gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Ben Geçen Gün Çok Salak Bir Çocuktum

27 Haziran 2012, 10.54
A- A+

 Geçenlerde düşündüm de, ben hakkaten çocukken çok salakmışım. Çocuklar biraz safçadır ya da ça’sı fazla bildiğin saftır, düz mantıktır. Ahm, hımmpss, heh (ataya styla) ben de öyleydim işte.

Kronolojik sırayla değil kırolojik sırayla yazacağım aklıma gelenleri.

İlkokuldaydım, kuzenimin kolunun çıktığının haberi eve bomba gibi düşmüştü. Tamam abarttım bomba gibi düşmedi, normal bir olaymış gibi anlatıldı. Ama her ebeveyn gibi, onlarda bu olaydan benim ders çıkartmam için akıl verir nitelikte konuştular olayı anlatırken. Bak kuzeninin kolu çıkmış, sen de yerinde durmuyorsun, senin de kolun çıkar ona göre tembihleri altında (annem değil, adeta daha o yıllarda trapper blogu gibiydi o konuşma, mesaj kaygılı :)), ben çocuk aklımla, insanın kolunun nasıl çıktığını, çıktığında nasıl taşıdığını ve yerine nasıl takıldığını düşünmekle meşguldüm. Aklımdaki kare de şöyleydi; Kuzenimin kolu çıkmış omuzun ordan, oyuncak bebek gibi düşünün işte, tamamen çıkmış, vücuttan bağımsız ve doktora giderken o kol, diğer elde taşınıyor :) Gülme, ne gülüyorsun, çocuktuk işte. Sonra sonra kolum, bileğim, ayak orta parmağım çıkınca anladım, nasıl çıktığını uzuvların ve nasıl yerine takıldığını. 

Ayak orta parmağım nasıl mı çıktı? Sadece o değil ki, ayak yüzük parmağımı da çıkarttım ben. Evde içi sünger, dışı meşin topla maç yaparken, Metin-Ali-Feyyaz’ın Metin’i olarak tam meşin yuvarlağı çatala gönderecekken, ufak bir hatayla, ayağımı, evdeki 145 yıllık ahşap mobilyanın köşesine vurdum ve ayak parmaklarımı çıkarttım, hem de iki kez.

Yine ilkokuldayım, 1 veya 2. sınıf. Özenli şekilde defterimi karalıyorum tamamen gelişi güzel. Aniden annem odama giriyor, dersini mi yapıyorsun sorusuna karşı bir an kalakalıyorum. Çek bakiyim elini napıyosun öyle sen demesiyle, defterin 2 sayfasının baştan aşağıya, sağdan sola, dairesel ve düz çizgi şeklinde sadece karaladığımı görmesiyle, bu ne sorusu arka arkaya geldi. Hemen flashbak yapıyorum beynimde. 

Ders yılının başındayız, öğretmenimiz yazdırıyor; 3 ortalı kareli defter, 4 ortalı çizgili defter, 1 tane güzel yazı defteri, 1 tane müzik defteri, 1 tane resim defteri bilmem kaç cm, 1 de karalama defteri alın. O zamanlar vardı, kırtasiyede, bazı defterlerin ön sağ alt tarafında “karalama defteri” yazardı. Öğretmenin bunu neden aldırdığını anlamasam da, elimdeki listeyle kırtasiyeden, tüm istenenleri almıştım. Diğer defterlerin ne işe yarayacağı çok açıktı, Tükçe, matematik, sosyal bilgiler defterleri. Karalama defteri de olsa olsa, karalamak için alınmıştır, adı üzerinde zaten. Onun için o gün oturmuş, karalama defterini karalıyordum, tek yaptığım, defteri amacına ve adına layık şekilde kullanmaktı. Şşşttt, sana diyorum, bunu okuyunca içinden “hakkaten salakmışın deme”, çocuktuk işte.

Bu sefer ilkokul 3 teyim bunu net hatırlıyorum. O zamanlar dershane kavramı ilkokullar için daha çok yeni ama dershaneye gidip gelmişim ve evde kimse yok. Sobalı ev ve aylardan kış. Yakmam lazım, doldurdum odunları, araya sıkıştırdım gazete kağıtlarını, belki bütün bir milliyet gazetesini yakmışımdır ama bir türlü odunları tutuşturamadım. O an aklıma, balkonda gaz olduğu geldi, bir kaç kez görmüştüm annem de öyle yakmıştı. Gittim ufak bi torba buldum. Torba da, annemin parizyen çorabının mavi renkli torbası. Vardı ya hani reklamları, “Müjde müjde sizeee, Parizyen’den (Beşiktaş’tan) müjde size, zarif sağlam esnek goller, güzel goller, müjdeeee”.... aklım Beşiktaş tribünlerine gitti. 

Gittim balkondan o torbanın içine bi şekilde gazı doldurdum. Ve artık iş, son noktaya kalmıştı, bunu odunların üzerine dökecek, sonra kibriti yakıp atacak ve sobayı yakmayı başaracaktım. Ancak unuttuğum ve gözden kaçırdığım çok önemli bir detay vardı, onu da sonradan farkettim. Sobanın kocaman kapağını açtım, mal gibi kafam tam sobanın üzerinde olacak şekilde odunlara bakarken, gaz dolu dorbayı serbest düşüş şeklinde odunların üzerine bıraktım. Bıraktım ama daha 5 dakika önce 20-30 sayfalık gazete kağıtlarının halen için için yanar vaziyette olabileceğini ve onların, göktüğüm gazı bir anda parlatabileceğini ve benim o an mal gibi duran suratıma doğru patlayıp, saçlarımı ve kaşlarımı yakacağını nerden bilebilirdim,  daha çok küçüktüm, el kadar bebeydim, sabisübyan bir şeydim. Tabi bi an ne yapacağımı şaşırdım. Hemen telefona sarıldım ve ağlayarak, babama şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum; 
- Babaaaa, böhüüü, baba benim saçlarım, kaşlarım zenci gibi oldu
- Nasıl oldu oğlum? Naptın, ağlama, anlat.
- Oldu işte, zenci gibi oldu böyle kıvır kıvır, yandılar...

Bu sefer ilkokul 2’deyim, saçlarım henüz zenciler gibi kıvır kıvır değil. Bayram sonrası, elimde bir sürü kızkaçıran, torpil, füze kalmış. Mahalledeki çocuklarla oynuyoruz, atıyoruz birbirimize. Bir kaç tane kız kaçıranın fitili düşmüş, elimizde kalınca, bi tane Zafer diye çocuk vardı, Piç Zafer. İşte hep onun yüzünden oldu nolduysa, yaşı da bizden büyük. Dedi ben ne yapacağımızı biliyorum, biz 5 salak bunun etrafına toplandık; “Şimdi bu kız kaçıranların, torpillerin ve füzenin içindeki barutları çıkartıcaz, tek bir yere dökücez, sonra da yakıcaz”. Süper fikir lan dedik, nesi süperse. Döktük hepsinibi güzel, etrafını da taşla ördük neye yarayacaksa! Zafer tam çıkartmış kibritle barutu tutuşturacakken, durun dedim, bunlar benim kız kaçıranlarım, o zaman bunları tutuşturma şerefi de bana nail olmalı. O yaşlarda böyle konuşuyorum ben, “ bu şeref, bana nail olmalı, filhakika” filan diye :) 

Neyse, 3 sınıfta sobanın üzerine kafamı mal gibi tutuşumun nedeni aslında buradan kalmaymış, bu olaydan akıllanmamışım ki, sobayı yakarken de kafamı tehlikenin üzerinde tutmuşum. Kibriti aldım elime, barutun dibindeyim ve kafam halen mal gibi barutun 40-50 cm uzağında 90 derece açıyla. Kibriti yakıp baruta atmamla, paooouuufff diye bir ses (sessiz gaz çıkartma gibi düşünün –yusuf-) ve acaip yoğun beyaz bir duman çıktı. Biz patlama beklerken böylesine sönük bir son herkesi şaşırttı ama asıl şaşırtan benim durumumdu çünkü ellerim ve yüzüm resmen yanıyordu. 

Yanıyordu ama ateşten değil, gözükmeyen birşeyden yanıyordum. Kabarmıştı suratım ve ellerim. Yine ağlayarak babama gittim :) Babam halimi bi gördü, ellerim ve suratım kıpkırmızı benek benek. Tabi diyemedim kızkaçıranların barutunu yaktık baba diye, dedim ki; “Arı kovanını kurcaladım arılar saldırdı, soktu”. En mantıklı sebep buydu çünkü daha önce bi kaç kez arı soktuğunda aynı böyle küçük kırmızı şişikler olmuştu. Şimdi aynısından onlarca vardı ve bunu bir tek arılar yapabilirdi :) 

Babam kaptığı gibi beni aile doktorumuz Yusuf amcaya götürdü. Girdim içeri anlattım, dedim böyle böyle. Artık nasıl bi hikaye anlattıysam, arı kovanını nasıl buldum nerde buldum naptımda arılar kızdı epey detaylı anlattım. Tamam çocuğum sen çık dışarda bekle dedi. Hiç unutmuyorum, bekliyorum kapının ardında ama diyorum içimden de, ulan ya yemediyse ki, yememiş, çünkü şöyle dediğini duydum; “Valla Ahmet bey, çocuk arı soktuğunu söylüyor ama bu pek arı sokması değil gibi”. İşte ben bu sözü duyduğumda kopuyor ve ağlayarak odadan içeri giriyorum, valla bilseydim yapmazdım, Piç  Zafer yüzünden oldu diye gerçekleri dökülmeye başlıyorum.

Düşünün bunlar sadece ilk okul 1-2-3 deki salaklıklarım, bu kadar zaman da daha ne salaklıklarım vardır. Başka bir blog da devam ederim. Mesela, bisikletimi, lunaparkta çarpışan otolara binerken çaldırıp da, babama, senin iş yerinin arka bahçesinde arkadaşımla konuşuyordum, ön taraftaydı bisiklet, orda çalınmış diye yalan söyleyip yutttup, bi kaç ay sonra anne babaların da olduğu bir mecliste, aslında olayın öyle olmadığını, eğlence peşinde koşarken bisikleti salak gibi çaldırdığımı kendi ağzımla itiraf edişim var ama o artık başka bloga :)

Şimdi sıra sizde, siz anlatın bakalım, çocukluk salaklıklarınızı (trapper stayla).

Haha haaa, yok yav  anlatmayın, şaka yaptım. Banane sizin salaklıklarınızdan, benimkiler bana yeter :) Bu blogun sonunda siteyle ilgili hiç bir ip ucu yenilik yok. Önce başını sonra sonunu okuyanlar avcunu yalasın. Belki aralara bir şey sıkıştırmış olabilirim ya da olmayadabilirim, bilmiyorum, emin değilim. Kafam karıştı benim,  bu kafa karışıklığını ancak bi tatil giderir. Size oyunlarınızda bol şans, ben kendimi denize, güneşe vereceğim bir süre.

YORUMLAR

27 Haziran 2012, 11.19

Çeşitli uzuvlarını defaten kırmış,şu anda bile kolu askında olan ve bunların yanısıra kulağını koparmış,bahçe demirini bacağına saplamış,herkes motorlu kayık gezisinde sakin sakin denizi izlerken gidip motoru çeviren kayışı yakından izlemeye kalkıp bacağını kesmiş,tırmıkla yakın akraba olmuş (utanıp anlatamadığım daha bir çok salakça hatıraya sahip)bir kişi olarak yazdıklarınız beni hiç şaşırtmadı.Aman Allah'ım yoksa amca çocukları falan mıyız!!!!

 Tek merak ettiğim hali hazırda bu halleriniz devam ediyor mu acep:)))

27 Haziran 2012, 11.21
Her zaman tatildesin zaten.  yüzüne  hasret  kaldık önceden  her  salona  girerdin.  şimdi  pis  yedili salonu 1  den dışarı  çıktığın yok.neyin  tatilini  yapcan  çokmu yoruldun salon salon dolaşarak:)) desem  yalan  olur.önce salon salon dolaş  yoruldum  tatile  çıkmak  istiyorum demeye  hakkın  olsun :))  hasret  kaldık yüzüne :))gamyunun  gamyun  olduğunu  belli eden o  çizgi resim  varya  işte  o  çizgi resmin yanında  gmsnn  yazan  yazıyı özledik.aslında sen  tatildesin  ..dön artık  gel:)))
                                                                      ASI_KES27 Hayal  gemisinin kaptanı :)
27 Haziran 2012, 11.30
ahahhaha böyle uzun blogların sadece  başını ve sonunu okuyabiliyorum.aralarda  siteyle ilgili yeniliklerden söz etmişseniz de bir şey kaçırmış sayılmam.Nasılsa tatil dönüşü bunları öğrenmeme olasılığımızın imkansız olduğunu biliyorum.:)İyi tatiller:)
27 Haziran 2012, 11.31
Büyümek seni hiç değiştirmemiş :D Sen hala ...(yazmak yemedi :)








27 Haziran 2012, 11.35
Siz uzayda yaşadığınızı felan mı sanıyordunuz o yıllar için ?5 milyon çocuk varsa 4,5 milyonu böyle zaten diğer kalan 500bini de dışarda mendil satıyor.
27 Haziran 2012, 11.38
Ben tuzağa ilk düşenlerden olayım hadi :) Ama ya benim şapşallıklarımın tamamını yazsam Gamyunun en salağı seçerler beni yok kırpıcam ve daha kabul edilebilirleri yazarak şanımı kurtarıcam .    Ben bi gün böööyle çocuktum işte , ahm :) Sooracııma , duvarda bir tablonun altında duran , ama kimsenin baktığını görmediğim termometre gözüme takıldı. Tam da derste ne işe yaradığını öğrenmişim, deney yapıcam . Aldım onu elime , peeh toz içinde, kimse bakmadığından temizlikten nasiplenmemiş de. Mutfağa gittim , ocağı yaktım, yanına bi yaklaştırıyorum , anneee hakikaten yükseliyor. Koşarak buzluğa sokuyorum 2 saniye , düşüyor. Ben böyle böyle , hadi , bi daha , bi daha derken, tavan yaptı adrenalin , iyice soktum ateşin dibine:))) Booooommm ! Bana bir şey olmadı, yüzüm yanmadı, saçlarım tutuşmadı, yani hala güzeldim :) 
  Bir şapşal anım da merakla ilgili. Türkiye'deyiz artık babamla ve babaannemle yaşıyorum. O zamanlar evler arasında otoparklar değil , kısa duvarlar vardı daha çok. Yan bahçenin oğlu Cumhur'un sünneti var işte balonlar malonlar bahçede.Bana anlatılan pipisi var erkeklerin ve o kesilecek.Erkek kardeşi olmayanlar anlayabilir ancak içimdeki merak duygusunu, gülmeyin hemen.Bütün derdim görmek. Kesilmeden yani. Teyzeler , amcalar ,çocuklar öyle kalabalık ki bahçe, bacak aralarından, etek kenarlarından ilerledim olay(!)mahalline.Bi curcuna bi curcuna derken , aptal Cumhur daha doğrusu kurban Cumhur beni gördü. Ve bağırdı ; O GİTSİİNNN ! beni işaret ediyor bir de sanki bişey yaptım gibi.Çetin amcanın karısı elimden tuttu götürdü beni sonra.Akşam babam anlattı sonra sünneti işte.Erkek doğmadığıma dua ettim .  Sonracıımaaa :))) Yok ya , o kadar da diil, kısa kesmem gerek. Ve hatta şöyle demeiliyim ben. Bu kadarcık işte , başka da bi şapşallığım yok çocuklukta benim :)
Bu arada bir dip not eklemeliyim. Zaaflarını , eksikliklerini, defolarını ( ki asla defo değildir gözümde) anlatabilenleri çok seviyorum ben.Özgüven kaynaklarını bulmalı ve de içmeli.Ha , araya sıkışmış bir gamyun bilgisi olabilir diye bi daha baktım da buldum he :) Yusuf amca yakında üye olacak bu blog okutulacak ona rumuzu da Yesefefe olacak gibi . Ben buldum ben buldum :))
27 Haziran 2012, 11.44
İlkokul 3.sınıfta dershaneye gönderilmeye başlanmış  bir çocuk  !!
oyyy oyyyy iyi ki annen değilimmmmm....
şırıngaya zeka doldurup damardan verdirmeyi deneyebilirdim !
hani evdeki durumlar farklı değilde, biliyorum da söylüyorum herhalde ne kızıyon  :)
neyse ki, bitirimliğinden birşey kaybetmemişsin.
iyi tatiller....
27 Haziran 2012, 11.45
   Ben geçen gün çok salak bir çocuktum başlığından acaba geçenlerde napmışta kendini böyle hissetmiş diye merakla okudum :)) Çokta güldüm ve kanımca buna salaklık değil '' Fırlamalık'' diyorum :p Fırlama gmsnn :)) Ben o kadar akıllı, masum bir çocuktum kii böyle fırlama anılarım yok smile Resmi ama salaklık dersek yeni doğan kardeşimin kıskançlıktan gözlerini oyduğumu, yatağımda uyuyan çocuğu yere düşürdüğümü, beni kızdıran erkek çocuğun kafasına vazoyla vurduğumu ımmm hımmm yok yok ne devam edebilicem nede derinlemesine inicem pekte masum değilmişim onu anladım :)) :D Trapperin çocukluğuna inmek süper fikir ve Eğer ki trapper sinemaya tek kişi girip kolunda bir bayanla çıkıyorsa çocukluğunda neler neler var düşünmüyor değilim :p :D :D İyi Tatiller gmsnn..
27 Haziran 2012, 13.10

Çocukluğumu  hatırladım bende yazınızda :)

İlk okul 3. sınıftı yanlış hatırlamıyorsam. Babamın motoru var bahçede. Evde kimse yok . Aldım bi tur at hevesini al bırak demi. Olmaz bütün sınıf arkadaşlarımı kız -erkek hepsini gezdim. Hava güzel şort var. Tam eve geldim aynı yerine bırakıcam motoru bacağım motorun motoruna değmezmi. Yandı baldırım. su toplamasa iyidi söylemeyecektimde. Harita gibi su topladı mecburi istikamet doktor:)

ilk okul 1.sınıfta bi bayram annaneme gittik komşusunun  bahçesinde dut ağacı vardı. Bayramlık elbisemle çıktım. Düştüğümde elbisenin üstü var altı ağaca takıldı söküldü kaldı:)

Komşumuzun köpeği cony'e  peluş köpek muamelesi yapıp severken beni ısırması ardından cony ve bana kuduz muamelesi yapılıp aşılanmam :(

18 yaşıma girdiğim gün babamın arabasını aldım. Herşey o kadar güzelki babamın arabasını izinsiz aldım bizim kızları gezdik tam evin önüne geldik park ediyoruz polis doğum günümde karakolda düştüm :)

27 Haziran 2012, 13.16
hakkettende çocukluğun fenaymış.Ben tam tersine çocukken çok zekiydim.bizde çoçukken  2 katlı inşatın üstünden kumun üstüne atlardık belki günde 100 kere herkez çakılmıştır yere  kumu tutturamayıp birtek ben düşmedim.tabi düşünler hep kırık çıkık en sonunda biri demirin üstüne düştü.ağzına demir girmiştir.uyyyyy hala tüylerim ürperir korktumda dahada yapmadım...iyi tatiller...
27 Haziran 2012, 13.51

  Çocukluğumuzda var da  şimdi yok mu sanki öyle salaklıklarımız:))Çocukken teravih namazına götürürlerdi ramazanda. Orda nedense bi gülme krizine girerdik ben ve benim gibi çocuklar. Herkes ibadetini yaparken neden o kadar gülerdik hala anlayabilmiş değilim, çocukluk işte...Benim de ateş yakamama gibi bi beceriksizliğim vardır hala aynı:) Hoş şimdi gerek yokta ama ben yanan ateşe odun da atsam o bi şekilde sönerdi. Bi dünya azar işitirdim üstelik:)) Bir de sakarlıklarım vardı ki, of sormayın gitsin. Bahçede oldu bitti yerinde sabit duran bir taşa  ben bıkıp usanmadan sürekli çelme takardım. O çıkan parmak gibi. Fakat benim ayağımın orta parmağı yok gibi bişeydi, insan her seferinde de aynı parmağı vurur mu:)) Artık acıyı hissetmez olmuştu o parmağım ve rengi her daim mordu:)

 Trapper gibi, mesaj kaygısı olan, annenizin konuşmaları çok hoşuma gitti:) Üstelik biz de anlatmaya başladık gayri ihtiyari '' çocukluk salaklıklarımızı'' Ama bir de  Not  düşmeliydiniz:)) ''Olaylar tamamen kendi yaşanmışlığıma aittir, kurgu değildir, sevgiler ve saygılarr..'' İyi tatiller...

27 Haziran 2012, 14.51
Gerçekten başlığa uygun bir blog, okuyunca gerçekten çocukken salakmış diyor insan :) Şu kız kaçıranların içindeki barutları çıkaralım, süper fikir...  olayı da bana Ata Demirerin "uzun eşek oynamalıyızzzz"  repliğini hatırlattı :)) Güzeldi...:)
 Beyaz tenliysen güneşte fazla durma kızarırsın, neden kızardığını açıklamak en zoru.. ( trapper styla ) :)))
27 Haziran 2012, 15.18
   Çocukluk anıları ile ilgili yazıları okumayı ve anlatılanları dinlemeyi oldum olası sevmişimdir.Uslu bir çocukluk dönemi geçirdiğim için midir bilemiyorum?!
   Yaptığınız eylemlerin başınıza ne işler açacağını, sonucun ne olacağını kestirememişsiniz.Ama nihayetinde olanlarla ilgili neden-sonuç ilgisi kurabilmişsiniz:)
   Bir de anlam veremediklerimiz var ki benim hiç unutmadığım,ilk hıçkırıklarla ağlamanın nasıl bir acı olduğunu ve şimdi hatırlatıldığında ya da hatırladığımda çocukmuşum işte ne var dediğim bir anımı paylaşcam:)
   3 yaş benden büyük olan ablam gözümün önünde gün ve gün dal gibi uzarken birgün bir telaşla kendimi bahçedeki erik fidanının yanında buldum.Sırtımı fidana yaslayıp, bir bıçak yardımıyla başımın üzerinden fidanı işaretledim.2-3 günde bir gidip boy artışımı görmek için fidanı selamladım.Birkaç hafta sonra ne göreyim işaret epey yukarda ben ise işaretin 5-6 karış aşağısındayım..
  Çığlık çığlığa eve koştum ve ağlayarak dedim ki "Ben gitgide kısalıyorum." ...Neden-sonuç ilişkisini kuramadığım olayın asıl sebebi ablam evet ablam tarafından açıklandı."Sen kısalmıyorsun akıllıl,fidan büyüyor."Veee odaya kapanış, hıçkırıklarla yastığa gömülmem..2 saat sonra odadan çıktım nasıl zoruma gitmişse dedim ki "Ben birgün senden uzun olucam ama sen hiçbir zaman benim kadar güzel olamayacaksın." :)))
   Canım ablacım seni seviyorumm:))
   Size de iyi tatiller diliyorum gmsnn...
27 Haziran 2012, 15.18
Kullanıcının istekleri pardon bloglar :))

 Sayın opum   bu bloğunuzu okurken kullanıcının  daha önce yazmış olduğu pamuk eller klavyeye  başlıklı blog geldi aklıma :))

Öncelikle okuldaki başarınız için Tebrik ederim  derfterlerinizi nizami kullandığınız için :) ben en çok matematik dersini daha doğrusu defterini severdim çünkü bi  ( sos ) diye oyunumuz vardı matemetik defterinde çok güzel oynanıyordu hala matemetik öğretmenim aklımdan çıkmış değil aklımdan çıkmayan şimşek kısmı sos oynadığımızdan dolayı .sınıfta belirli kişilerin defterlerini topladı ve sos oyununu görünce bunların kulaklarını çekmeye başladı :)))ben uyanıkım ya hemen defteri ters çevirmiştim 2*2=4 gibi matematik çalışıyorum bi yandanda gülüyorum benim gülmeme defterini al gel  kendimden emin gittim gösterdim defteri ters çevirdi bi açtı sonra bi şimşek çaktı :)

Torpil savaşları yaparken tam yanında patlasın diye fitili eteşledim bekliyorum dibine gelsin öyle fırlatayım ama dibine geldi ben hala bekliyorum o arada Annemn bagırıyo atma oğluumm diye ona bakarken  sonrası malum elimde patlamıştı:) sonrada bi dünya kızmıştı bana  ya elim acıyor annem  bıtkınlığını anlatıyor bende kızgın bi surat ifadesiyle  babam gelsin görürsün sen diyorum :)
(  ee Anne sen atma dedin ben söz dinledim ne kızıyosun )

  Okulun bando takımı vardı bende yazıldım bando kıyafetleri falan  bahçede  sıra düzenine girdik dıtırıdıdırıdıt dıtıdıttırıdıt çalıp durıyo herkez ama arada acayip bi ses geliyor bazen vurur gibi yapıyordum bazende vurduğum da değişik sesler çıkıyor yanımdakine bakıyorum yanımdaki bana   neee yanlışşş yapıyosunn benimde kafamı karıştırıyosun diye bi kaç turdan sonra  karşıdan öğretmen el işaretiyle birisini çağırıyor ama hiç üzerime alınmıyorum herkez ben ben diyor ıı yok hiç birisi değil , düzeni bozan  O__ben :)) Attı beni bando takımından.

Bi günde Annem  evde yok karnım açıktı babamada süpriz yapıyım dedim hazırlıyım bi şeyeler mikrodalga 'ya  yımırta koymuş ve orda pişirirken içinde unutup yakmıştık ,tık çünkü babam bana FENERBAHÇE'nin ne kadar büyük takım olduğunu anlatıyordu :) Ama Annem gelmeden yenisini aldık :) microwave

Sayın opum aslında daha çok var burda kısa kesiyim dedim :)
27 Haziran 2012, 15.24
Okudum okudum okudum olmadı bir daha okudum salaklık göremedim gördüğüm masumiyetti çocuk gibi çocukmuşsunuz salak değil ayrıca şekermişsiniz.
27 Haziran 2012, 17.56

Benim çocukluk anımlarımda ilk aklıma gelen bahçeli bir evde oturmuştuk kısa bir süre. O dönemde cins olmayan bir köpeğim olmuştu. Üst komşumuzun oğluyla, küçük bir yavruyken bulmuş eve getirmiştik. Annem mutfakta akşam yemeği için telaş ede dursun. Biz apdüşle köpeciğin üstündeki minik hayvanları alıp alıp atmış. Bi türlü bitirememiş sıkılmıştık ki annem görünmüştü kapıda ))) Kadıncağız şok bir halde napıyorsunuz siz diye küçük bir çığlık atmış köpeğimi bahçeye, beni banyoya atması bir olmuştu. O kadar sabunlamıştı ki beni derimi yüzecekti nerdeyse. Kıpkırmızı olmuş halimle gözüm yine bahçedeydi.İlk fırsatta yanına giderek ona buzdolabından aşırdığım yiyecekleri götürmenin hayali peşindeydim. Yaptımda nitekim. Evde süt, kıyma, ekmek ne varsa annem görmeden alıp götürürdüm. Apdüşte ne bulursa getirirdi, esirgemezdi iyi çocuktu. Ha köpeğin bitleri ne mi oldu. Babam şampuan aldı, bir kaç yıkamada bitler kayboldu. Mis gibi tertemizdi boncuğum.

Çarşıya pazara giderken peşimize takılır bizimle gelirdi. Onu  o kadar severdim ki yorulmasın diye kucağımda taşırdım. Çocuk aklı işte :) Biz ordan ayrıldığımızda onu apdüşe emanet etmiştim. Ne ağlamıştım anlatamam. Ağlamalarımız hep böyle tatlı şirin ayrılıklar üzerine olsa diye geçti içimden şuan:) Anılarıma döndürdüğün için ve bu güzel paylaşımın için teşekkürler gmsnn.. Tatilin darısıda başıma inşallah..İyi eğlenceler...

27 Haziran 2012, 19.40

En saf ve masum hallerimiz çocukluk günlerimiz değilmidir.Bir gün annem evde yok , üç kardeş çok acıktık ve makarna yapmaya karar verdik  ancak , makarnanın suda haşlanarak piştiğini biliyorduk da kaynar suya konduğunu bilemedik. Sonuç mu , soğuk suda pişirilen hamur kıvamına gelen makarna .) ve ceza olarak birer çatal yememizi istemişti annem kendi başımıza yapmaya çalıştığımız için.

Kuş yuvalarını çok merak ederdim, hangi ağaçta görsem tırmanır yuvadaki kuşları elime alıp sevmeye bayılırdım , tüysüz bişilerdi rengi pembemsi ben yinede avucuma alıp severdim ağacın dalına oturup. Birgün ben yine yavruyu sevmekle meşgulken annekuşun başımın üstünde cikciklemeye başlamasıyla bana saldıracağını sanarak aceleden ağaçtan inmeye çalışınca kendimi kısa yoldan çimlerin üzerinde bulmuştum bacaklarım sıyrık bir vaziyette..

Çocukça  saflığım annemlerin oruç tutmak için gece sahura kalktıklarında kuş tutmaya çalıştıklarını sanmamdı.

Çocukluğumun bir dönemi memleketim olan Trabzon 'un köyünde geçmişti . Döndüğümde nasıldım söyleyeyim,  şiveli konuşmaya başlayan , sövmeyi öğrenen , çocukları döven ( özellikle erkek çocukları )  ve bunun için evden gizlice çıkıp başka mahallelere giden bir kızdım.Ailemin beni düzeltmek için ne kadar uğraştıklarını tahmin edersiniz artık .

Çeşmenin yalağındaki siyah kurba yavrularını larvamı demeliyim bilemedim , küçük kıpır kıpır yüzen bişilerdi , avucuma alıp gizlice kardeşlerimin koynuna atmam cabası ..

Sayın opum öyle bir konu seçmişsiniz ki yazdıkça yazılıyor . artık sustum..

Size iyi tatiller diliyorum .

27 Haziran 2012, 19.51

Bence de   güncel   anılarına dair  bloglarda  yaz.Yazda kıymetli parmağının başına  gelenleri  hüzünle okuyalım.Aksi  halde '' nerede keşif uçuşu , hangi karasulardaydında,  kanadını kırdılar''   diye bir  senaryo  üretebilirim.:))Malum üretgenliğim tescilli:))

  Yeri  gelmişken  bloguma yorumunu  bugün okudum. ve  diğer  yorumlarıda.  Tehtit kokan   başlığımdanda mı  içiniz ürpermedi.Ya  ölmezde  geri  dönersem mesajı vermiştim:))  Gerçi   henüz  operasyon geçirmedim.Filmi  ters  basmışlar, sağımdaki taş, solumda  görünüyordu  filmde.DR  riske atmak istemedi. Ve   bayan olduğu için sanırım beni tekrar  görmek için 2  gün erteledi:)) Napim  aldıramadım işte.Belkide doğurrum!! :)  Tektaş vereceğim  doktoruma :)))  Made in  beymen.:)

    Çocukluğuma dair:   Latife  yapmıyorum ,  her kelimesi  doğrudur  yazdıklarımın.7  Yaşlarındaydım,  ve şu  hayali  defalarca  kurmuştum.'' Büyüyünce bir sevgilim olucak ve  ben onunla elele tutuşup,  sahilde   huzurla koşucaktım.'' Yıllar  geçti ve  ben buğün  şu hayali kuruyorum:  ''  bir sevgilim olucak ve  ben onunla elele tutuşup,  sahilde   huzurla koşacağım.'':))  İnsanoğlunun  doğumundan ölümüne  kadar   hiç  gelişmeyen   tek organı  gözbebeğiymiş.Benimde  gözbebeğim  yukardaki hayalim işte . 7 den   X' e kadar  hiç değişmedi:))

   Hadi sana iyi tatiller,( denizlerimizi  küçük ihtiyaçlar  uğruna  kirletletip,  tuz oranını arttırmayalım) nedense  çocukluk  hikayelerini okuyunca   yukardaki  tırnak içindeki  sözleri   mesaj olarak vermek  istedim :):))))

     Bu arada sıcak  su  tavsiyen için  teşekkür ederim.Gercekten çok  faydasını görüyorum.İyi  tatiller..

27 Haziran 2012, 22.31
Aman yarabbi bu bir rüya olmalı.Birilerinin bir zamanlarki salaklıklarından bahsetmesi ve bunları okumak  ne kadar keyifli bir şeydir böyle. Hele bu kişilerden biri  gmsnn ise bir de  "ben salaktım, ben maldım, saftım vs " diyorsa zevkten dört köşe olmamak mümkün mü?
   Yani siz de salakça anılarınızı yazın  deseydin de " ben zannetmiyorum ki bu kadar salakça anıları olsun blog yazarlarının" diyordum ki yorumcuların yazıklarını okuyunca demedim :)
   Ben de yazsam mı acaba dedim ama bunları yazmak daha safça olacaktı vazgeçtim desem de aslında çokça salakça anılarım olmadığından havayı bozmayayım desem de yine inanmayın 1. sınıfta  istiklal marşı okunurkenki yaptığım salaklığı sizinle paylaşmayacağım
 
   Çocuklar dört gruba  ayrılır

Ateş grubu: Ateşli, yanıcı, yakıcı, patlayıcı maddeler vazgeçilmezleridir. Evde halıları yakmak, tarlaları ve çalılıkları ateşe vermek(bizzat kendim),sobayı yakmayı deneyip saçına perma yapmak, kaşlara kirpiklere sıcak epilasyon yapmak(bknz. yazarın estetik düşkünlüğü), birilerinin sigaralarına barut doldurmak(çok eğlenceli)  vs vazgeçilmezleri arasındadır. Ateş daima onları çağırır...En tehlikeli çocuk grubudur.
Su grubu: Balık gibidirler nerde su bulsalar dalarlar. su savaşları, evleri su basmasına maruz bırakmak, her türden sulu şakalar vazgeçilmezleridir.Büyüdüklerinde yerini sulu espriler alır ki faciadır.
Toprak grubu: çamur, toprak, kum ne bulsalar dalarlar.pasaklıdırlar bu çocukların bariz örneklerini  en çok momo reklamlarında görebilirsiniz. Hiçbir topraksal malzeme bulamasa kendileri üretebilir bence.
Hava grubu: Havalıdırlar aerodinamik kanunları onları durduramaz.En meşhur örnekleri pokemonlar zamnında uçacaklarını sanıp balkonlardan pencerelerden atlamışlardır. Ağaçlardan duvarlardan atlayıp kafa göz bacak kıranlar da vardır. Büyüdüklerinde çok havalı olurlar.

 bidakka ya anca dank! etti.acaba  sezon sonu fıstık mahsüllerine zam mı geldi? bu blog da gündem değiştirme malzemesi mi acaba?

28 Haziran 2012, 16.21
Çok eğlenceliydi.:)
Anılar, aradaki göndermeler falan...:)

Ben en çok başlığı sevdim; nasıl akılcı, hoş, içinde gizli mesaj barındıran(p) bir başlıktır bu:
"Ben Geçen Gün Çok Salak Bir Çocuktum"
"Eşek kadar olmak" deyimi vardır ya, evet ondan oldum şahsen ama daha "geçen gün" çocuktum ben de. "Yıllar su gibi aktı" geyiği bu "Geçen gün" durumundan çıkmış belli ki.:)

Soba kurbanlarından biri de bendim; kaş, saç adam oldu da güzelim kirpiklerim güdük kaldı. Yıllar sonra gidip yapıştırttım ilaveler ama geceyi zor geçirdim, kendimi Türkan Şoray kirpikli hissetmenin yabancılığı yanında göz kapaklarımı zor kaldırıyormuşum gibi olunca hemen ertesi gün söktürdüm. Olan kirpiklerimden az bir kısım da o işlemde koptu.:) Daha da ııh,tövbeee.:)

Madem "Benim salaklığım seninkini döver." olayına girmişiz yorumlarda, eksik kalmamam gerek.
Farkımız var. :)
Şöyle ki, gmsnn dahil herkesinki çocuk saflığı ve deneyimsizliği sonucu oluşan kazalar olarak adlandırılabilir, yani sonucu bilinmeden yapılanlar.
Ya ben, ya ben? Bile bile... Biz buna tıp dilinde(P) "Sapsalaklık" diyoruz.:)
Bakmayın şimdiki geveze hallerime, küçükken hemen hemen hiç konuşmaz, kolay kolay tepki vermezdim ben.-Bir şeyleri protesto mu ediyordum bilmiyorum ama inatla konuşmazdım.-
6 yaşımdayım, önlük dikiyor komşu teyze bana, ilkokula başlayacağım. Prova yapıyor ve kol takıyor.Kadın toplu iğneyi omzumda kumaşla birlikte etime batırdı ve öte yandan çıkardı. Canım nasıl yanıyor ama konuşmayacağım ve inatla asla tepki vermeyeceğim ya - nasıl bir ibişliktir hayret!- durum anca prova bitip önlük çıkarılırken farkedildi. Komşu teyzenin paniğine de hiç tepki vermemiştim.:)
Sanırım kendimi Rambo'nun yakın akrabası falan sanıyordum.:)

Sıradan olanlar da var tabii; besleyeceğim diye kurbağa yavrularını ceplerimde, pembe fare yavrularını eteğimde eve taşımalarım ve anneciğimin acı çığlıkları da unutmadıklarımdan.

Size şahane bir tatil diliyorum. Bizi bir süreliğine de unutmanız sağlığınıza çok iyi gelecek.:)
Ama lütfen, dönüşünüzde daha sık yazın. Çok seviyorum şahsen kaleminizi, zekanızı, espiri yeteneğinizi okumayı.
Ve sevgili cebren, sizi de öyle.Çok ara verdiniz, lütfen sizden de bekliyoruz.

Gülümsettiğiniz için teşekkürler.
Sevgiler.

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın