Üye girişi uyarısı aldım,maalesef giriş yapmamışım. ;( Dolayısıyla,özene bezene hazırladığım
yorumum gitti .
  Öncelikle sizi üzmeyi aklımdan bile geçirmem.İlk yorumumda biraz şaka yapmak istedim .
Sizi üzdüysem (arada bile) özür dilerim.Bugünkü yorumumda özetle şunları yazmıştım.Başlangıçta şu soruyu sormuştum. Bu yapıt sizin eserinizmi? Lütfen bu sorumu yanlış anlamayın, abartmıyorumsize çok yakıştırırım.  
Geç oldu, sabah erken kalkmam gerekiyor .Sonra yorum yapmak isterim bu yazınıza, şimdilik hoşcakalın.


 

16 Ağustos 2016, 10.29
Kalsaydın; :) Yorum ya da yazı, direkt sayfaya yazmamanızı tavsiye ederim, yazıp sonra kopyala-yapıştır yapın. Benim de başıma çok geldiği için akıllandım :) Beni üzmüş değilsiniz, elbette anladım şaka yaptığınızı.



Sorunuzu da hiç yanlış anlamıyorum. Ben de, bu sayfaları takip etmeye başladığımda ,alıntı yapılıp yapılamayacağını bilmediğimden, sağlam kalemi olan bir arkadaşa aynı soruyu sormuştum :) Gerçi; hırsız olan her şekilde yapar hırsızlığını, toplama, türetme vs. yedirilebiliyor. Bu yüzden burada yazılanların hepsi orijinaldir diyemem. Ama ben kendi yazılarım hakkında size garanti verebilirim :) Hepsi, her cümlesi bana aittir.



Yazının II. versiyonu da, yine burada daha önce yazmış olduğum bir yazı. Benim blogların 7.sayfasında mevcut, bakabilirsiniz.  Buraya eklemiş olduklarımdan bazıları, bu versiyon II  de dahil olmak üzere noterden adıma tescilli yazılardır. Keşke insanların ahlakı gelişkin olsa da, her yazdığımı ekleyebilsem dilediğimce. Ama olamıyor :) Yazıları sağdan-soldan topluyorum sonra, her defasında da noter bildiğiniz masraf. Böyle yani... :)
16 Ağustos 2016, 18.26
Bu muhteşem yazınızın, 7. sayfadaki yorumlarını okudum, arkadaşların çoğuyla ifadelerimin aynı olduğunu belirtmek istiyorum. Aşk bu, bir,iki versiyonla kalmaz herhalde :) umuyorum bunların arkasıda  gelir.  Ya bu arada, aşk tanrıçaları sizin yazınızı okusalar mesleği bırakırlardı sanırım .Hem I.versiyon,hemde II.versiyon muhteşem olmuş gerçekten.Tekrar elinize, yüreğinize,emeğinize sağlık.

                                              
     
17 Ağustos 2016, 09.58
  Şimartmayın beni, hiç çekilmem Kalsaydın :) Teşekkür ediyorum.
25 Ağustos 2016, 00.42
İlginç ve etkileyici bir tasavvur.
26 Ağustos 2016, 00.19
http://cezbee.blogspot.com.trsmile Resmi16_08_01_archive.html

Hayalet bi yorumum vardı, nereye gitti ki smile Resmi Üç harfiler mi girdi yoksa buralara nedir ya! Tırsıyorum billahi :) Dur bi daha yazayım :) Gamyun, blog portal arazisine patates ekmeye karar vermiş, diyorlar. Doğru mu acaba? Galiba böyle demiştim, yeni yazının linkini verdikten sonra.



Dark; teşekkür ederim güzel değerlendirmeniz için. Nick tanıdık olmayınca profiline bakıyorum. Blog varsa şöyle bi göz gezdiriyorum. Sizinkini okudum ama başından sonuna kadar. Yazdığınız tarihte, bugün olduğu kadar irritasyona uğramamıştık milletcek. Konu düşünüldüğünde, "keşke o zaman okumuş olsaydım" dedim. Yine de yazı temiz, sürpriz son da keyifliydi.
26 Ağustos 2016, 04.15
Ne biliyim yani ne diyeceğsin ne diyeceğine...deyip demiyeceğine hiçbir şey ne deyer ne kim kim.. kimse.. kimseyi dinler ne bir şey anlatabilirsin ne dinleyeğen oluğur 
26 Ağustos 2016, 23.53
Xahhak; sanıyorum anadillerimiz farklı. Yoksa "just add water" yönergesine uyulmamış da olabilir :) "Xahhak" ne demek bulacağım diye arama motoru kafalı tiplere döndüm. "D"li bir versiyonunu buldum. İki efsane okudum hakkında, ikinisini de çok beğendim. Sonra biraz daha zorladım 21 Mart'a ulaştım :) Gayet zevkli bir gezintiydi. Teşekkür ederim :)
10 Eylül 2016, 23.57
Hahahahaha buldum buldum! Xahhak :)

https://www.youtube.com/watch?v=5dE1uq7Hqh0
12 Eylül 2016, 04.03
Üstad bu röportajında ne deyip demeyeceğini, anlatım esnasında tebessüm ve serzenişlere yer vererek akıcı bir üslupla açıklamış. Kendisiyle aynı duyguları paylaştığım için mutluyum.
12 Eylül 2016, 06.54
Retorik dehası mübarek :) Ben de kendisiyle tanıştığıma çok mutlu oldum. Yeri ve zamanı gelince mutlak faydalanacağım bu şaheserden. Yalnız kafama şu takıldı XahhaK; nasıl bir itkiyle bu yazının altına, bu yorumu yaptın? :) Yoksa şunu mu demek istiyorsun; anlatmışsın da, aha da işte bu kadar anlatmışsın :) Teessüf ederim smile Resmi Ben de kabalık olmasın, belki cidden Türkçe'yi çok iyi bilmiyordur diye alttan alıyorum seni :) Olsun olsun, güzel kafalar bunlar, illa her şey alakalı olacak değil. Hem zaten; ne bileyim yani ne diyeceğsin, ne diyeceğine, deyip demeyeceğine, hiçbir şey ne değer, ne kim kim, kimse, kimse kimseyi dinler, ne bir şey anlatabilirsin, ne dinleyen olur .pppppp
05 Ekim 2016, 21.59
güzel paylaşım
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın