gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

GÜVERCİNLER

29 Kasım 2017, 19.20
A- A+
GÜVERCİNLER
 Ankara'da bir çift güvercin balkonumuza gelip gitmeye başladı. Balkonda iki koltuk vardı. Zaman zaman çıkıp oturur, çevreyi seyreder; hava alırdım. Güvercinler benim orada bulunmama alıştılar. Balkona su koyuyor, yem serpiyordum. Gelip su içiyor, yem yiyorlar; genişçe bir leğene koyduğum suda da girip çırpına çırpına yıkanıyorlardı. Onları seyrederken büyük bir zevk; huzur duyuyordum. Ben otururken koltukların altına girip çıkmaya başladılar. Onları ürkütmemek için ani hareketler yapmamaya dikkat ediyordum. Bir gün gagalarında çöplerle geldiler: Yuva yapıyorlardı. Yuva tamamlanınca dişi kuş, yumurtlayıp kuluçkaya oturdu. Bu arada bir saksağan da gelip balkon demirine konuyor; fakat balkona girmiyor, yemlere hiç aldırmıyor... Anladım ki saksağanlar etçil kuşlar sınıfındandır. Aradan yirmi, yirmi beş gün geçince güvercinlerin bir yavrusu oldu.Binicik, tüysüz bir şey! Harekesiz durduğunu görünce ölmüş olabileceğini düşündüm. Bir gün sonra baktım ayağa kalkımış; bir kaç gün içinde de tüylenmeye başladı. Çabuk gelişiyordu. Bir sabah güvercinleri bir telaş içinde balkonda dolaşır gördüm. Sonra da balkonun bir köşesinde yavrunun ölüsünü fark ettim; saksağan başını koparmıştı. Hepimiz çok üzüldük. Güvercinler bir süre ortalıkta görünmediler. Hiç gelmeyecekler sandık. Geldiler. Tekrar yumurtlayıp yavru çıkardılar. Bu kez, saksağanlardan koruduk. Yavru büyüdü, gelişti. O sırada biz Ankara'dan ayrıldık. Yavruyu bir karton kutu içinde apartman görevlisine teslim ettim. Kendi balkonlarında uygun bir yere koymasını, annesinin gelip onu bulacağını söyledim. Telefonla haber alıyordum. Tahmin ettiğim gibi anne yavruyu bulmuş. Yavru uçmayı öğrenmiş; mutlu son! 


Cami avluları; şehir meydanları hep güvercinlerle doludur. İstanbul'da Beyazıt meydanı, Eminönü'nde, Mısır Çarşısı, Yeni Cami civarını hatırlarım... Bir kadın kuş yemi satar. Bir lira ; iki lira... Gelen geçen alır; hem güvercinlerden, hem kadından çifte sevap kazanır! Orhan Veli, " İstanbul'u Dinliyorum" adlı şiirinde güvercinlerden de söz eder: " Serin serin, Kapalı Çarşı, cıvıl cıvıl Mahmut Paşa; güvercin dolu avlular..." Çok garip bir durum: Aydın'da hiç güvercin yok. Bir gün çok ilginç bir olaya tanık oldum: Balkonda otururken çok uzaktan bir kuş sürüsünün geldiğini gördüm. Aralarında bir tane beyaz bulunduğu için bunların güvercin olduğunu anladım. Görüş alanımda; fakat oldukça uzak bir binanın çatısına kondular. Birden bir sürü karga peyda oldu; çığlık çığlığa güvercinlere saldırdılar; gözden kayboluncaya kadar kovaladılar. Burada gördüğüm son güvercinler onlar oldu. Güvercine benzer,boynunda siyah halkası olan kuşlar var bu yörede. Bizim köyde de vardı; çocukluğumdan hatırlıyorum. " Gu guuug guk, gu guuug guk..." diye öterler. Biz onlara "guguççuk" derdik. Kumru değil; hayır... Kumrular daha koyu gri, taha tombul; seyrek rastlanan kuşlardır.


 Güvercinlerle ilgili bildiğim ilk söylence, Nuh Peygamber ve Nuh Tufanı ile ilgilidir: Gemi tamamlanıp tufanın gerçekleşmesi yaklaşınca Nuh;gemiye, her canlıdan bir erkek bir dişi olmak üzere bir çift alır. Bu arada kendi ailesinden olanların tamamını gemiye çağırır. Dört oğlu vardır; Ham, Sam, Yafet , Yam... Ham , Sam, ve Yafet evli; Yam bekardır. Evli olan üç kardeş aileleri ile birlikte babalarının çağrısına uyup gemiye binerler; fakat Yam, bütün çağrılara rağmen gelmez." Ben dağa çıkar; kendimi kurtarırım." der. Kırk gün kırk gece bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlar sonunda en yüksek dağların dorukları bile sular altında kalır. Gemidekiler dışında tüm canlılar telef olur; dünyada yaşam sona erer. Tufan sona erdikten sonra gemi suların üzerinde sürüklenmeye başlar. Nuh; suların ne kadar alçaldığını, karaların ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için güvercinlerden birini gönderir. Güvercin kısa bir süre sonra döner; konacak bir yer bulamamıştır. Aradan biraz zaman geçince güvercini yine gönderir; güvercin bu kez gagasında yeşil bir zeytin yaprağı ile döner. Ayakları da çamurludur. Gemi bir süre daha sürüklendikten sonra karaya oturur. Burası bir dağın doruğudur. Söylencede bu dağın adı Ararat'tır. Genel kanı bu dağın Ağrı Dağı olduğu yönündedir. Yıllar önce burada geminin kalıntıları aranmış, hatta gemiye benzer taşlaşmız bir şeklin fotoğrafları da yayınlanmıştı.Asparagas olduğu anlaşıldı sonra. Geminin karaya oturduğu bu dağın eteklerinde Nuh Ailesi yerleşir; insanlık yeniden Nuh'un soyundan çoğalır. Konumuz güvercinler olduğu için insan soyunun yeryüzüne yayılışı üzerinde durmayacağız.


 Güvercinlerle ilgili ikinci söylence Hacı Bektaş Veli ile ilgilidir: Hacı Bektaş Veli; Horasan'dan bir güvercin "donunda" -tabir yöre halkına aittir.- Türklüğü, Türk kültürünü, Anadolu' ya yaymak , Anadolu'da hakim kılmak üzere, uçup gelmiş, Suluca Kara Höyük, denilen tepede büyük bir kayanın üzerine konmuş.Burada bir tekke , bir cami, avlusunda, müritler,öğrenciler için odalar, aşevi, diğer gerekli binalar inşa edilmiş... Gelip evliyanın çevresinde yerleşenlerin evleri giderek bir kasaba oluşturmuş. Kasabanın adı da "Hacıbektaş" olmuş. Beş yıl ortaokulunda görev yaptığım bu küçük şirin kasaba festivaller düzenlenen, yerli yabancı turistlerin uğrak yeri; gelişmiş bir şehir halini almış. Yıllar sonra gittiğimde tanıyamadım. Nevşehir, Ürgüp, Avanos,Gülşehir, turistik beldeler haline gelmiş. Hacı Bektaş Veli'nin üzerine konduğuna inanılan kayadan; çevresinden biraz söz edeyim: Kayanın bulunduğu tepeye dilek tepesi deniyor.-Bir çok yerde adı "dilek tepesi" olan böyle tepelere rastladım- İnsanlar bu tepeye gelerek çevredeki ağaçlara, çaput, ip,kurdele, eşarp, mendil...vb. ellerinde ne varsa bağlıyorlar. küçük çaklıl taşlarından,çöplerden ev, araba resimleri yaparak dileklerinin gerçekleşmesini bekliyorlar.
 Blog kayanın içi oyuk; bir giriş yeri var. Tavanına yakın bir yerinde de bir delik bulunuyor. Deliğin çıkışı toprak hizasında.
İnanışa göre günahı olmayan ya da az olan; delikten kolayca çıkabiliyor, günahkarlar çıkamıyorlar! Ben hoplayıp çıktım. Çevrede bulunanlar günahımın az olduğuna yordular. Çok şükür ne gençliğimde ne de şimdi öyle hesabı verilemeyecek günahlarım olmadı. Delikten çıkabilmenin de öyle günahla sevapla hiç ilgisi yok. Ancak, " İnançları önyargıları değiştirmek; atomu parçalamaktan daha zordur" Sanırım Aynştayn'ın sözü.
 Güvercinlerden söz ediyorduk; güvercinlerin son derece gelişmiş bir yön bulma kabiliyetleri vardır. Bir güvercini ne kadar uzağa; ne kadar yabancı bir ortama götürüp bırakırsanız bırakın; bir süre sonra yaşadığı ortama, yuvasına döner. Bu özelliklerinden dolayı eski çağlarda, orta çağda güvercinler haberleşme aracı olarak kullanılmış. Posta güvercinleri haberleşmenin; barışın sembolü sayılmış. Bugün hala güvercinler zeytin dalı ile birlikte barışın simgesidir.
 AliÇ.

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın