gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

UYANIŞ...

16 Eylül 2020, 15.47
A- A+

Dışarıda ki bunaltıcı sıcak, hala tüm etkisiyle sürerken koltuğa uzanmış bitmek üzere olan kitabının son sayfalarını okuyordu. Bahçeden gelen eşinin sesiyle dağıldı dikkati.
--Denize gidelim mi ? sakinleşmiştir ortalık.
--Kitap bitmek üzere , birkaç sayfa kaldı bitsin gidelim.
--Tamam.
Hemen karşısında ki koltuğa geçip oturdu. Az sonra odanın içinde birkaç tur atıp birde bahçeye çıkıp girince kendini kitaba vermek istesede ondaki hareketlilik dikkatini tamamen dağıtmıştı. Sıkıldığını düşünerek.
 --Sen git istersen , bende kitap bitince gelirim.
Bir anlık sessizlik oldu...
--Kanada'ya yerleşiyoruz!
Duyduğuna bir anlam verememişti. Kafasını çevirip boş gözlerle baktı.
--Anlamadım?
--Uzun süredir bir firma ile ortaklık görüşmelerimiz devam ediyordu. Avukatlar sözleşmeyi hazırladı. Döndüğümüzde Kanada'ya gidip son prosedürleri tamamlayacağım.
Sesindeki tonlamadan şaka mı gerçek mi olduğunu anlamaya çalıştı. Donup kalmıştı. Şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışarak;
-- Ne kadar süredir devam ediyordu görüşmeleriniz? diyebildi.
--Yaklaşık altı aydır.
--Ve bunu şimdi, son aşamaya geldiğinde söylüyorsun öyle mi?
--Baştan söylemiş olsaydım itiraz etmeyecek miydin?
--Pardon! " Evli olduğumu unutmayıp , tek başıma karar vermeden önce sana sorsaydım" demek istedin sanırım. Evet edecektim. Bu konu hakkında ki düşüncelerimi biliyorsun , iki yıl önce günlerce konuşup yurtdışı mevzusunu kapatmadık mı?
--Geri çevrilmeyecek bir teklif bu, ayrıca Kanada'ya yerleşiyoruz diyorum uzaya değil..
Yaptığı bencilliğin farkında bile değildi.
--Sen, bana bir teklif sunmuyorsun ya da bir seçenekten bahsetmiyorsun verdiğin kararı açıklıyorsun , farkında mısın?
--Bırak artık inat etmeyi, şartları duysan sende hak verirsin.
--Neye hak veririm? Beni yok sayıp ikimiz adına bir karar almana mı? Son dakikada açıklamana mı? Evli olduğunu unuttuğuna mı? Söylesene hangisine hak veririm ?!
--Abartmıyor musun?
-- Peki........ Madem sen benim düşüncelerimi bile bile seçimini yapmışsın, o zaman bana da hayırlı olsun demek düşer.
Kitabı kalktığı yere bırakıp dışarı çıkarken, dönüp bakmadı bile dümdüz bir ses tonuyla
--Boşanalım o zaman dedi. Avukatına söyle işlemleri başlatsın.
Bunu söylerken blöf yapmamıştı. Hatta hiç emin olmadığı kadar emin ve kararlı bir ses tonuyla söylemişti.
Aynı konunun sürekli bir şekilde gündeme taşınmasından ve artık aynı şeyleri konuşmaktan çok yorulmuş, savaşmaktan vazgeçmişti...
---------------------
Bir ay sonra, o tatsız konuşmanın yapıldığı yerdeydi yine.

Her iki yanını palmiye ağaçlarının süslediği, incecik yoldan yürüyerek geçti sahil boyunca. Ege'de ki o küçük sahil kasabasına ilk anda aşık olmuş, hatta her fırsatta kaçıp gitmişti. Tıpkı o an olduğu gibi... Sarı yaz dedikleri sonbaharın etkisiyle el ayak çekilmiş , kalan yerli halkla birlikte o şirin kasaba da sessizliğe bürünmüştü... O dingin hali insana ayrı bir huzur veriyordu.
İlk gördüğü an karar vermişlerdi orada yaşlanmaya. Bu fikri hayat arkadaşıda desteklemişti sonuna kadar. Biraz daha zamana ihtiyaçları vardı belki ama geri kalan ömürlerini geçirecekleri yer kesinlikle orası olacaktı... Bu yüzden almışlardı o küçük bahçeli evi ve her detayını düşünerek hazırlamışlardı..
Palmiyeli yolun bitimininde ki kumsala ulaştığında, yazdan kalan birkaç şezlong, karaya çekilmiş bir iki tekne ve Zeytin adındaki yaşlı köpek karşılamıştı onu. Adını renginden ötürü almış yaşlı köpek, tüm yerli halkın hatta tatilcilerin bile maskotu olmayı başarmıştı yıllarca (yıllar) içinde. Yerinden kalkıp ağır aksak ona doğru gelen köpeğe bakarak.
--Bak sen , kimler varmış burada! Seni görmek ne güzel şey, dedi coşkuyla. Sesinde ki o sevecen tınıyı Zeytin'de hissetmişti . Artık yürümekte bile zorlanan hayvanın yanına gitti ve başını avuçlarının arasına alarak;
-- Seni gördüğüme sevindim oğlum , çok iyi görünüyorsun dedi.
Zeytin, her dediğini anlamışçasına gözlerinin içine baktı.
--Hadi oğlum gel! Birlikte batıralım güneşi , ne dersin?
Kumsalı ağır ağır geçip beraber çıktılar iskeleye. Az sonra batacak güneş, gökyüzünü kızılın tonlarıyla buluşturmuştu ve o, belki de günlerdir ilk kez hiçbir şey düşünmeden , sadece anın tadını çıkarıyordu... Önce güneş kayboldu gözden, hemen ardından bıraktığı renkler soldu yavaş yavaş...
Gökyüzü alaca karanlığa döndüğünde , aynı yolu Zeytin'le birlikte geçip vardılar eve. Teklifsiz misafirine yiyecek bir şeyler çıkarıp kendi için de bir bira alıp uzandı koltuğa. Arada bir gelen cırcır böceklerinin sesi de olmasa kendini derin bir boşlukta hissedebilirdi belki. Ama, neredeyse Eylül ayının sonu olduğunu unutan cırcır böcekleri ona tamda bulunması gereken yerde olduğunu hatırlatıyordu.
''Doğru yerdeyim''dedi. Kafasındaki gereksiz düşünceleri silmek ister gibi...
Shakespeare'in dizelerini hatırladı ; 
“Bütün dünya bir sahnedir,
Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu;
girerler, çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar.
Bu oyun insanın yedi çağıdır''
Ne kadar yalın anlatmıştı insanoğlunun, hayatın içindeki yerini. Henüz yedinci çağına gelmişti. Ama o güne kadar ona verilen bütün rolleri sorgulamadan üstlenmiş, Hiç doğaçlama yapmadan rolünün hakkını vermişti. Sonuçta bir şekilde herkesi mutlu etmeyi başarmış ve onların mutluluğuyla da yetinmeyi öğrenmişti...
Dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir hayat hikayesi gibi gözükse de, içinde hayal kırıklıkları, yarım kalmışlıkları ve pişmanlıkları olan sıradan bir yaşam öyküsüydü onun ki...
Sehpada duran sigara paketine uzandığında , gecenin karanlığında laciverte dönen denize takıldı gözleri.. Onun içinde ki fırtınaya inat nasılda sakin ve huzurluydu..
Aynı senaryoyu bir kez daha oynama şansı olsaydı eğer pek çok şeyi değiştirebilirdi , hiç kuşkusuz. Ama geçmişi değiştirmesi, yeniden sahnelemesi mümkün değildi ve bu daha da çok yakıyordu canını. 
İnsanın pişmanlıkları bile kendi kararlarına bağlıysa daha bir çekilir oluyordu ama onunkiler, ona dayatılan hayata aitti ve başkalarının hayallerini yaşarken kendi hayatını es geçtiğini fark etmemişti.. 
Anlamsız da olsa geçmişini sorgulamaktan kendini alamıyordu..
 Güzel sanatlarda okuma fırsatını yakalamışken ki, bu onun en büyük hayaliydi. Sırf ailesi istediği için saçma sapan bir bölümde okumuş ve hiç istemediği bir iş de saçma sapan mevkilere gelmişti. Deliler gibi aşık olduğu insandan , yine onun için en iyisini düşünenler yüzünden ayrılmış ve bir daha da yerine hiç kimseyi koyamamıştı. Herkesi mutlu edecek doğru insan profilini bulduğundaysa, aşkın varlığını unuttuğundan mıdır yoksa inancı kalmadığından mıdır bilinmez, aşık olmadan oturmuştu nikah masasına. İyi anlaşan, birbirine sonsuz saygı duyan, ideal bir çift olmuşlardı. Yani kısacası yeni rolünün de hakkını vermiş, iyi bir eş olmuştu.
O güne kadar belki de tek itiraz ettiği konuydu, yurt dışı meselesi . Uzun uzun konuşmuşlar, ne istediklerini açıkça söylemişlerdi. O konuşmadan sonrada bir daha gündeme gelmemek üzere kapanmıştı konuyu. Yada o öyle sanmıştı. Bir ay öncesine kadar...
Boşanma kararını açıkladığında kızılca kıyamet kopmuş, ne kadar eş dost aile büyüğü varsa araya girmişti. Ve bir kez daha, herkes fedakarlıktan bahseder olmuştu. Hatta işi ileri götürüp, eşine haksızlık yaptığını bile söyleyenler çıkmıştı. Nedense fedakarlık yapması gereken yine o seçilmişti..
''Fedakarlık'' diye söylendi.. Bir sigara daha yaktı.
Doğru yada yanlış bütün hayatını, hayallerinden fedakarlık ederek geçirmemiş miydi? İçine attığı pek çok şey gibi. Yıllar sonra tam da aşkı unutmuşken, bir anda kapılmamış mıydı? Aşkın girdabına. Kalbi ile vicdanın kıyasıya savaşını çaresizce, sessiz sedasız izlememiş miydi? Deliler gibi atan kalbine bir kez daha sus ve itaat dememiş miydi? İnsanoğlunun belki de en asi, en hırçın duygusuyla tek başına savaşmamış mıydı? Neyin fedakarlığından bahsediyorlardı ona!
Bir an durdu, belli belirsiz bir tonlamayla "aldattım" dedi.
Evet, aldatmıştı ama fiziksel bir aldatma değildi onun ki. Belkide ondan çok daha ağırdı. 
İçinden bir türlü söküp atamadığı, karşı konulmaz, dinmez arzusuna rağmen aşkının, tenin kokusunu , sıcaklığını hiç hissetmemişti. Öperek uyandırmanın tadına hiçbir zaman ermemişti.  
Oysa yapabilirdi.  Yanlış insan ve yanlış bir aşk olduğunu bile bile kırıp dökmek pahasına çekip gidebilirdi. Sırf yarım kalmışlıklarına birini daha eklememek ve belki de geçmişi için kendinden özür dilemek, seni ne çok ihmal etmişim demek için, yapabilirdi. Bir kez olsun kendisi için bencil olmayı tercih edebilidi......
Yapmadı. Aşkından soluğu kesildiği, boğuldu halde yarım kalmışlıklarına bir yenisini daha ekleyip, sessiz sedasız gömdü içine... 
Başını geriye attı, yorgundu uykusuzdu... Gözlerini kapattı ve mırıldandı...
Bitti... Ben ait olduğum yerdeyim! Ve kendime ait bir hayatla burada kalacağım....









YORUMLAR

16 Eylül 2020, 17.57

Hangi benle yorum yapsam bilemedim. Bildiğim birinin kelimeleri recmime taşlar atar diğerininkiyle göklere çıkartılır bir ahlak abidesi olurum sanırım. Tabi hikayenin bir bölümüne bu gönderme.. :)
Okurken Doğan Cüceloğlu'nun okur mektuplarından yaptığı bir instagram paylaşımını hatırladım. Şöyle diyordu sanırım; '' ben ne zaman onların istediği gibi davrandıysam bütün aile çok mutlu oldu. Onların mutluluğu beni çok mutlu ediyor ama hayatımı harcanmış hissediyorum''. İşte pek çok hayatın özeti. Kendimize yaptığımız haksızlıkların ''bencillik'' tanımına girmemesi ne tuhaf... Kelimenin tanımından olsa gerek... 
İnsan hep kendine eksik işte.

Ve insan bazen bütünün içinde kalamıyor. En çok da okurken. Benim yorumlarım da bu ara bundan böylesi dağınık :) Ama sen anlamışsındır eminim beni.

Beklediğimize değdi; iyi ki yazdın. Ve hep yaz. Bulalım kendimizi bazen azar azar bazen çokça o kelimelerin içinde.

17 Eylül 2020, 08.55
2 Hayat Yaşar İnsan..

1.. İçinde Yaşadığı Hayat..

2. İçinde Yaşattığı Hayat..

Okuduğum Yazıdan Anladığım Çıkarım Bu ..

Güzeldi derin_huzur
17 Eylül 2020, 10.58
Yazan ellerine, kurguyu oluşturan zihnine sağlık her şeyden önce.smile Resmi
Akıcı bir üslup, düzgün bi anlatım.
                                                                       Babette.

Notunuz:
Mahkeme heyeti toplandı, sanık hakim karşısına çıkarıldı.
 Tüm deliller ışığında şu karar verildi :
  Bahsi geçen şahıs tüm bu eylemleri kendi isteğiyle gerçekleştirmiştir. Başkalarını mutlu etmeye çalışmak onun seçimidir. Daha çok kabul görme, daha çok takdir alma  ya da daha iyi bir profil oluşturma adına böyle bir tutum sergilemiştir.  Hayellerini ya da hayatını feda ettiği yoktur.  İyi bir senaryodaki iyi bir rolü hayellerine tercih etmiştir. Şuan sergilediği tutum da yeni rolünün gereğidir.   SUÇLUDUR!

                                                                       Mikser......              smile Resmi smile Resmi


hüüüüüüüüpppppppppppppppp jittttttttttttttttttttttttttttttttttttttttttt



Notunuz: Birinci not hükümsüzdür. smile Resmi   :))))))

Bu havada gidilmez
Güneşli günde gidilmez
Aslında hiç gidilmez
Gidilmez........



17 Eylül 2020, 13.08
Asune İnce ruhlu güzel arkadaşım. Yorumun için teşekkür ederim ellerine sağlık:) Kişiye göre değişse de dozu, İnsanoğlunun doğasında var bencillik.. Önemli olan dozu ayarlayabilmek sanırım. Mesela yukarıda ki hikayenin yazanı değilde okuyucusu olsaydım galiba şunu sorardım.. Kahramanın fedakarlık olarak bahsettikleri gerçekten fedakarlık mı, yoksa bir tercih mi? Başkalarının ona dayattığı bir yaşamı yine kendi tercih etmemiş mi?
Bu söyleyeceğim geneli kapsamada, olaylar kişiler yaşanmışlıklar değişse bile aslında kendi tercihlerimizi yaşarken karşımızdakine faturayı yaptığımız fedakarlık gibi kesebiliyoruz deyip kendi kahramanıma da baş muhalifi oluyorum :)) Özletme kendini bol bol yaz :)
! ŞişmanAdam ! Yorumunuz için teşekkür ederim ve evet çok yerinde bir tespit olmuş :)
17 Eylül 2020, 13.19
Babatte. Yorum için çok teşekkür ederim:) Az önce Asune'ye cevap yazarken gelmiş sanırım yorumunuz şimdi gördüm. Ve Not kısmında ki kesinlikle katılıyorum sizinle aynı açıdan değerlendiriyorum. Asune'ye de söylediğim gibi kendi kahramanımın baş muhalifi benim :))) Okuyup, yorumladınız emeğinize sağlık smile Resmi
17 Eylül 2020, 15.53

Doğrudur, katılıyorum size. Normal şartlarda pek çok konuda şu hayatta aldığımız her karar, seçtiğimiz her şey bir tercihtir. Ve her seçimin muhakkak bizim lehimize olacak bir tarafı vardır. Aksi insanın da eşyanın da doğasına ters zaten.
Tercihin bencillik mi yoksa fedakarlık mı olduğu (illede böyle bir kategorize etme hali şart mı ona da emin değilim ama ) seçtiğimizin hangisini daha az ya da daha çok istediğimizle alakalı sanırım. Yoksa dediğim gibi her tercihin bize dönen bir yanı var. 

Kahramana gelince... Yaptığına, yaşadığına bir isim vermekten ziyade sanırım sadece anlıyorum onu. Fazlası beni aşıyor zaten.

Babette'ye not: Sadece yorum sayfalarında değil ana ekranda da adın görünsün artık. Yoksa yorumlarını toplayıp ben bir blog oluşturacağım senin adına. :))

Kedime not: Issız bırakmayın buraları da insana yazma şevki gelsin di mi ama. :))


17 Eylül 2020, 16.39
Ne siyah her zaman gerçek anlamıyla siyah, ne de beyaz tam olarak bembeyaz hayatta.Siyahın beyaz da olabileceğini, beyazın kirlenebilecegi bildigimiz kadar bilmiyoruz ve bunu öğrenmeye bile hiç biriminizin hevesi yok.. Hayat tek kişinin kullandığı bir bisiklet olsaydı, çıkışlar da inişler de sadece senin gözlerinin gördüğü  dizlerinin musade ettiği kadar olurdu ama değil malesef... Geçmeye çalıştıklarımız, geride bıraktıklarımız,gerisinde kaldıklarımız..Ama asla yalnız değiliz ve sorumluluk varsa bencillik asla olmamalı..Sonuç ömründe ömür götürse de seçenek sunmak zorunluluk... 

Emeğinize sağlık...
18 Eylül 2020, 10.24
P_ersya ilk cümleniz bana Asaf Özdemir'in Jüri adlı şiirinde ki dizeleri anımsattı. ''Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, / Birinciliği beyaza verdiler''
Haklısınız, Yaşam döngüsünün içine katıldığımız andan itibaren, hayat hikayesine konuk olduklarımız yada konuk ettiklerimiz ile birlikte başlıyor serüvenimiz ve şekil alıyor nihayete erene dek. Tüm bu süreç içinde bir çok yol ayrıma gelirken tercih yapmamız gerekiyor. Sanırım sıkıntıda bu noktada başlıyor çünkü doğası gereği insan önce kendini düşünüyor. Yorumuz için teşekkür ederim. Saygılar :)
19 Eylül 2020, 21.29
Hazır elim değmişken yazmadan geçemedim. Güzeldi her zamanki gibi.
Annem geldi aklıma.çocukları için es geçilmiş koca bir hayat.isteyerek yapılan bütün fedakarlıkların adı sevgi değil miydi zaten..
19 Eylül 2020, 23.58
Cafo adı, ister fedakarlık, ister sevgi, ister tercih olsun. Hepimiz, zaman zaman  değer verdiklerimiz için bir şeylerden vazgeçiyoruz, görmezden geliyoruz ve sonunda da pişmanlık duyabiliyoruz. Sanırım bir tek çocuklarımız söz konusu olduğunda onlar için yaptığımız hiç bir şey pişmanlık olmuyor, göze batmıyor. Yorum için teşekkür ederim  smile Resmi
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın