gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Çanakkale Savaşı Üzerine

15 Mayıs 2021, 07.21
A- A+

Cafo'nun [cafo'yu, "kafo" şeklinde telaffuz eden tek ben miyim acaba? Allah belasını versin bu İngilizcenin, her yanımıza sirayet etti :) ] "Andımız'ın Kaldırılması"na dair yazısının yorumuna Çanakkale'nin aslında bir zafer olmadığını söylemiş ve buna dair belki bir gün yazarım demiştim. Birkaç mesaj falan da gelmiş bu mevzuya dair. Bildiğiniz gibi son derece uzun bir konu bu. Mümkün olduğu kadar detaylandırmadan kısa tutmaya çalışacağım.

Defaten tekrarladığım cümleyi el-tekrar'ül hasen deyip bir kere daha söyleyeyim: tarih konusunda bu kadar büyük bir laboratuvara sahip olup da bu kadar bilgisiz olan başka bir dünya ülkesi yoktur. Zannediliyor ki tarih, Kur'an-ı Kerim tabiriyle "esatirü'l evvelin" yani "eskilerin masalları". Geçmişte yaşanmış, bitmiş, bugüne ne faydası var v.s... Bütün gelişmiş ülkelerin eğitim-öğretim müfredatında en önemli ders "tarih"tir. Çünkü akil insan, geçmişi kavramadan geleceğe yön vermenin imkansız olduğunun farkındadır. Bizde ise gerizekalıca öğretilerle dolu bir tarih müfredatı var. Sadece kazanılan savaşlar, zaferler, başarılar öğretiliyor, geri kalan kısım önemsizleştiriliyor. Bu anlayışla yetişmiş, okumayı, araştırmayı, düşünmeyi de zül görmüş bir toplumun sürekli aynı hataları yapması da haliyle tesadüf olmuyor. İşte sıcak gündem: İsrail'in Gazze saldırısı ya da Hamas-İsrail gerilimi. Her yerde İsrail'e beddualar, lanetler şu bu. Yıllardır biteviye tekrar eden refleksler. Bu topraklarda daha doğrusu Müslüman nüfusun yoğun olduğu hemen hemen bütün topraklarda en çok beddua edilen, lanetlenen topluluk Yahudiler. Gelin islam'ın ilk yıllarında yapılan savaşlarda Müslümanların verdiği kayıplara bakalım: Bedir (14), Uhut (73), Hendek (6), Huneyn (4), Mute (12). Toplam 109. Yahudilerle yapılan Hayber Savaşı'nda ise 20 kayıp verilmiş. Oysa bir tarafta dördüncü halife, Peygamber'in damadı ve amcasının oğlu Ali'nin, diğer tarafta Peygamber'in eşi, Ebubekir'in kızı Ayşe'nin yer aldığı Cemel Vakası'nda yani Müslümanın Müslümanla yaptığı savaşta ölen insan sayısı toplamda 20 binden fazla. Ali ile Muaviye arasında yani gene Müslümanın Müslümanla yaptığı savaşta ölen insan sayısı 70 binden fazladır. Müslüman olmayanlarla yapılan savaşlarda yüzlerle ifade edilen bir kayıp verilirken, Müslümanların kendi arasında yaptığı savaşlarda verilen kayıp yüz binler. Sonra da lanet olsun Yahudiler! Aradan yüzlerce yıl geçtiği halde ne değişmiş, sadece son 55 seneye bakalım: Endonezya bildiğiniz gibi nüfusunun %90'dan fazlası Müslüman olan bir ülkedir. 1965-66 yıllarında Endonezya'da sağ-sol çatışması yaşandı. 500 binden fazla insan öldürüldü. Yani Müslüman, Müslümanı öldürdü. 1965 Endonezya Katliamı diye araştırma yaparsanız detaylı okuma yapabilirsiniz. 1971 yılında bugünkü Bangladeş'in adı Doğu Pakistan olarak geçiyordu. Pakistan'a karşı bağımsızlık savaşı verildi, yani Müslüman Müslüman ile savaştı, toplamda 3 milyon insan ölürken, 400 bine yakın kadına tecavüz edildi. Bangladeş Soykırımı diye araştırma yaparsanız detaylı bilgiyi bulursunuz. Nüfusunun neredeyse tamamı Müslümanlardan oluşan Somali'de 1991'den bugüne kadar iç savaş devam etmekte. Şimdiye kadar ölen insan sayısı 500 bin. 1975'te başlayan ve 200 binden fazla insanın öldüğü Lübnan iç savaşını özellikle araştırın, bir tarafta Filistin Kurtuluş Örgütü, diğer tarafta Arap Barış Gücü falan herkes birbirine girmiş. 1980'de başlayan ve 2 milyona yakın Müslümanın, gene Müslümanlar tarafından öldürüldüğü meşhur İran-Irak Savaşı. Suriye İç Savaşı'nı, Mısır İç Savaşı'nı, Nijerya'daki Boko Haram'ı falan saymıyorum daha. Bizde bu iç savaş ortamları yaşanmadı mı? 68'lerde, 80'lerde sağ-sol çatışması diye onlarca genç öldürülmedi mi? Maraş'ta, Çorum'da Aleviler öldürülmedi mi, Başbağlar'da Katliam yapılmadı mı, Madımak'ta insanlar yakılmadı mı, Gezi'de gencecik çocuklar öldürülmedi mi? "Bir insanın kalbini kırmak, Kabe'yi yıkmak gibidir" diyen bir Peygamberin ümmeti, kendi dininden insanları öldürüyor, tezata bak. E milyonlarca Müslümanın öldüğü bu savaşlara ağzını açmayacaksın, yorumlamayacaksın ama Filistin ile İsrail arasındaki çatışmalarda hemen "kahrolsun İsrail" diye bağırıp camilerden sala okutacaksın. İşte İslamcı yani islamdan menfaat sağlayan, tabir-i caizse islam'ı satan, propaganda malzemesi yapanların ikiyüzlülüğü tam da budur.

Her neyse, asıl konumuza dönelim.

Bana göre yakın tarihi etkileyen en önemli olay, bu topraklarda pek bahsi geçmeyen Sedan Savaşı'dır. Prusya ile Fransa arasında gerçekleşen ve Prusya'nın mutlak zaferi ile sonuçlanan bu savaştan sonra Alman birliği kurulmuş, bir nevi birinci ve ikinci dünya savaşlarının temelleri atılmıştır. [Daha önce Fransa ile Prusya arasında birçok savaş yapılmış, her defasında da Fransızlar galip gelmişlerdi. Bu zaferlerin nişanesi olarak bir boğa heykeli yaptılar. Sedan Savaşı'nda galip gelen Prusya o heykeli yerinden söküp Konigsberg'e [Bugünkü adıyla Berlin'e] götürdü. Sonrasında da bu heykel son Alman imparatoru Wilhelm tarafından bize hediye edilmiştir. İstanbul Kadıköy'deki meşhur boğa heykeli işte budur] Almanya, sömürgeleşme konusunda diğer Avrupa ülkelerine nispeten çok geç kalmıştır. Birleşmenin verdiği özgüvenle de pastadan pay almak adına diğer ülkelere kafa tutmuştur. Hatta Lenin'in bu savaş için müthiş bir tespiti vardır: "100 kölesi olan bir köle sahibi, kölelerin daha "adil" dağılımı için 200 kölesi olan bir köle sahibine karşı savaşa girişiyor". Birinci Dünya Savaşı'nın çıkma nedeni tam da budur. Balkan Savaşları'ndan çok yara alan Osmanlı da toprakları geri kazanmak amacıyla bu savaşa dahil oldu. Önce İngiltere ile Fransa'nın kapısını aşındırdı, onlardan olumlu bir cevap gelmeyince de Almanya tarafında savaşa dahil oldu. İlk icraat olarak da "Karadeniz Baskını" adı altında gidip Rus limanlarını bombaladı. Yetmedi, gitti Kanal Cephesi'nde İngiliz güçlerine karşı savaş açtı. Yani hiç de öyle emperyalist güçler gelip ülkemize saldırdı, biz de onlara cevap verdik diye bir durum yoktu. Savaşılan bütün cephelerde ağır yenilgiler alındı, yüzbinlerce Osmanlı askeri öldü. Çanakkale cephesi de bu savaşın bir parçası. Galip gelinen tek cephe. Bir nevi futboldaki "şeref golü" gibi bir şey. 7-0 yenilirken bir gol atıp skoru 7-1 yapmak nevinden. Basitleştirdim mi, şeklen evet. Çünkü "son"a bir katkısı olmadı. Yani bu cepheyi kaybetseydik ne değişecekti? İngilizler, Ruslara yardım edemedi o yüzden Bolşevik Devrimi oldu gibi çıkarım yapanlara inanmayın. Görünürde bu cepheyi kazanmakla kaybetmek arasında hiçbir fark olmayacaktı. Çünkü kazanmış olsak da İtilaf devletleri gene de İstanbul'a girdi. Hatta öyle bir giriş ki, İtilaf Devletleri adına şehri teslim alan Fransız komutan Franchet D'espereye İstanbul'a geldiğinde ortaya çıkan manzarayı anlatmaya kelimeler yetmez. O günden bazı görüntüler:




Etraftaki kalabalığın desteğini, asılan bayrakları falan görüyor musunuz? Dönemin önemli şair ve yazarlarından Süleyman Nazif o günü anlatmak için "Kara Bir Gün" başlığında bir yazı kaleme alır ve bu yazıdan dolayı da Malta'ya sürgün edilir. Keşke herkes okusa o yazıyı.

Çanakkale cephesi yukarda söylediğim gibi tek kazanılan cephe olduğu için üzerinde hamasi söylevler, çeşitli mitler yaratılıp duruyor. Yok efendim en çetin mücadelenin olduğu cephedir, en fazla kan akıtılan cephedir, yeşil sarıklılar gelip yardım etmiştir, Mustafa Kemal bu savaşla tanınmıştır v.s bir sürü yalan dolan. Bir defa birinci dünya savaşının en kanlı mücadeleleri Avrupa'nın göbeğinde gerçekleşti. Somme Muharebesi, Verdun Muharebesi, Üçüncü Ypres ya da daha çok bilinen adıyla [İron Maiden'in muhteşem bir eserinin de adıdır ve o savaşı anlatır] Passchendaele Muharebesi'nin yanında Çanakkale'nin esamesi okunmaz. Çanakkale Savaşı'ndaki mücadeleyi küçümsemek adına söylemiyorum bunu, sadece bahsi geçen cephelerde milyonlar öldü. Çanakkale'deki kayıp sayısı Birinci Dünya Savaşı cepheleri içinde en düşük sayıda olanlardan biridir. Kim uydurmuşsa 500 bin, 250 bin gibi rakamlar veriliyor. Onlarca kaynakta [Türk ve yabancı] tarama yaptım, hepsinde de ölü sayısı 55 bin civarında. 100 bin yaralı var ki bunların çoğu tekrar birliklerine geri dönmüş. İlginç olan nokta şu, ki bunu da Atatürk çok defa dile getirmiştir, savaş esnasında cepheden kaçan çok fazla firari var, yaklaşık 70 bin kadar. Yeşil sarıklılar muhabbetini de kimin uydurduğu belli, o yeşil sarıklılar bozguna uğranan, hareket alanı kalmayan ve trajik bir şekilde ölen Türklerin olduğu Sina-Filistin Cephesi'nde niye yoklarmış? Yemen'de, Irak'ta ya da Sarıkamış'ta donan askerlere niye yardım etmemişler? Mustafa Kemal'in Çanakkale cephesi ile tanınması gibi bir durum da yok. Zaten Osmanlı elitleri Çanakkale öncesinde tanıyordu. Birinci Dünya Savaşı boyunca Mustafa Kemal'in sanıldığı gibi çok önemli görevleri yoktu. Çanakkale'de de sadece tümen yönetti. Yeri gelmişken önemli gördüğüm bir durumu anımsatayım: Çanakkale Zaferi diye kutlanan tarih yani 18 Mart deniz savaşıdır. Nusrat Mayın Gemisi'nin döşediği mayınların İngilizler tarafından fark edilmemesi. Yani Çanakkale Savaşı bir zafer ise bu zaferin baş mimarı ne Mustafa Kemal, ne cephenin komutanı Liman van Sanders'tir. O kişi, sadece tarihi önemseyen, dönemi araştıran kişilerin bileceği bir isim olan Cevat (Çobanlı) Paşa'dır. [Bu arada İstanbul işgali sonrası Cevat Paşa da Malta'ya sürgüne gönderilmiştir]

Çanakkale Savaşı'nın karada yapılan kısımları bir siper savaşıdır. Zaten genel olarak birinci dünya savaşı'nı siper savaşları olarak tanımlamak mümkün. Kazılan siperlerde kafasını bile çıkarmadan saatlerce, günlerce bekleyen askerler. Haliyle savunmada kalan her zaman avantajlı oluyor ki birinci dünya savaşının siper savaşları kısmını kaybeden hep Almanlar oldu çünkü saldırı pozisyonundaydılar. Bizim Çanakkale'de kazanmamızın nedenlerinden biri de savunmada oluşumuzdur. Yani öyle göğüs göğüse bir çarpışma durumu söz konusu değil. Siper savaşları çok enteresan, "shell shock" kavramı da buradan hareketle ortaya çıkıyor. Dehşet verici bir travma... Yukarda ismini geçirdiğim Somme Muharebesi'nde siperde tabir-i caizse kafayı yemiş bir askerin şu fotoğrafı olayın vehametini anlamak için yeterli:

https://www.warhistoryonline.com/instant-articles/his-eyes-express-the-madness-of-the-war-shell-shocked-soldier-in-a-trench-during-the-somme-offensive.html

[Gerekiz bir bilgi: bu siper savaşlarındaki mağlubiyetlerden dolayı Almanya ikinci dünya savaşında taktik değiştirip "blitzkrieg" adını verdiği bir nevi yıldırım savaşını uygulamaya geçer.]

Çanakkale Savaşı'nın benim için en büyük kaybı, mürekkep yalamış neslin bu savaşta ölmüş olması. Milli Mücadele sonrası o eğitimli insanlara çok ihtiyacımız vardı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Meclis'te ve bürokraside o kadar yetersiz, liyakatsiz insan vardı ki, bugün toplumun büyük bir kısmında "Tek Parti iktidarının zulmü" diye bir söylev varsa, bunun nedenlerinden biri de budur. Düşünün ki aynı kişi hem İstanbul Belediye Başkanı hem İstanbul valisi hem de CHP İstanbul İl Başkanı görevlerini yürütüyordu. Muhittin Üstündağ, Lütfi Kırdar gibi isimler bu görevi yürüten kişiler oldu. [Aynı üzüntüm 60'lı yıllar için de geçerlidir. O yıllarda üniversite sınavı yoktu, çünkü liseden mezun olan sayısı bile çok azdı, haliyle üniversitelere kim başvurursa onlar eğitim görüyordu. O okumuş, eğitim görmüş neslin büyük bir kısmı "devrim"in peşinden koşup kendilerinin ve ülkenin geleceği için onulmaz yaralar açmışlardır.]

Hamiş: Kimseyle tartışacak enerjim yok, "ölen insan sayısı mı önemli", "niye onlara şehit demiyorsun", "o günleri yaşamadan anlamak mümkün değil" v.s gibi klasik yorumların gelmemesini rica ediyorum. Mümkün olduğunca teknik bir dil kullanmadan anlatmaya çalıştım ama raydan çıktığım anlar varsa da görmezden gelin artık. Zira yazdıklarımı tekrar okumadım, tapaj hatası bile olması muhtemeldir...

YORUMLAR

15 Mayıs 2021, 15.47
''Defaten tekrarladığım cümleyi el-tekrar'ül hasen deyip bir kere daha söyleyeyim: tarih konusunda bu kadar büyük bir laboratuvara sahip olup da bu kadar bilgisiz olan başka bir dünya ülkesi yoktur.''

Aga ben de bunu anlamıyorum. Tarih konusunda cahil olsam nolur olmasam nolur. Geçmişte o olmuş şu olmuş bana veya kime ne. Milletin kafası zaten olmuş bi milyon. 

Geçmişini bilmeyen geleceğini yazamazmış. Bu mantık dev bir saçmalık. Bu işler artık hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Zaten ilgilendirmemesi de gerekiyor. Doğduk büyüdük, önümüzde bir hayatı yaşamamız gereken bir ülke gördük, kendimizi günümüzün ve yarınlarımızın ihtiyaçlarına göre geliştireceğiz. Bu gelişimimizle beraber otomatikman ülke de gelişecek. 

Yok kaç kişi kaçmış, yok asıl kahraman kimmiş, israilmiş gazzeymiş prusyaymış ingilizmiş avrupadaki kanlı savaşlarmış falanmış filanmış. Bütün bu anlattıklarından hiç haberim olmasaydı hiç bir şey kaybetmezdim. Geçmiş, benim ne bugünüme ne de yarınıma ışık tutamaz. Gerçek şu ki, Türkiye'nin hakları konusundaki harici hiçbir problem benim problemim değil. 

Geçmişte savaşlar yapılmış kazanılmış kaybedilmiş. Liseliler savaşa gitmiş, okullar tahsilli öğrenci mezun edememiş çağın gerisinde kalmışız. İyi tamam eee? Başarılı olan atalarımız sağ olsunlar. Artık onlar yok. Artık biz varız. Kendimizi konuşmamız gereken tarihimizin yerindeliğinde olmamız gerekiyor. Şimdi artık günümüzün somut sorunlarına, günümüz insanlarının somut ihtiyaçlarına odaklanmak zamanı. Şaka gibi, yüzyıllar boyunca tarih konuşacak zamanımız yok. 

Kusura bakma da, yaşlı insanlar geçmişi anlatmayı doğal olarak seviyorlar. 
16 Mayıs 2021, 02.51

Teknik bilgilere katılıyorum. Bilen bilir bilmeyenin de öğrenmesi zor değil. Araştırana kaynak çok. Bir şeyi merak ediyor ve öncelikle şunu sormak istiyorum; bu blogu yazmaktaki amaç ne, ne olsun ve ne olursa ne yapmak istersin
17 Mayıs 2021, 19.44
unadventurous, şu saate kadar bekledim: belki halet-i ruhiyeninin çok da sağlıklı olmadığı bir anda böyle bir yorum yazmıştır ve dönüp tekrar okuyunca "ne saçmalamışım ben böyle" diyerek bir yorum daha yazmanı. Ama herhangi bir düzenleme ihtiyacı duymadığına göre yazdıklarında ısrar ediyorsun. Senin hakkında daha doğrusu genel itibariyle düşüncelerin hakkında yorum yapmak o kadar zor ki. Bazan kimi sosyologların dahi dile getiremeyeceği çok müthiş tespitler yapabilirken bazan da köy kahvesinde dünyadan pek de haberi olmadan büyük sırrı çözmüş dayılar gibi atıp tutuyorsun. İnsanlar elbette aynı fikirde olmayabilir, bazı şeyleri önemsemeyebilir ama bir şeyleri yok saymak, farkında olmamak çok başka bir şey. Bunu daha önce de yaptığın için söylüyorum. Burada ülke ekonomisinin gidişatının berbat olduğunu öngören bir yorum yaptığımda karşı çıkmış ve ekonominin süper olduğunu söylemiştin. Hala aynı fikirde misin bilmiyorum. Bu yazı özelinde konuşacak olursak, "tarih" illa yüzyıllar önce yaşanmış bitmiş şey demek değildir. Bu yazı ve yaptığın yorum da artık bir "tarih"tir. Senin gibi "bana ne geçmişte ne olmuş bitmiş" denildiği için Fadıl Akgündüz gibi bir tip dönüp dolaşıp ülkedeki insanların paralarını tokatlayıp gidiyor. Ülke batarken "itibardan tasarruf olmaz" diyerek Dolmabahçe Sarayı'nı yapanlar ile daha dün akşam Beypazarı'na yapılan yeni Hükümet Konağı'nın "müjde" denilerek İçişleri Bakanı tarafından açıklanması arasında bir benzerlik "tarih"in konusu değil midir? Tarih kitaplarının vazgeçilmez cümlesi "Halk ağır vergiler altında eziliyordu"yu şu yaşadığımız dönem için de söylemek mümkün müdür? Ne kadar örnek vereyim bilmiyorum, aralarında 130 sene fark olan Napolyon ile Hitler'in aynı mantıkla hareket ettikleri için Rusya'da bozguna uğramaları mesela. Hitler, biraz olsun Napolyon'un harekatından haberdar olup irdeleseydi Dünya Savaşı'nın şekli değişirdi. Kendi ülkene bakıp da plansız, programsız, zevahiri kurtarmaktan öteye gitmeyen şekilde hareket eden iktidarlara alışkın olduğundan dolayı dünyanın da böyle olduğunu mu sanıyorsun? Ülkelerin, toplumların binlerce, yüzlerce, onlarca yıla yayılmış olan planları vardır. Arz-ı mev'ud'un ne olduğunu bilmezsen "İsrail'in orada ne işi var" dersin. Deli Petro'yu bilmezsen bizim Cumhurbaşkanı gibi "Rusların Suriye'de ne işi var anlamış değilim" gibi bir cümle kurarsın. Dün Fethullahçılara "ne istediler vermedik" derken bugün onlara tanınan imtiyazlara benzer şekilde Menzilcilere tanınıyorsa sen daha 5 yıl önceki tarihten bile ders almamışsın demektir. Erbakan dönemindeki "kayıp trilyon davası" ile bugünkü "128 milyar dolar nerede" arasında analojiyi kuramıyorsan "tarih" zaten senin için anlamlı değildir. İslam ile aran nasıl bilmiyorum, Müslüman olduğunu kabul ederek yazıyorum bunları, değilsen de yok sayabilirsin. Tarih bilgisi olmadan hadi yorumlansın Kur'an-ı Kerim. Bir Müslüman "aman bana ne Leheb'ten, karısından geçmiş gitmiş" deyip Tebbet Suresi'ni yok sayabilir mi? Tevbe Suresi'ndeki "Haram aylar çıkınca Allah'a inanmayanlarla savaşabilirsiniz"i "tarih"i bilmeden nasıl yorumlayacaksın? Şunları anlattığıma bile inanamıyorum. Hayır yani bunları bilmeyen biri olacağını düşünmek istemiyorum. "Günümüzün sorunları" dediğin şey zaten "geçmiş"in yani "tarih"in birikimidir. Şunu keyifsiz bulmana hak verebilirim: bugün Çanakkale Savaşı'nı enine boyuna konuşmanın ne faydası var? [Bundan sonra yazdıklarım otherand'e de cevap olsun] Yazının başında da söylediğim gibi cafo'nun yazısına yorum yazmıştım oradan hareketle birkaç soran oldu ben de yazdım. Yoksa aslında ben de yazarken çok haz almadım, çünkü konu uzun ve ne yazsam eksik kalacaktı. 
17 Mayıs 2021, 21.42

Güzellik yarışmasında 1. Olan güzele soru sorulur. İsteklerini sıralar. İlla ki ilk sırada "dünyada barış" gelir. Acaba dedim öyle bir istekten mi oluşuyor amaç...

Yoksa blog, gerçek adının kısaltması olduğunu sandığım, Cafo'nun rumuzuyla başlayınca rumuz seçimlerine mi değinmek istiyor; yine acaba dedim. Hem niye blog konusu bu olsun ki kimse ondan BirAdamYeah diye bahsetmiş olabilir miydi, sanmıyorum; denk gelmedim. Benimki ingilizce derlemeden oluşuyor. Kendimce bir anlam çıkardım ve herkesten aynı bakış açısını beklemek belleklerine haksızlık olurdu yani ben olsam böyle bir blog konusu seçmezdim.

Neyse ki, nihayet amacını belirttin de beni kendi kendime ihtimal düşünmekten kurtardın. Yorumunla birlikte genel amacın şekillendi. Tarih önemli, doğru bilgilerle duygusal hezeyansız tarih daha da önemli. Umarım açıklamanı doğru anlamışımdır. Taraf tutmayla alakası yok blogun. Tarafsızlığı savunduğunu söylemek dahi mümkün. Ben de bu vesileyle geçmiş ile gelecek arasındaki savaşlar hakkında genel düşüncemi yazayım 

Her konuda tarafsızlığı savunabilir ve desteklerim ancak sözkonusu toprak ve toprak için savaş olunca tarafsızlığı gereksiz buluyorum. Bu da en iyi çöl örneği ile açıklanır. Cafo'nun başlığında yazdım. Ülkenizi tapulu mal mülklerinize benzetirseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız belki de. Savaşlardaki can kayıpları için çok üzgünüm, keşke olmasaymış ama geçmiş tarihte öyle gerekiyorsa öyle olmuştur. Sınırlar çizildi, düzenler kuruldu. Genel geçer bir dünya haritası oluştu.

Günümüz savaşları için pek bir şey diyemiyorum. Bana öyle geliyor ki gelecek kaygısından çok geçmiş kaygısı içeriyor. Öç duygusu. Geçmişi yedirememek. Gerek var mı, bence yok. 
17 Mayıs 2021, 23.03
Jet Fadıl mı? Gerçekten mi? Onun tarafından dolandırılanlara gerçekten üzüldüğümü mü sandın? İnsan bu ya. Az da kendi düşünecek fikredecek, az da kendisi aptal olmıcak. Hele coin zedeler, onlar dolandırıldıkça öyle bir keyif alıyorum ki.

Ne kadar çok şeylerden bahsetmişsin. Uzak tarihi sevmememi daha başka hangi başlıklarla yanlışlıyacaktın çok merak ettim.

Hitler, Napolyon, Deli Petro, Arz-ı mev’ud. Bu gerçek bir soru: Şu yukarıdaki isimlerin ve karıştıkları olayların kimsenin umurunda olmadığını gerçekten fark edemiyor musun? Türkiye’de fatihanın anlamını açılımını bilmeyen, iki hümanist sloganla ırkının kanını hor görebilen 10 milyonlara sen tut arzı mevuda karşı doktirin geliştirmelerini söyle, Çarlığa karşı Turan’dan bahset. Bak bu harikaydı :)

Uzak tarih kalabalıktır demekle, 10 20 40 60 senelik tarih önemsizdir mi demek istedim sence. Tarihten örnek verilecekse daha yakına gelinmeli. Körfez savaşı, 6 gün savaşları, afganistanın ırak’ın işgali. Az bi zorlamayla ingizlerin eski mandası hindistanı, hadi madem normandiya çıkartmasını öncesindeki stratejileri falan (öze sadık kalmak şartıyla)

Tebbet, haram aylar, Müslüman olmayanlarla savaşın ifadesinin açılımları.. Kusura bakma da, sureler ile yönetilmek istiyorsan, bunlara göre yönetilen ülkeleri tercih etmelisin. Örneği yoksa da ki yok, kendine yeni bir ülke kurup Kuranı Kerim’in yasalarıyla ülkeni yönetmelisin. Ya hangi yüzyılda olduğunun farkında mısın. Yıl 2021. Cumhuriyetiz biz.

Müslümanım evet, ama mecaz merkezli yorumlanabilecek ayetleri, deaş gibi grupların Kuran’ın sözlerini maniple ederek, işi Kabe’yi yok etmeye kadar götürüp kraliçenin egosuna zimmetli olanlardan ve her an bu maniplasyonlara köle olacaklardan değilim. Medeni kanunları ortaya çıkarıp uygulama donanımında olan insanların olduğu, olmaları gereken bir ülkedeyiz. Yavaş kalıyoruz farkındayım. Bazen geri de gidiyoruz. Ama ilerlememiz gerektiğini de biliyoruz.

Tevbe süresi haram aylar, tebbet süresi ebu leheb, yeminle cidden soruyorum, gerçekten mi? İsrailin eski yeni ahitle hareket etmesi, Kuranı Kerim’in yasalarıyla hareket etmeyen bir müslüman alemini neden bağlasın. Demekki yetmeyen bişeyler var. Demekki kutsal kitaba güvenmekten önce, zamanın özgül standartlarında inşa edilmesi gereken model insana ihtiyacımız var. Daha evindeki yırtık halısını değiştirmeye gücü yetmeyen insanlara sen arzı mevud dersen, masat elinde kalır. Delilerin herhangi bir kutsal emre itaat etme mecburiyeti yok. Deliliğin açılımı sadece deliler hastanesinden 46 raporu almak değil dii mi? Aynı şeyi tekraaar tekrar deneyip sonuç alacağına inanan delilerle dolu bir ülkeyiz.
Tarih tabi ki önemli. Nerden gelmişsin falan, insan bu, sülalesinin geçmişini bile merak eder. E ama şimdi yok hangi komutan nerde gerçek kahramanmış gibi, deli pedro napmış havarileri napcaklarmış çarlık rusyayı hotlıcak mıymış gibi bilgilere yer açmak için beyinlerde olması gereken gerçek günün gerçek insani sorunlarını kovmak olmaz.

Ruslar, Çinliler, İsrail, üzerinde güneş batmayan imparatorluk falan, bunların yaptıkları, gelecekte yapacakları. Ülkemizin sınırlarına, sınırlarındaki ülkelere, o ülkelerin sınırlarına ve onların da sınırlarındaki ülkelere yapılan ve yapılacaklar listesinden ssöz etmekten gerçekten nefret ediyorum. Senin için olmasa da bunları yazmak benim için gerçekten komik olur. Yapılan ve yapılacak olan o bütün hamlelerle, Türkiye’nin güçlenmesine halel getireceği süreçleri başlatacaklarını kocaaa ülkede öngörebilecek bi dolu yetişmiş ve yetkisiz insan var. Sakin olmak lazım yetkilendirilecekleri vakit gelecek. Aklı irfanı sezgi gücü yüksek olan tee nazilere pedrolara hiramlara kadar gitmek yerine, çağdaşı olan rakiplerinin ileriye dönük projelerini onlara soracağı 3-4 soruyla zaten açık eder.

128 demişsin kayıp trilyon demişsin. Bu çok yakın tarih işte. Bunlar yerine prusyalara gitmeye ne gerek var. Ülke ekonomisinin süper olduğunu sana hangi sene yazdım, bu yorumu ne amaçla yaptım bilmiyorum unuttum. Şimdimizi soruyorsan herhalde yani berbat. Berbat olduğunu anlamak için sadece, maaşlarını dolarla mı alıyorlar diyen 5 li çetenin gözdesinin beyanlarına ve pratiğine bakmak yeter de artar. Uzaaak mı uzaaak tarihi sevmememi (severim ama bütününü anlatmayı ve dinlemeyi sevmem. Günümüze ışık tutacak özleri varsa onlardan bahsetmeyi severim) kalktın daha dünkü olayları güya kıyaslayamamam ile eş tuttun :)) Bu da yetmemiş bana kahvehane müdavimliği yapıyorsun demişsin :) Bu da çok iyiydi :)

Kimi ülkelerin yüzlerce yıla yayılan planlarından bahsetmişsin :) Türkiye’de herkes sabah akşam bunu düşünüyor aynen. 4 nesil sonrası akrabaları acaba hangi ülkede önemli bürokratlar siyasetçiler olacak, 200 sene sonra acaba hangi ülkelerin topraklarına ortak olunacak gibi ulvi sorunları var her yurttaşımızın, çok haklısın. O bahsettiğin ülkelerin vatandaşları, o yüzlerce yıllık planları ti ye alıyorlar. Arzı mevudun aptalları olan o kemik millet hariç. Onun haricindekilerin hepsi, yöneticileri naparlarsa yapsınlar umurlarında değil. Rahatlar. İstedikleri zaman koşabilen yürüyebilen dinlenebilen insanlar. 

Bizim gibi sürekli sefaletin yolsuzlukların, ayrıştırıcı tarihlerinin konuşulduğu ülkelerin insanları olarak bizler emekliyoruz henüz. Ben, gün bana ne gösteriyorsa akıl sahibi bir insan olarak onu düzeltmekle sorumluyum. Gerçeklerin kabul görmesi için bilmem taaa hangi fi tarihine gitmek bana göre zaman kaybıdır. 128 nerde diye sormayı ilk anda aklıma getirmeliyim. Sağlıklı bir insan bunu yapar. Haa bi vakitler kayıp trilyon vardı acaba o da bunun gibi mi diye bir soru sormaz. Ne saçma olurdu. Bu olmuyor tamam. Bir gerçekliği anlatmak için bin dereden su getiriyoruz tamam. İyi de şimdi en kestirme yolu mu seçmiş olacağız böyle yaparak. Mukayeseli enformasyonu işleyemeyecek kadar robotlaşan bu yığınlara gerçekten böyle mi farkındalık kazandırmayı düşünüyorsun. Arabası çalınan kişiyi ikna etmek için, ‘yaa geçen sefer de evinin önünden yürütülen bir araba vardı ya hani, o aslında çalınmıştı. Sen bir geri zekalı olduğun için onun hala geri getirileceğine inandın ama bak gelmedi. Şimdi çalınan bu araban da geri gelmicek. Çünkü o çalındı anladın mı aptal’ mı diyeceğiz bu millete. Böyle açık seçik skandalları sen aslında anlayamıyorsun mu diyeceğiz. Bu mantığa maruz bırakılan bir insan kendisini rezil hissetmez mi? Bu rezilliği kabul etmemek için her saçma mantığa sırtını yaslamaz mı? Bilmiyor musun yani bu insanlardaki aptal görünmeme paranoyasını, hastalığını, takıntısını. Yöntem bu yüzden bu biçimde olmamalı. Daha soğukkanlı yaklaşımlar gerektiriyor.

Ama sen ne yap biliyor musun. Yine en kolayını dene. Bana, ‘’Kendi ülkene bakıp da plansız, programsız, zevahiri kurtarmaktan öteye gitmeyen şekilde hareket eden iktidarlara alışkın olduğundan dolayı dünyanın da böyle olduğunu mu sanıyorsun?’’ demeyi sürdür )))))) Fetö ve menzili şimdiki ana erkin oluşturduğu çapta bir bağlama oturtmaktan uzak olduğumu bana yine söyle sen. Ben dünyadan tamamen bihaberim. Çünkü senin blogunu beğenmedim ))))) Bana cevaben yazdığın şu yorumu sosyal deney olarak yazdım de de herkes bi rahat etsin yav ))

19 Mayıs 2021, 14.09
19 Mayısımız kutlu olsun. Atamıza, silah arkadaşlarına; minnet, saygı ve derin bir sevgi ile...
19 Mayıs 2021, 17.54
"Geçmişte ne olup bitenlerden bana ne", "Tarih konusunda cahil olsam ne olmasam ne", "geçmişini bilmeyen geleceği inşa edemez sözü koca bir palavra, kimsenin de itibar ettiği yok", "geçmiş ne bugünüme ne de yarınıma ışık tutamaz" v.s cümlelerini yazan sensin ve ben de örneklerle bugün arasında bağ kurmanı istiyorum. Yazdıklarımı zihninde nasıl şekillendiriyorsun onu da anlamıyorum. Tevbe suresinden bahsediyorum, tutup bana "şeriat mi istiyorsun" diye abukça bir laf ediyorsun. O örnekten bu çıkarıma ulaşmak için çok güzel kafa yaşıyor olmak lazım. Tevbe suresinin ilk 5 ayetinde geçen "haram aylar çıkınca müşriklerle savaşın" lafının arka planında şu var: Medine o dönem kozmopolit bir yer ve Müslümanlar Tebük Seferi'ne çıkarken Medine'deki diğer unsurlarla anlaşma yapıyorlar: "Biz sefere gidiyoruz, burada kalan kadınlarımıza, çocuklarımıza, yaşlılarımıza dokunmayın". Seferden döndüklerinde görülüyor ki anlaşma yaptıkları kişiler sözlerinde durmamış. Kadınlara tecavüz edilmiş, çocuklar öldürülmüş. Bu ayet de onun üzerine geliyor. Sen bir Müslüman olarak da Kur'an-ı Kerim okurken bu arka planı anlaman ve bilmen için gene "tarih"e muhtaçsın. Bahsettiğim buydu. Ne alakası var Cumhuriyetle, düzeni değiştirmekle Allah aşkına?


Gene büyük laflar etmişsin: "o bahsettiğin ülkelerin vatandaşları o yüzlerce yıllık planları tiye alıyorlar. Yöneticileri ne yaparsa yapsın umurlarında değil" diye. Dünyadan bihabersin demek ki. Milliyetçiliğin, aşırı sağın bütün Avrupa ülkelerinde tekrar yükselen bir değer olduğunu göremiyor musun? Ya hu son dört senenin Avrupa gündeminin temelinde Brexit vardı. İngiltere neden Avrupa Birliği'nden çıktı, hiç mi düşünmüyorsun? Benzer durum Fransa'da da var. 2002 yılında %3 alan Ulusal Cephe, Marine Le Pen liderliğinde son Cumhurbaşkanlığı seçiminde %35'lere geldi. Şu an ise gelecek seçimlerin favorisi olarak gösteriliyor ve iktidarı ele geçirirse Frexit yapılacağı kesin. İtalya'da İtalexit diye parti bile kuruldu. Polonya, İspanya, Macaristan v.s hepsinde aşırı sağ inanılmaz yükselen değer. Sen hangi dünyada yaşıyorsun, nereyi takip ediyorsun da böyle yüksek perdeden konuşuyorsun?


Gelelim Türkiye'ye. Çok uzatmadan tek bir soru soracağım, madem insanların böyle geçmişle şunla bunla çok alakası yokmuş ya, 71 yıldır hiçbir zaman tek başına iktidar olmayan, koalisyonlar harici -ki o bile kısa dönemler- hiçbir şekilde devlet yönetiminde yer almayan CHP'ye bu millet neden oy vermiyor? Bak şu anda ülkenin ekonomisi bitik. Her gün bir skandal çıkıyor, adalet yerlerde, saçma politikalar v.s Şu durumda bile insanlar CHP'ye yönelmiyor, neden sence? "Tarih"ten destek almadan, sadece bugüne, yaşadığımız döneme göre yorumla ben de önünde biat edeyim...
19 Mayıs 2021, 23.24
Sadece bugünümüzün içeriğini kullanarak bütün sorunlar çözülür. Ama bu, bir önceki yorumumun tekrarını yazmamı gerektiriyor. Başka bir açı sunabilir miyim bi bakiyim.

Tek ayakkabıyla sokağa çıkılmaması, camdan biblolar yapanların eldivensiz çalışmaması, işçisinin memurunun hakkını gasp eden özel veya tüzellerin olmaması, burnundan gelen sümüğün millete gösterilmemesi, kutuplarda atletle gezilmemesi gibi gibi hayatın bütün sahalarında oldukça geniş bir yelpazede açan doğruluk prensibinin yürürlükte olması için bu uygulamayı benimseyerek büyütülen bireylerin olması yeterli. Akıllı olunmak yeterli. Hafıza mı? Hayır. Çünkü akıl sahibi olan her insanın başvuracağı kült bir hafıza bankası var. Sadece o. O bir ağaç. Ağacın yan dallarında tarihte ola gelen, hükümsüz soru bankaları olarak adlandırdığım milyonlarca hafıza odası var. Onlar önemsiz. Ağaca odaklanmak gerekiyor. Gerçeklik demiyorum, günün getirdiği doğruluk algısına sadık kalınılmalı. Doğruluk, eleştirilen yanlışların kendisinde de olduğunu yok sayan aptallar tarafından katledilse de, aslında o ağaç orada duruyor. O ağaçta hoşuna giden bir daldan istediği doğruyu almak, tarihi ve gününün insanını maniple edenlerin işidir. Köklerine kibrit suyu, geçelim.

O ağaç, sürdürülebilir olmaktan uzak ve haftalık popülarite empoze eden sanal hafızalarla budana budana, insan an’ındaki aklına güvenemez oldu. Güvenemez. Sürekli bir misilleme hafızası işler. Örneğin, b kişisine tâbi olduğu bir partinin yanlışını dediğinde, o da sana senin tâbi olduğun partinin yanlışını vurguluyor. Ve sen, evet bu da o da yanlıştır demek yerine, tutup b kişisinin bağlı olduğu grubun daha eski arşivlerini çıkarıyorsun. Ve karşıdan daha eski bir arşiv çıka geliyor. Ne oldu şimdi? İkisi de tarihten faydalanıyorlar. İkisinin de kendilerini haklı gerekçelerle savunduklarını görürsün. Gelişime üşenen insanların hepsi bu çizgiyi benimser. E şimdi onların kullandığı bu hafıza işletme yöntemini hangi alternatif ile yok edeceğiz? O ağaçla. Safkan köklü o ağaç. Uygulanan yanlışların karşı yanlışlarla savunulması suyuyla çürüyen o ağaç. Tek hafıza dayanağımız. Canın acıdığında, hakkın yendiğinde, bu gaspların sadece a ve b kişisi gibi ayrılmış milyonlara özgü olduğunu gördüğünde, diğer ayrılmış milyonların üst konforlarla hayatlarını sürdürdüklerini gördüğünde izzet-i nefs merkezinin tetiklenecek olması yan dallardaki spekülatör hafızaları koparma şartına bağlı değildir.

İnsan beyni tarafından kandırılır denir ya hani, zaman denen güç de insanları yanılsamalar ile kandırır. Zaman, doğruları maniple eder. Zamanın kendisi olarak betimlediğim o ağaç ise hiç şaşmaz. İnsan, hayvan, ağaç, deniz, fark etmiyor, formunun içinde olan her türün canı yandığında, refleks gösterilmesi için öz bir hafıza sunar o varlığa. Kıyaslamaktan ve tartmaktan uzak, misillemecil rövanşlardan uzak, sadece anda işin çözülmesini sağlayan temel hafızayı sunar. Şu: lokantada karşı masalarda gömleklerine sos döken iki insandan biri diğerini uyarıyor. Uyarması, gözün istediği bir doğru’luk içindir. Diğeri de, kendisini uyaranın gömleğindeki o asimetriyi ona söyler. Orada bir savaş çıkmaz. Kan gövdeyi götürmez. Vay efendim dinime söven bilmem ne olsa denmez. İkisi bir olup soslu gömlek kardeşliği yaparak sokaklarda makule biraz yaklaşan bir simetri ile ortalıklarda da gezmezler. Çünkü temel hafıza orada işler.

İnsan, tarihin sayfalarından gününün yanlışlarını düzeltme pratiği edindi. Büyük hata. Bilim teknik konularını bunun dışında tutuyorum. Sadece sosyoloji bağlamında reddediyorum. Bu düzeltmelerin çoğu da yüzde elli doğrulukta gerçekleşti. Çünkü tarih tek aktörlü tek titanlı bir orman değil. Gerçeklik, tarihlerdeki sebepleri ve olayları inşa eden aktörler tarafından pay edilerek yaşanan an’a eksik taşınır. Kabullenmek. Yüzleşmek. Karşılıklı yanlışlarında yüzleşme kabiliyetiyle yaratılan bir varlığız biz. Bizler değiştirildik. Misilleme kültürüne angaje edildik. Buna eklemlendiğimizi fark etmek için sadece eş zamanlı haklısın’ları üretmemiz gerekiyor. Tekâmül budur. 6 yaşındasın, kötü bir insan eline yüzüne vurdu seni ağlattı, canın yandı. 20 yaşına geldiğinde aynı o kötü insandan sana uygulanan o fiile kötü ismini vermen için 6 yaşına gitmene gerek yok. Canın yandığında o ağaç sana göstermen gereken refleksi zaten hatırlatıyor.

Savaşlar, aktörler, amaçları. Evet evet, yaptıkları gasplar, yedikleri haklar neye hizmet ediyor, ucu nerelere varacak, beni ısırmayan yılan bin yaşasın düz aklında olanlar için tarihin komplesini hatmetseler bile bunlar hiçbir şey ifade etmez.
Normalde de bir şey ifade etmesi gerekmiyor zaten. 200 – 500 yıllık planlardan bana ne deyip, o planları aşamalara bölüp orta yerde haksızlık yapanlara sanal değil, ütopik değil, gerçek anlı refleks geliştirmek gerekiyor. Bunu yapmak yerine, vay efendim senin bin yıllık planların var, bütün bu kötülükleri bunun için yapıyorsun demek, o planı ve uygulayıcılarını efsaneleştirir. Yaptıkları mezalimler istem dışı  gerekçelendiriliyor göremiyor musun? Zulümlerine uğrayanlar tarafından bile bilinç dışına gerekçeler kodlanıyor!! Onları hikayeleştiriyoruz. Hikayeler lezzetlidir. Onlar tarafından haksızlığa uğrayanlar, endirekt olarak hikayelerle hipnotize edilirler. Böylelikle dava insanı statüsüne yükseltilen o uygulayıcıların planlarına akıl tevdi edilir. [Ne aklı ya, hepsi aptal. Bu salakların ellerindeki erkler bende olacak, 10 sene ya fazlası yok, dünyanın tepesine bir taht kurarım, tek milletsiniz ulan köleler derim : )) ] Aaaa bak işte millet teee hangi yılları düşünüyor, bizse hâlâ asgari ücreti tartışıyoruz geyiğine dur durak bilmeden sürekli bu yüzden geliyoruz. Onun rüyası sadece o rüyanın gerçekleşeceği o ileri çağın insanını ilgilendirir. O rüya bizim hiçbir korku merkezimize ait değildir. Biz, o rüyanın gerçekleşmesi için yapılacak kötülükleri sürekli ertelemekle memuruz. Ama avamın sefaletini unutturacak masallarla değil. Sonraki kötülükleri sırtlanmaya hazır stockholm sendromunda değil, andaki çağa özgü rasyonun ışığında terimler üreterek, maddeci stratejiler geliştirerek erteleyebiliriz. Manevi ittifaklar mı? Teee sonraların işi. Hikayelerine dublör olmadan, filmlerine gişe rekorları kırdırtmadan usul usul kurulacak ittifaklarla. Şimdilik bu dediklerimi gerçekleştirecek bir akli federasyon yok.

Kılavuzu karga olanın burnu.. < kargalar çok akıllıdırlar, ilk anda verecek başka örnek bulamadığım için] Bizim kılavuzumuz hikayeler. Onların o anda yaptıkları haksızlıklara sadece, ‘’bu doğru değil, insanların canını yakmak kötüdür’’ gibi duru gerçeklerle karşı çıkılması an’a sadık kalınması açısından önemlidir. Bunun yerine onların kötülüklerine yine onların efsaneleriyle karşı sav hazırlamak o ağacı kurutmak demektir. Düşünsene, adam sana kendi efsanesini konuşturtuyor. Seni, anından alıp 500 sene sonrası için uzuuun planlar yapmanı gerektirecek meşgaleler ile oyalıyor. Sen onun kötülüğünü 500 senelik travmalar ile unutuyorsun. Çünkü o travmaları edinmen için onun geçmişini de hatmetmek zorunda olduğun için, artık anda olan biten sana çerez olarak geliyor. Kim bilir sonraki yıkıcıl hamleleri nasıl olacak diye bir sonraki hasarını düşünmek zorunda kalıyorsun. Büyük hata. An her şeydir. Arzı mevud gibi saplantıları olanları geleceklerinden izole etme mantığı sadece anda işler. Gerçekçi doktrinler hazırlamak, çağımıza ait elle tutulur insan hakkı ölçüleriyle anlık kötülüklerini sadece o an’a özgü etiklerle ifşa etmek zor olanıdır. Kolayı ise, mücadeleyi en baştan kaybettiğine inandığı için 500 sene sonrasına saklanmaktır. Geçmiş ile gelecek cenderesinde felsefe üretmek gerçekten çok sancılıdır. Bu sancıyı reddederek her gün yeni bir savaş ilan eden aktörlerle dolu dünya. Zayıflar zayıf oldukları anlaşıldığında, mücadeleden sırf zayıf oldukları için vazgeçtikleri ifşa olduğunda kullanılırlar. Zayıfsın ama zengin olman için hâlâ vaktin var diye fısıldanılır onlara. Böylelikle miktar miktar kötücüllüğe alıştırılırlar ve yolculukları başlar.

Çok severler, sefalet içindeki halklara yeni bir oyuncak verdiklerinde arzı mevuda bakarken elalemin cebini boşaltmayı. Bütün acemi çırak hırsızlar insanları sürekli böyle tokatlarlar. Cambazlar ve seyircileri. Gösteri için satın alınan biletleri bastıran travma fetişi salon sahipleri.

Sonuç: Yakılan canın hak arayış farkındalığı için hariçten bir tarihsel hafıza gerekmez. Sağduyudan uzak, zamanın ormanlarında aptallığındaki yanlışları düzeltmemek için materyaller arayan, kusurlarını düzeltmeyi zayıflık olarak gören, dirayetli görünmek için her fitneyi mübah gören, özgüvenini kullanmayı her şartta ve koşulda tanrılığa yükseltenler için gerekir. Bana gerekmiyor. Bana yıl da gerekmiyor. Hatta ay da. Belki haftayla yetinebilirim. Ömrüm kısa. Günümün sorunlarını çözmek için beni tarihle oyalandırmaması gereken bir akıl ürettim kendime. Bunu yapmak zorundaydım. Bu pratiğe mezarımda fark edip aşağıdan yukarıya her duyduğum saçmalığa sövmekten daha iyi olur diye bunu seçtim. Doğrudan bana dediğin o diğer şeyler için ayrıca çok bir şeyler daha yazmak istemiyorum. Yorumlarımı kısa tutmak zorundayım.

CHP demişsin ve sormuşsun. Yorum uzardı. Ama şu: o partiyi sadece 1 seneliğine bana versinler, o bahsettiğin sağın sanal yükselişinin sanal olduğunu ifşa etmezsem ben de bir şey bilmiyorum. Neden sanal yükseliş, CHP ile bunu nasıl kanıtlardım’ın cevabı bu yorumu gerçekten çok uzatırdı.

20 Mayıs 2021, 06.55
Yorumlar nereye gidiyordu smile Resmi Yok susayım susayım, dedim ama olmuyor. Macerasız (Unadventurous bak böyle daha güzel oldu nickin:); ben sana bazı noktalarda katılıyorum. Bu yazının bana faydası dokunan bi yeri yok, zevk aldığım bi yeri de yok. Yalnız bu benim fikrim, senin gibi ahkam kesemem. Hatta diyebilirim ki; Cafo'nun yazısında Biradam'ın yorumuna tepki duymuştum, bu tip bir şeyin altını doldurmadan öyle dik bi cümle yazınca -zafer değildir vs.-, epey sinirlenmiştim. Belki bu yazı benim gibi düşünenlere ve olayı merak edip kendisine soranlara cevap niteliğinde. Niye bu kadar sinirleniyorsun anlamadım. Hele yazıdan kopup Biradam'a yaptığın suçlamalar çok fena cidden. Ne yazdığının farkında mısın bilmiyorum.


Tarih elbette önemlidir, ha ben de sevmem ama önemlidir. Bu tip detaylar önemli midir? Bence önemli değil, ancak tarihçiler kendi aralarında müzakere edebilirler. Ki bu yazı bir yorum, başka biri de başka bir yorum yapar. Yani tarih, biraz da yoruma dayalı bir dal. Hele ki yakın tarihten öncesi, vakanüvislere emanet, "yaz kızım kereviz" tadında:)


Ne diyordum; yazıdaki önermeye katılmıyorum ben. Sonuçlar önemli. Kurtuluş Savaşının içindeki her yenilgi ve her zafer, birlikte getirmiştir bence kesin bir kurtuluşu. Kelebek etkisi denen bir şey var mesela. Belki yenilginin öğrettiğiyle veya getirdikleriyle yendik vs. vs. Bu yüzden, bu konuda hiç detay bilgi veya yorum ihtiyacında değilim açıkçası. Yazıyı sevmemem bundan. Eğitimli insanların, o savaşta can vermiş olması, ancak olumsuz bir ayrıntı olabilir savaşa dair. Olmasaymış iyiymiş babında... Ki bizim neslin tanıklık ettiği, eğitimi öteleme, geriletme, örseleme ve bilumum yok etme çabalarını düşündüğümüzde; Çanakkale'de şehit olan eğitimli insanlar üzerinden, savaşın kendisine eleştiri getirmek de abesle iştigal gibi geliyor bana.


Üstelik Biradamcım, kıyasını da sevmedim. Neden din üzerinden Yahudiler-Müslümanlar diye karşılaştırdın ki. Olanı, din savaşı mı yoksa toprak savaşı mı olarak değerlendiriyorsun? Ortada bir devlet var ve zulmediyorlar. Müslümanlar, birbirlerini katledecek kadar akıllarını kaybettilerse, bunun İsrail'in Filistin'e saldırmasıyla ne alakası var? Malum zümrenin 'onlar kaka, biz cici' körlemesinden bahsediyorsan haklısın tabii. Yine de zulme tepki vermek için, tüm zulümleri tek tek saymamıza gerek yok biz sıradan insanların. Din, dedin mi; savaş, kaçınılmaz olmuş zaten. Tencere dibin kara, seninki benden kara...
21 Mayıs 2021, 19.12
Cezbe, öncelikle Kurtuluş Savaşı ile Çanakkale Savaşı arasında hiçbir rabıtanın olmadığını belirtmeliyim. Bu tarz yorumlar "Almanlar kaybettiği için biz de kaybetmiş sayıldık" gibi saçma bir yorumu "tarih" adı altında öğreten insanların ürünü. Çanakkale'nin Kurtuluş Savaşı'na hiçbir katkısı, motivasyonu falan yok. Çünkü ikisi bambaşka savaşlar. Amacı da, yapılış şekli de birbiriyle alakasız. Bir defa Çanakkale Savaşı'nda daha doğrusu birinci dünya savaşı'nda savaşılan tüm cephelerde motive unsuru "padişahın sahip olduğu toprakları" korumak. "Vatan" diye bir bilinç henüz cari değil. Evet, Meşrutiyet ile birlikte "özgürlük", "vatan" gibi terimler ortaya atıldı ama genel itibariyle halk arasında henüz karşılığı yok. İkinci Abdülhamid'in yemek yediği sofrada kalan ekmek kırıntıları halka "şifa" diye dağıtılıyor, böyle bir dönem. Bunun yanında Çanakkale Savaşı, imparatorluğun savaşıdır ve bu imparatorluk içinde etnik kökeni farklı milyonlarca insan vardır. Yazıda ekledim ama çok önemsemediğiniz o "kaçak" sayıları var ya, işte resmi belgelerde vardır Atatürk, Çanakkale Savaşı'nda şöyle diyor Merkez Komutanlığı'na: "Bana verilen 72. ve 77. alaylar Araptır. Bir kısmı Yezidi ve Nusayri gibisavaşa karşı insanlardır. Lütfen bana Türk askeri yollayın". Gene Çanakkale Savaşı'nın başkomutanı Liman Von Sanders'in, o yıllarda Miralay olan İsmet İnönü'nün hatıralarına bakıldığında "tarihimizde görülmemiş askeri firari"den bahsedilir. Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk'ün ısrarla dem vurduğu "düzenli ordu kurulması gerekliliği"nin nedenlerinden biri de budur. Kurtuluş Savaşı ise sadece Türklerin ve kendisini Türk hissedenlerin "bağımsızlık" savaşıdır. Çanakkale'de galip gelmiş olmak bu savaşın temellerini atmıştır gibi bir durum yok. Çanakkale Savaşı'nda tarafsın, Kurtuluş Savaşı'nda ise ülken işgale uğramış ve ondan kurtuluyorsun. Zerre alakası olmayan iki durum.


Ben savaşın çıkışını eleştirmedim. Bir şekilde dahil oluncaktı. Savaşın daha doğrusu galibiyetin propagandasını eleştiriyorum hepsi bu. Eğitimli insanların ölmüş olması da sadece bir hayıflanma...


İsrail ile Filistin arasındaki gerginlik İsrail tarafında önce "din", sonra "toprak" merkezli iken, Filistin tarafından önce "toprak", sonra "din" merkezlidir. Kıyas yapma nedenim, kendi elinizle kendi dininizden insanları öldürürken hiçbirinizin sesi çıkmazken, başka dinden biri sizin dininizdeki birine savaş açtığında nedir bu coşkulu hezeyan? Sen Ayasofya'yı tekrar cami olarak açarken sorun yok ama Mescid-i Aksa Müslümanların ibadetine kapatılınca: "kahrolsun İsrail". İsrail'in kontrolsüz hareketlerini akl-ı selim herhangi birinin kabul etmesi elbette mümkün değil. Ama bugünlere öyle kolay gelinmedi. Para ile kendi topraklarını sattılar Yahudilere. Sonrasında İngiltere ve Amerika'nın da desteği ile İsrail Devleti kuruldu 1948'de. Kurulur kurulmaz da Arap ülkeleri birleşip saldırdılar. Aman neyse, niye uzatıyorum tüm anlattıklarım gibi bunlar da zevksiz ve gereksiz bilgiler. Olmuş, bitmiş işte, ne diye üzerine düşünelim, yorum yapalım. Sadece bugüne bakalım ve "Kahrolsun İsrail" diyelim yeterli...


Meraklısına not: Kim ne derse desin bir defa daha tekrarlıyorum ki "tarih çok önemli" ve geçmiş olmadan bugünü anlamak da mümkün değil. Hele ki önümüzdeki zamanlar daha da önemli. Çünkü bir önceki yazdığım yorumdaki gibi: dünyada özellikle Batı'da büyük bir şişkinlik var. Tarihin her döneminde görülmüştür ki bu şişkinlik beraberinde patlamayı getirir. Hemen her ülkede yükselen milliyetçi refleksler, Avrupa Birliği'nin dağılma sürecinde olması, mülteci krizleri v.s derken değişik bir dünyaya merhaba diyebiliriz. 
26 Mayıs 2021, 11.02
Sonuç olarak;

Kahrolsun İsrail mi diyeceğiz?

Yoksa

Kahrolsun yaşlı insanlar mı?

Kestiremedim biradamyaratamamak...

Ben yine de düzen adamı olayım.Kahrolsun hükümetin sevmedikleri. :)
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın