gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

BEŞER...BEDEL...

01 Nisan 2021, 22.34
A- A+

Hâl-i Mekân...

İçinde acı.
Yanı başında kadavra haliyle sağ duyu.
Tam karşısında gözleriyle “Ben dememiş miydim?” diyen pişmanlık.
Köşede, duvar dibinin gölgesini kendine sütre yapmış tek ayak üstünde özgüven.
Az ötede, odanın en karanlık yüzünde, yüzünden dökülenlerle cümle kurmaya çalışan iç ses.
En uzakta konuşmak için çırpınarak sırasını bekleyen, zamanında dikkate alınmamış tavsiyeler.
Arkasında, yumrukları sıkılı, beynini dişleriyle öğüten, şafağı şakakta bekleyen, 
namluya sürülmüş bir öfke.
Odanın tam ortasında, belki ve keşkelerin çapraz ateşinde arada kalıp, ölümcül yaralar almış kan
revan içinde bir ruh.
Tüm odada, gölgesinin siyahına bürünmüş, mil çekilmiş gözlerinden damlayan gözyaşları, dizlerinin
üzerine kapanmış ellerine damlayan bir matem.
Tüm bedeninde, soluk soluğa, lakin soluğuyla bile, camda ölmüş eski bir kelimeye dahi hayat
veremeyecek durumda bir tâkat.
Odada bulunan tek ışığın altında, “Doğmamış hataları bile kürtaja hazırım” dercesine, pişkin bir
avukat edasıyla dikilen nef’s.
Ve tüm bunların tam da ortasında, kurulmuş bu istikbal mahkemesinde, suçlu sandalyesinde
mazisinin hesabını veren bir beşer.
....................................

Söz Savunmanın

 Hâl-i Beşer

Omuzlarının arasına vidalanmış gibi duran başını hışımla kaldırıp, mekân-ı hâli kızgın ve kırgın bir
eda ile uzunca süzdü. Süzerken, bitkin bedenindeki kemik inlemeleri, oturduğu sandalyenin yorgun
ahşabından çıkan çıtırtılarda kayboldu.
Çatlaklarından kan sızmış gözlerini hırsız edasıyla kapatırken, azmettirdiği dudaklarıyla sağ yanağında muzip bir tebessüme yer açtırdı. 
Dakikalar önce masadaki küllüğe usulca yatırıp terkettiği, külü yarı bedenini kaplamış sigarasını, iki 
parmağının arasına sıkıştırıp, tutsak almışçasına dudaklarında hapsetti.

Ardı ardına iki nefes…İçe çekiş…İç çekiş…

Sonra, başını iki yana sallarken az önce aldığı o iki derin nefesi, saniyeler sonra kuracağı cümlelere
verdi.

Savunma

“İlk nefesimi hatırlamıyor ve son nefesimi bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var ki, şu an, şu
içinde bulunduğum muhakeme sirkine nefes nefese geldim, ve hiç de kolay olmadı gelişim.
Koştum…Didindim…Çırpındım…Yıldım…Yoruldum…Gücendim…Ezildim…Parçalandım..
Ama koşmalarda yorulsam da, dizlerim toprağın üzerinde dinlendim.
Tek kişilik kalabalıklarda ezilsem de, çok kişili yalnızlıklarda dirildim.
Gücendim evet, ama kalbimin karanlık koridorlarında ağlayıp, kimseye göstermedim.
Yıldım, bıktım belki, ama ölmüş ağaç gibi ayakta kaldım, devrilmedim.
Parçalandım…Lime lime… Bazen onlar beni, bazen de ben kendimi. Yine de tek bir parçamda
bütünümü bulabildim.
Aciz bir tuvalde hayatı resmetme çabası içinde olmadım, aksine aciz bir bedenin yaşam mücadelesini
daha cesurca ve onurluca buldum.
Suyu, çatlamış bir toprağın sevincinde çamura bulamayı sevdim.
Bazen içimden geldiği gibi, bazen de dışımda sizin gördüğünüz gibiydim, hepsi de bendim.
Geceleri başımı yastığa koyarken, doğmamış güne ipekten kumaşlar biçtim evet. Ve o günün
sabahında, kefenimle hayatımın kıyısına vurmuş şekilde buldum kendimi. 
Ama her seferinde yırttım o kefeni.
Ne zaman içim bana inansa, dışım içimle aramı açtı.
Ne zaman, şu ömre bir bedel biçmeye kalksam ceplerimde “bir ömre bedel” bulamadım.
Ve ne zaman, bedeli ödeyecek imkân bulsam, ödeyecek bedel bulamadım.
Ertelenmiş gidişlerim, ansızın gelişlerle yollarda geçişti. 
Belki bu yüzden olamadım, olmam gereken yerde.
Bazen fark olmaya bazen de farkında olmaya çalıştım. Ama yine de bu konuda farkedilmedim.
Belki bir med-cezirin sadece gidişini yakalayamadım, suda ıslanmış ayaklarından.
Ölü hayallerin vurduğu kıyılardan, köpürmüş hayallerim ayaklarıma dolanırken, suda salınan gemilere
el sallayamadım belki. Yapamadım evet, zindan şehrin prangalı mahkumuydum. Nasıl yapabilirdim?
Emek vermeden ekmek istedim, hata ettim belki. Ama emeğimin ekmeğini alamadığım zamanlar da
oldu. Nefsime yenilip, sağduyumu peşkeş çektim izbe köşelerde, evet yaptım. Çünkü yeri geldi hayatı
anlamaya çalıştım, yeri geldi hayata anlam katmaya çalıştım.
Kaybettiğimde ellerimi açıp arayacağımı bildiğim için, sahip olduklarıma hep dört elle sarılmasını
bildim. Başkasına ait olanda gözüm hiç olmadı, çünkü gözüm hep karnımdan önce doydu.
Bin bahar olsam da taşı yeşertemezdim, bunu yapamazdım, lakin her yaprağın ölüşünde ben de
öldüm.
Dengesizdim evet; gün oldu, gün ışığında mum ışığı aradım, gece oldu, zifiri karanlıkta en
siyah köşeyi aradım. Ama yine de sevdiğimin bir gülümsemesi, tüm günüme yetiyordu, tamahkardım.
Dünyada güneşe layık olmayan bir çok insan olduğunu biliyordum, belki o güruha ben de dahildim.
Ama yine de güneşin her gün yeniden doğduğunun da farkındaydım ve hiçbir zaman suçu güneşte
bulmadım.
İdamı kesinleşmiş, kalemi kırılmış düşüncelerime, müebbeti zor kurtardım.
Ama ne olursa olsun, realist olmaya çalıştım. Çemberin hipotenüs hayaline figüran olmadım.
Belki bazen gözümü her şeye kapattım ama kendi özüme asla kapatmadım.
Çığlıklara bazen fısıltı muamelesi yapsam da, sağır kulaklara fısıldanmayacağını hep bildim.

Lakin, lakin lakin…Hep ama hep, ne zaman saati mutluluğa kurdum, mutsuzluk önce uyandı.
Ne zaman bir doğruya niyetlensem, yanlış önce davrandı.
……………………..
Saniyelerce süren ama tüm zamanı durduran o an…
……………………….
İsyan-ı Sükut…
(Efkarın ucuna değdirilen ateşin, nikotini ele verişi…Son atımlık barutu namluya
dolduruş…Ve isyanın kalp atışlarını dinlemek için nefesi tutuş…)

Beşer’e son sözü soruldu…

(Mekânı, cevap arayan gözlerle hızla süzüp, aynı hızla seslendi)

İçimdeki, yanı başımdaki, karşımdaki, en uzaktaki, sen gölgedeki, ve sen yerde yatan kan revan
içindeki.
Şimdi soruyorum size;
Bedelini ödemeğim ne var?
Varsa istediğiniz bir bedel, kendinizden başka, benden daha alabileceğiniz ne var?

YORUMLAR

02 Nisan 2021, 09.34
Heyyyttt döktürmüş Alpagu, hep döktürür, adetidir :) Ruhuna, kalemine sağlık, hoşgeldin. 

Alan almış senden zaten belli ki, bunları hissettiğine göre... Bu noktadan sonra, kimsenin yokluğu gözüne görünmez bence. Çile bitmiş. Ama sevinsen mi orasını bilemedim.
02 Nisan 2021, 11.08
Merhaba, öncelikle ben de Cezbe gibi hoş geldin diyorum. İyi ki geldin ve ne güzel geldin.  Güzel bir tat sızıyor yazdıklarından, kekremsi biraz da. Acıya bezenmiş cümleler kurulsa bile her bir cümle güçle donanmış. 

Güzel bir ortam olmuş, güzel bir savunma olmuş. :)) Kalemin güçlü, anlatım güzel, akış gayet yerinde. Y

Tabii şimdi mikserlik zamanı, sana kendi tarzımca da bi "hoş geldin" demesem çatlarım. Pislik yapmak Şerif Amcadan miras kaldı. Yapacak bi şey yok :)) 


Aklanış: Bedelsiz Beşersiz

Kapı açılır, o ana kadar dışarıda kalan  “vicdan” karşısındaki  beşeri alkışlayarak içeri girer.  
Söze başlar: 
Bu mahkemeyi sen kurdun, kurdun ki aklanasın.  Zekana  güvendin, karşındakilerin kimliği ya da niteliği senin için çok da önemli değildi.  İçeri aldıklarının bir şekilde sana tabi olduklarını biliyordun.  Onları inandırman kolaydı. Peki ya ben, neden  beni dışarıda tuttun? 

Dışarıda tuttuğun sadece ben de değildim ayrıca, biliyorsun sen bunu. Evet, “merhamet” sen onu da dışarıda tuttun. Gerçi en çok ona ihtiyacın vardı ama göze alamadın. Senin içinde hiçbir zaman barınamadı çünkü, sen merhametsizdin.  Unuttun değil mi senden merhamet bekleyenlere nasıl davrandığını?  Onları nasıl aşağıladığını, onlarla  nasıl alay ettiğini.  Merhametsizce orta yere attığını. 

 Şimdi   özenle seçilmiş sözcüklerin ve özenle seçilen hitabınla karşındaki herkesi kandırabilirsin. Hayatın seni ne çok yıprattığını, senden ne çok şey aldığını sanabilirler.   Hatta senin için üzülebilirler de.  Değil mi ya, sen ne zaman saati mutluluğa kursan mutsuzluk  önce uyanırdı.  Ya bilselerdi  o mutsuzluğu senin uyandırdığını, sebebinin sen olduğunu, ve senden etrafa saçıldığını.  Öyle ya şimdi karşılarında güya hesap verdiklerin senin insanları mutsuz etmekten mutlu olduğunu bilmemeliydiler.

Küçük suçlarını itiraf etmekten  çekinmiyorsun bakıyorum da, böylelikle sözlerinin doğruluğuna inanacak seni dinleyenler. İnanacaklar ve adam hatalarını kabul ediyor, pişmanlıkları var diyecekler.

 Peki ya cinayetlerin? Kaç kişi öldürdün söylesene, söylesene öldürdüklerini nereye gömdüğünü.  Söylesene senin için her yerin mezarlık olduğunu ve söylesene karşındakilere onların sadece mezarlık bekçileri olduklarını.

“İçimdeki, yanı başımdaki, karşımdaki, en uzaktaki, sen gölgedeki, ve sen yerde yatan kan revan
içindeki..
” diyorsun. Bunlar senin hakkında hüküm verici değil biliyorsun.  Bak ben söylüyorum şimdi sana:
Karar:   Bi …… git ya .





Heyyyttttttttttttttttttttttttttt Hüüüüüüüüüppüüüüüünüzzzzzzzzzzzzzzzzzz Jitinizzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz...

İşte gel MİKSERİNİZ





02 Nisan 2021, 21.06
-CeZbE'ye....

Hoş buldum...Sefalar buldum...
Sana ve senin nezdinde blog alemine, bu karşılamadan dolayı teşekkür etmek istiyorum.
Ve evet yazı...
Bana göre, şu yukarda yazılanları ya da bu tür cümle yazılanları yazan beşer, gerçekten
yazılardaki kesafette bir hissiyata sahip olsaydı yani iliklerine kadar hissetseydi, tıpkı soğuğu
iliklerinde ısıtmaya çalışan, titreyen vücudu ve takırdayan çenesiyle ölüme direnen kişi misalinde
yazamaz, konuşamazdı. Yapacağı en iyi şey buğzetmek ya da hayıflanmak olurdu.
Velhasıl, tamamen kurgudan ibaret efendim.
Benden kim ne aldıysa kısmına gelirsek, helal-i hoş olsun kim ne aldıysa.

Yokluk ve göze görünme... Ne diyor Güneş; "Makamımız aşk, usulümüz edeptir bizim. Kapımıza değil gönlümüze vuran buyursun"

Ve çile hiç bitmez

Saygımla…

02 Nisan 2021, 21.26
Babette.'ye...

Hoş Buldum.
Sana söz, en kısa zamanda ben, vicdan ve merhamet üçümüz İnsan-ı Kamil’in mekanında 
oturacağız.
Hatta sen de gelebilirsin, Şerif Amcan müsaitse O da gelsin.
Kim bilir belki daha henüz karar açıklanmadan, “Ben müsaade isteyeyim” diyen olabilir. ))

Yazmayı bırakma.

03 Nisan 2021, 15.18
Tekrardan Merhaba,

Evet, işte ben de bunu demek istemiştim yorumumda, sen çok güzel açıklamışsın Alpagu :))

Gerçekten o derece  bir halde bulunan zat bırak bunca söz etmeyi, tek kelime etmek için bence ağzını bile açmaz. Senin kurguna, karşıt bir kurguyla ilavede bulunmak istedim, biraz nahoş oldu ama işte  yaptım bi defa. :))) 
 Amerikan filimlerini çok  izlemişim,  jürili mürili :)) 

Böyle bir huzurda "Bizi bilen bilir, bilmeyen de kendisi gibi bilir." deyip susmak en iyisi.... smile Resmi  Di mi smile Resmi   Kulakları sağır eden suskunluktur bazen onca sözün hülalası. 


Karardan kaçabilecek var mıdır acaba?  :)) 

Yorumumdaki ilaveyi nezaketle karşılamış olmandan dolayı teşekkür ederim sana,
asıl sen yazmayı ve yazdıklarını paylaşmayı bırakma. 

 Çay smile Resmi smile Resmi 

                                                Babette.

 



 
03 Nisan 2021, 20.35
Ben de Fatiha okuyacaktım aslında ama daha fazla moral bozmayayım dedim smile Resmi Böyle bir yazı nasıl kurgulanabilir ki? Epey bir kemale ermiş olmalı insan, hatrı sayılır bir öngörü de gerek. Sonuçta, en olmayacak olanı bile kurgulasan, kendinin 1 aldım ötesine gidemezsin.
04 Nisan 2021, 14.43

İki heybeli bir yolculuktur insanın kendi içine olan yolculuğu... Birindekini boşaltırken o yolculukta diğerini doldurursunuz.
Nitekim eksilmeden çoğalamıyor insan;
Yanmadan pişemiyor.
Ve aslında bütün hesapları sadece kendine veriyor ya da veremiyor.

Bu da benim payıma düşen olsun.
Bir de aklıma düşeni bırakayım buraya: İsmet Özel - Amentu

Hoşgeldiniz... Belli ki dolu geldiniz.
Daim olsun.

04 Nisan 2021, 19.51
Gri_K' ya...

İnsanın kendi içine yolculuğu; Aslında bir kaçış mı yoksa bir dönüş mü, arınmak mı ya da 
barınmak mıdır? 
Bu soruya bir cevap bulmak beni hep meşgul etmiştir.
Belki de, net bir cevabın olmayışı ya da cevaba giden yolun, insanın kendi içine yaptığı yolculuktan 
daha meşakkatli ve uzun oluşu, beni cevaba kavuşturmamıştır.

Emin olduğum tek şey, her yola çıkışım, askıdaki ceketime dahi elimi uzatmadan, tüm almadıklarımı
kapıya çarparak yalın ayak ve yalın yürek olmuştur.

Hoş buldum...

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın