gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Ölüler ve Yarı Ölüler

20 Ocak 2024, 08.31
A- A+

Kadına şiddet yanında, kadın şiddeti denen bir şey var özellikle de bizim ve bizim gibi ülkelerde. Elbette erkeğin içindeki bastıramadığı şiddet dürtüsünün yol açtığı kadın cinayetleri toplumsal bir yaradır. Çok da astık kestik erkek cinsini. Ama ya kadınlar? Kadınlar tarafından erkeğe uygulanan sessiz şiddeti de göz ardı etmemek gerek. Cinsiyet ayırt etmeksizin hiç kimse, evlilik çatısı altında birbirinin tapulu malı, ekmek kapısı, statü aparatı, prangalı kölesi değil.

 

Bir tanecik hayatımız var mutlu olabileceğimiz. Evlilik cüzdanı iyi bir şeyleri ve mutluluğu ifade ediyor ilk bakışta. Öyle ya iki insan, yemin ediyor birbirlerinin olacağına dair ömür boyu. Ömür boyu???? Peki ama neden ömür boyu. İnsan denen varlık monogamik değil ki. İdeali, tek bir insanla sevgi dolu bir ömür geçirmek elbette. Ama olmuyorsa neyin zorlaması bu?? Eğer üremek, çocuk yapmak, nesli ismiyle devam ettirmek içinse, konunun en önemli varlığı çocuk demektir. O zaman mutsuz bir evliliği çocuk için sürdürmek niye, belli ki arızalı yetişecek bu birey. Evin içinde birbirine batan iki tane kazıktan çocuğa ne hayır gelecek. Sonra o çocuktan kime ne hayır gelecek. E demek ki dert çocuk filan değil. Bütün dert, bitmeyen egolar.

 

Genelde gelişen süreç, kadının çocuk sahibi olmasıyla beraber, evlilik cüzdanının tapuya dönüşmesi, erkeğin ayrılmak istemesi halinde çocuk üzerinden ajitasyonlar, çocuğu göstermemeler, tehditler filan şeklinde devam ediyor. Bu durumda erkek ne yapacak; ya mutsuz halde evliliği sürdürecek “çocuk için” zırvasıyla ya da evliliği bitirip şeytan ilan edilecek. Her şartta asılacak, ruhuna fatiha.



Mesela, evliliğini tehlikede gören kadının çocuk yapmak suretiyle adamı zincirleme çabası hiç yabancı değil bize. Bak bak kafaya gel! Yürümeyen evliliğin mutsuzluğuna, yepyeni bir bireyi mecbur ederek, mutsuzluğu trioya bağlıyor. Kadın böyle, maalesef… En eğitimlisinde bile şahit olunan bir durum bu.

 

Çocuk, nereye düştüğünü bilmeyen bir masum. Birbirlerini sevmeyen anne, babası varsa; ya ömür boyu sevgisizliğe, didişme, kavga gürültü ve hatta şiddete tanık olacak, ya da dual bir yaşantı sürecek babasından ayrı annesiyle yaşayacak. Eee önemlisi ne burda peki. Çocuğun mutluluğu, sağlıklı bir gelişim süreci yaşaması. Trio mutsuzluktan, dual mutluluk iyidir. Ama neden olamaz bu hiç?

Çünkü;

Kadın kıskanç ve çekilmez derecede sahiplenici bir varlıktır -erkeklerden çok daha fazla-. İstenmemiş olmayı asla kendine yediremediğinden, çocuğun hayatından baba figürünü çıkarır. Kocasını kaybetmiş olması, kocasına kaybettirme dürtüsünü getirir. Neyi? Çocuğunu elbette. Böylece çocuk babasını, babası da çocuğunu kaybetmiş olur.  

 

Küçük bir çocuğu anne babasının illa birlikte yaşaması değil; uyumlu, medeni, birbiriyle kavga etmeyen sevgi dolu bireyler, huzurlu ilişkiler mutlu eder. Her iki taraf yeniden başkalarıyla bile olsa, önemli olan çocuğun her biriyle ve her birinin de birbirleriyle olan medeni ilişkisidir. Yani İstenmeyen eş, egolarından arınıp çocuğunu düşünürse; gayet mutlu mesut, travmasız bireyler yetişebilir. Artık seni sevmiyor diye kimseyi öldürmenin veya yarı ölü hale getirmenin bir manası yok.  



Bence kadını çeşitli sebeplerle fiilen öldüren erkekler; erkeklere pasif zulüm uygulayan ve erkekleri yarı ölü halinde bir yaşama mecbur eden ya da çocuğundan mahrum bırakarak erkeğe ceza veren kadınlardan sayıca azdır.  Hepimizin önünde akıyor hayat. Düşünün bakalım; karısını öldüren kaç erkek, kocasını yukarıda yazdığım türden birlikteliğe zorlayan veya çocuğunu babası varken babasız bırakan kaç kadın tanıyorsunuz.

YORUMLAR

20 Ocak 2024, 12.29
 Belki bir yorumla anlatabileceğim, belki daha fazla yazacağım bu blogun altına. Seni de beni de biraz yoracağım canım:)
Öncelikle elimizdeki istatiski verilerle girişeyim mevzuya. Boşanmanın başlatıcısı çoğunlukla kadınlardır. 'Ben karımı seviyorum hakim hakim bey, boşanmak istemiyorum' diyense erkek tarafı. Çünkü kadının çalışma hayatına girmesi yani kimlik değişimi onu ekonomik meselelerde söz söyleyen, karar alabilen konumuna getirdi. Erkeğin rolü değişmediğinden o bu durumdan rahatsızlık duydu ve çatışmalar vs. Ayrıca hem ev işleri hem dışarda çalışmak kadını ve dolayısıyla evliliği daha fazla yıprattı. Yani söylediklerin epey sorunlu.

Çocuk olayına gelirsek, geleneksel  erkek kimliği  için kadın yoksa çocuk da yoktur.  Hele ikinci evliliğini yaptiysa ilk esinden ćocuklar yabancıdır. Maalesef çocukla ilgilenen genellikle kadındır. O da bıraksa "vay hain kadına bak" derler. Bu da ciddi bir yüktür kadının omuzunda. Psikolojik şiddet demişsin onda da erkekler açık ara fark atıyor. Bir kere dinleme ve anlama yeteneği edinmemişler.Bunca yükün üstüne  kadın daima yalnız hissediyor. Başarıları eşleri tarafından küçümseniyor, değersizleştiriliyor.

Peki neden eldeki veriler böyleyken çoğu insan senin yazdığın şekilde düşünüyor. Çünkü ataerki böyle düşünmemizi istiyor devamlılığı buna bağlı. Bu önyargıları yıktığımız gün onun da suyu ısınacak. Kadın kıskanç, kadın şöyle kadın böyle.(?) Yaşadığım şehirde metresi yahut imsm nikahli ikinci olmayan çok az erkek vardır. Tek seferlik ilişkiler zaten elinin kiri erkek için. Bu erkekler asla eşlerinden ayrılıp kurulu düzenlerini yıkmak istemezler. Kadın aldatırsa işte orda akan sular durur. Soruyorum, kim daha kıskanç?
 Yoruldum  devam ederim gene.:)


20 Ocak 2024, 15.06
 "Cinsiyet ayırt etmeksizin hiç kimse, evlilik çatısı altında birbirinin tapulu malı, ekmek kapısı, statü aparatı, prangalı kölesi değil."
Bu söze katılıyorum. Realitede ise gerek erkeğin ayrıcalıklı konumu gerek sistem kadını ce erkeği buna mecbur ediyor.
Kadının çalışma hayatına girmesinin önünde bir sürü engel var buna rağmen her geçen gün bu oran artıyor, özellikle bizim gibi değişimin hızlı olduĝu ülkelerde. Yukarda biraz bahsettim kadın kamusal alanda daima ayrımcılığa uğruyor daha fazla mobinge uğruyor. Camdan tavanlar derin yaramız. Dikkat edersen "hakim bey" demişim. Çünkü hukuk fakültekerindeki kız öğrenci oranı üstünlüğü hukuk alanında çalışan kesimde devam etmiyor. Kadın savcı ve hakimlerin oranı son yıllara kadar  çok düşüktü. Hala bazı pozisyonlarda çok düşük, 1930-40 yılları arası %5 kadın hakim kotası olduğunu biliyor muyduk? Hani cumhuriyet bizi eşitleyecekti? :)
 Kadınların Kariyer yapmalarına izin verilmiyor. İyi gelir getiren yüksek kademeli işler hala erkeklerin tekelinde. Çalışma hayatına giren kadın oranı her geçen gün artıyor fakat hala çok düşük, %50 den fazlası çalışmıyor yahut sosyal güvencesiz günübirlik işlerde çalışıyor.  Durum böyleyken hayatı boyunca çalısmamış, sosyal güvencesi ve kariyeri olmayan kadınlar boşanırken bocalayabilir.  Bunu kadınlar kocalarına yapışıyor mantığıyla ele alamak ezileni daha da ezmek olur. Boşanmak çoğu kadın için  yoksullaşmak demek.Dünyadaki mülk dağılımında bile eşitlik yok, ev araba sahibliğinde erkekler lider.Erkekler her açıdan ayrıcalıklı konumda ve bu ayrıcalıklı konumlarını kolay terkedecek gibi görünmüyorlar.  Durum böyleyken hala erkekler için maduriyet devşirmemnin manası ne? 
Yarımı bırak çeyrek ölü bile değiller. Yaşıyorlar bu hayatı vesselam.:)


 
20 Ocak 2024, 15.22
Hem anarşik hem feminist smile Resmi Hadi yorulalım bari Bilgem, noolucak ayıp ediyosun. Sen, istatistik diyor ki, en çok kadınlar boşanma davası açıyor, diyorsun. Olabilir, doğrudur. Ama her boşanma davası açan kadının, karşı taraf istemeden tek taraflı olarak bunu yaptığını göstermez bu istatistik. “Ben eşimi seviyorum, boşanmak istemiyorum” diyen adam istatiği var mı cidden .dddddd Şunu diyeyim; erkeğin açtığı boşanma davası yılan hikayesi gibidir, bitmez allah bitmez. Ama kadın dava açarsa çok çabuk sonlanabilir. Bu yüzden boşanma davalarında avukatlar, her nasıl olursa olsun -anlaşmalı, şartlı vs.- kadın tarafına açtırırlar davaları. İstatistik verilerinin bu sebepten kadın yüzdesini fazla bulması normaldir. “Günümüzde kadınlar neden boşanmak istiyor”un nedenlerinden bazılarını yazmışsın istatistiki bilgiyi doğrulamak adına ama bence bunu da bir düşün.

Daha ziyade bazı düşünce biçimlerine göre çocuk için yürütülmesi gerek kılınan evliliklerdeki kadının tavrını deşmeye çalışmıştım. Bence bu konu, kadınla erkeği dövüştürmekten daha önemli Bilge. Evet, çocuk annenindir önce ve hep ve daima. Bunu koyduk cebe. Bence hiçbir kadın, bakamayacağı çocuğu yapmamalı. Güven duymadığı bir insanla evlenmemeli, ki bu da yetmez insanlar değişir, insanlar ölür, olmadık şeyler gelir başa, hayat malum… Tek başına o çocuğa bakabileceksen, hem maddi hem manevi yetebileceksen babası dahil hiç kimseye muhtaç olmadan, doğur. Tabii böyle deyince konu konuyu açıyor. Bu konuştuklarımız ayrı sosyokültürel, sosyoekonomik sınıflar için ayrı ayrı değerlendirilmeli, şimdi oralara da girmeyeyim, kitap yazacak halimiz yok .dd Ama çocuk annenindir. Ve hiçbir anne, evladını omuzuna yüklenmiş bir yük olarak görmez senin söylediğin gibi. Evet, yorgun düşebilir, yalnız hissedebilir ama yük olarak görmez. Yok illa görür diyorsan, demek ki benim yazdığımdan da kötü bu kadın cinsi .dddd

Erkekler için “dinlemiyorlar, anlamıyorlar” diyorsun. Kadın ve erkeğin ayrı dillerden konuştuğu doğrudur, erkeklerin empati yeteneklerinin kadınlardan daha kısır olduğunu da düşünürüm ama sürekli konuşan ve hiç dinlemeyen çok da kadın gördüm. Birinin diğerini anlamamasından ziyade “anlaşamamak” diye düşünülebilir. Birbirleriyle konuşarak anlaşamayan kadın ve erkek, bir noktaya kadar koklaşa koklaşa anlaşabilirler, sonrası hüsran zaten. Bak eş seçimi de önemli. Demek kadın dediğin akıllı olacak.

Son paragrafa geçelim. Çoğunluk benim düşündüğüm gibi mi düşünüyor, dediiin -gözleri kocaman açılmış smile- Yav Bilgem eğer dediğin gibi olsa, ortalıkta “erkeğe şiddete hayır/çocukları evliliği sürdürebilmek için malzeme etmeye hayırr!!!!” gibi pankartlarla erkek protestocuları görürdük. Bu ülkede hep kadın mağdurdur, korunmaya ve kollanmaya muhtaç yaratıklardır ataerki gereği .ddddd Birey olabilirsek sorun kalmaz sanki. Kadın kadındır, kadınlığını da insanlığını da bilecek; erkek de hem erkekliğini hem de insanlığını bilecek. Ama yaradılış olarak evet bence kadın, çok daha kıskanç ve sahiplenicidir. Sen nerde yaşıyorsun bu arada, ikinci eşler, metresler filan smile Resmi Kadın aldatırsa akan sular durur demişsin, ee dursun zaten. Kadının yaradılışı aldatmaya müsait değil çünkü. Kadın aşka kanar, erkek baldıra bacağa. Sence hangisinden bu dünyada çok bulunur??? ;)
Ben de fena yoruldum Bilgem, devam ederiz.

20 Ocak 2024, 17.50
Evlat olsan sevilmezsin, diyorsun :/
Aynı şeyi söylemek değildir dialog. Her ne kadar kadar farklı düşünüyorsak da bu konuya değindiğin iyi oldu. Bliyorsun ben yazamıyorum artık, madem açtın inciğini cinciğini irdelemeden bırakmam.valla, kimbilir bir daha ne zaman açıkta kalir da gelirim:)))
Bu arada tarih, siyaset vs blogun maşallahı var da toplumsal cinsiyet eşitliği , ırçılık açısından nerde bıraltıysam orda kalmış blog. Buraya acil Sjw kültüru lazım:)
Aile çalışmalarının bize söylediği: boşanmayı isteyen taraf kadın tarafı. Formaliteden değil gerçek anlamda boşanmayı istemek.
Çocuk neden annenindir? Niye erkeği bu sorumluluktan muaf tutuyoruz, bir ayrıcalık daha veriyoruz? Kadın daha fazla sürünsün diye mi?  Erkek çocuğu bırakabilir ama kadın bırakirsa anneliğinden şüphe ederiz. Kadının önceliği anne olmaktır(?)erkeğinki kariyer yapmak başarılara imza atmak. Sonra da "kadınlar neden her alanda geri kalıyor", "niye kadın filozof yok?"Falan fişman diğ mi ya... Sakın toplumsal cinsiyet rolünün altında eziliyor olmasın.
Kadın daha sahiplenici mi? Ih katılmıyorum. Kadına ev ve özel alan verilmiş sen burda evcilik oyna diyorlar... Son tahlilde o ev de  hep erkin, hangi sahiplik?
Bak ne hatırladım hani ben bir tartışmada mevzuya hormonsal baktığım için beni eleştirmiştin, çok haklıydın aslında fıtrat diye baktığımız özelliklerin çoğu toplumun bir cinsiyete yüklediği rollerden ibaret.
Gel beraber bu rolleri ters yüz edelim.  Çocuğun sorumluluğunu babaya yıkalım mesela. Erkek fedakarlık yapsın, kadın  baklava kaslara tav olup evi barkı yıkıp gitsin. Niye olmasın? Yapamaz değil yapmasını istemiyoruz bence. Evrimsel psikologlar, biyologlar da erkek sonuçta, bilim de erkek eliyle kuruldu. Son zamanlarda çoğu çürütüldü bunların zaten. "Erkek aldatmaya müsait" dediĝimiz için gidiyor aldatıyor olamaz mı? Normalleştiriyoruz. Bizim yapmamız gereken eşit roller yüklemek değil mi? Niye bu eşitsizliği tekrar üretiyoruz? Kaldı ki cinsel kimlikler çeşitlenirken cinsiyet kimlikleri de silikleşiyor. Kadın-erkek ikiliği de sorunlu. Bu konuda da daha çoğulcu bakabilmeliyiz bence.
Dinlenince gel, yakaladım kolay bırakmam:) çiçek böcek smile


21 Ocak 2024, 14.13
Yok yok demiyorum öyle, sen böyle güzelsin .dddd Diyalog iyidir tabii, fikir alış-verişi, dimağ açar. Yalnız taramalı gibisin mübarek. Bir defa konuyu benim yazıda işlediğim yerden alıp; kadın-erkek eşitliğine getirdin. Kadın ve erkek eşit değil ki yav, bırak onları insanlar kendi aralarında bile eşit değil. Yaradışlarımız farklı, erkekler de doğursa senin dediklerine katılacağım ama bu türde mümkün değil işte. Kadın doğurmak üzere yaratılmış, tek gailesi budur, demiyorum. Sana bence daha üstün bir özellik olan doğurganlık verilmiş. Tabii ki birincil olarak çocuk kadınındır, babanın bir anne kadar hissedebilmesi mümkün mü çocuğu. Bu anlattığım bir tercih değil ki, yaradılış gereği olan bu.

Cumhuriyet sana her şeyi vermiş de, sen cumhuriyete ne verdin Bilgem .dddddd Öyle konuşuyorsun ki, kadın duruyor bir yerde ve birileri kadına bazı haklar verip bazılarından muaf tutuyor. Çok güncellenmemiş feminist düşünceler bunlar bence. Yahu kim tutuyor kadını ki iş sahibi olup kariyer yapmaması için? Özellikle bizim Türk kadını, evlenip doğurmayı ilk hedef olarak koyuyor kendine. Böyle olunca, okuduğu branşta bile kariyer yapamayabiliyor. E kardeşim bak gelişmiş ülkelerdeki kadınlara. İstatistik seviyorsun, bak bakalım genç insanların evlenip çocuk yapma oranlarına ve bunu yaparken olan yaşlarına. Sosyal devlet olan gelişmiş ülkelerde, anne-baba yoksunluğunda bile çocukları 18 yaşına kadar devlet büyütüyor, okutuyor. Böyle bir güvenceleri olmasına rağmen, kadın öncelikle çalışma hayatına odaklanıyor. Birey olmak bu demek. Önce ayaklarının üzerinde duracaksın, sonra hayatını kuracaksın. Görüyoruz ortalığı, zengin koca bulayım, çocuk yapayım keyfime bakayım diye 20 yaşında kızlar güzel görünmek için oralarını buralarını şişirtiyorlar.

Yapma allahaşkına ya, kadın eziliyor filan. Kadın olanağı varsa ve iş-kariyeri hedefine koyarsa gayet başarılı olabiliyor. Üstelik bilakis kadının pozitif ayrımcılıkla bir adım önde olabileceği pozisyonlar var. Kesin olarak erkeklerden daha avantajlı, hele hele de biraz güzel, yetenekli ve başarılıysa önünde durabilecek hiçbir şey yok.

Erkek eziliyor asıl her türlü. Şu Türkiye koşullarında eşi çalışmıyorsa, çocukları da varsa bildiğin açtan halliceler. Ve tüm yük erkeğin omuzunda. Diyeceksin ki; bu vaziyette niye çocuk yapmışlar? E güzel de bu çocuğu doğuran kadın, kadın istemezse kimse ona zorla doğurtamaz di mi Bilgem. Kadın çalışsa da çalışmasa da ekonomik koşullar her cinsi eziyor zaten. Demek ki doğuran olduğu için öncelikle kadının bilinçli olması gerekiyor. “Doğacaksın, büyüyecek, evlenecek ve çocuk yapacaksın” sadece bir hayat biçimidir, daha doğrusu biçimlerden biridir, tek yol değil. Seçim bize kalmış yani.

Erkeğin aldatmasını, bir kadının aldatmasından doğal buluyorum elbette. Bunu normalleştirmiyorum, sadece benim için gerçek olan bu. Ne isterdin, erkek olup da yaradılış olarak buna yatkın olmak mı isterdin? Bu iyi bir şey mi ki?? Şükretmek lazım böyle bir defekt kadında daha az bulunuyor. Ben öyle bakıyorum. Eşitsizlik üretmiyorum ben kendi adıma, zaten eşit olmadıklarını düşünüyorum kadın ve erkeğin, yaradılıştan dolayı eşit değiller. Sonrasında da kadının kendi bilinci geliyor, evlilik çocuk filan istemiyorsa, erkekten daha iyi para da kazanır, daha iyi bir kariyer de yapar. Kadının tercih etmediği seçenekler ve sonuçları üzerinden, kadının ezildiğini iddia edemez kimse bana.
Bilgem yine yoruldum /domates (seviyorsun diye) /kır papatyası /smile smiylelerinden bir demet .p

22 Ocak 2024, 00.35

Senin konuyu işlediğin yer tam olarak toplumsal cinsiyet eşitliği alanında fakat sen biyolojik cinsiyetten bahsediyorsun. Ordan bakarsak bütün kadınlar birbirine eşit mi? Ben  toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklınıyorum. Babanın çocukla vakit geçirme süresi arttıkça o da anne gibi duygular geliştirebilir. Daha önceden de değindin bunun biyolojik olduğundan nasıl emin olabiliyorsun? Refah düzeyi yüksek ülkelerden bahsettin ok, orda çalışan kadınların eşleri ev ve çocuk bakımında sorumluluk alıyor.Hatta kadın dışarda çalışmasa bile ortak işbölümü oluyor. Burda öyle m?Evin düzenini, çocuk bakımını hiçbir ücret almadan kim yapıyor? Bunları profesyonellere yaptır bakalım ne kadar ödersin? Erkek mesaisi bitince ayaklarını uzatır keyfine bakar, kadın yemeği hazırlar bulaşığı yıkar, gecenin bir yarısı çocuk pışpışlar. Sigortası bile kocası üzerinden yürür asla emekli olamaz.'Kadının görünmeyen ev içi emeği' diyoruz buna. E bir de dışarda çalışınca, şak boşuyor kocayı. Çünkü bu sömürüye devam etmek istemiyor.

Cumhuriyet, solu da, feministleri onu bunu da herkesi bastırdı. Nezihe Muhittin'i hatırlatırım. Sen alamazsın hakkını ben istersem veririm,  dedi. Osmanlı'nın zaten böyle bir vaadi yoktu tutulacak bir tarafı yok. Cezbe sen hiç çalışmadın mı? Nerde yaşıyorsun cidden Norveç falan mı?:))  Daha işe başvururken evli misin diye sorulur kadına, kocası izin verir mi diyerekten. Yönetici kadrolarına kadın  duygusaldır diyerek getirilmezler. Zaten ev ve çocukların yükü bindiği için yeterince performans gösteremiyorlar ve kariyerlerinden taviz vermek zorunda kalıyorlar. Yahu kadınla erkeğin eşit işte maaşları bile eşit değil. Dediğin gibi ancak güzrl, yetenekli ve çok iyi eğitimli olmak zorunda, yani bu rekabet koşullarında  en iyisi olmak zorunda. Herhangu buri eksik olsa misal eğitim, o da gelir ve mülk edinmek için  başka yollar seçiyor.  kah evlenerek kah bedenini kullanarak bir şekilde erkle el sıkışmak zorunda kalıyor. N'apsın acından ölsün mü? Sistem ayrımcılık, kadın düşmanlığı yapmayı bıraktığı gün , yani eşitlendiğimiz gün başlarız bu konuda eleştirmeye. Evlenmeyen kadınların daha düne kadar toplum tarafından dışlandığı gerçeğini hatırlatayım. Yeni yeni alışıyoruz bazı şeylere.. O bahsettiğin ülkelerde tam teşekküllü doğum izni diye bir şey var. Burda kamuda değilsen bugün doğur yarın işine son.Hayır efendim, evlilik erkeğin kariyerini etkilemiyorsa kadının da etkilemeyecek. "E kadın evlenmesin o zaman" dersen eşitsizliğin ezen tarafında olursun.

İlahi Cezbe aldatmak yaradılıştan değil! Bildiğin yalancılık,  hem ayranım dökülmesin hem.... Hem düzenim bozulmasın, hem gönlümü eğleyeyim diyor herif bunu da size yaratılış diye kakalıyor. Sadık olamıyorsan  evlenme o zaman, zibilyonn tane ilişki biçimi var. Bunlara karşı değilim ki. İstersen her gün başka biriyle gönlünü eğle, kim ne karışır. 
Sen de benden geri kalmıyorsun hani Cezbe. Şu kalemini feminist mücadele için kullansan ortalığın tozunu attırırdın beh. Bakma ben biraz tembelim. Bir de herhangi bir ideolojiyeye tam aidiyet gösteremiyorum. İşte eşitlikçi bütün ideolojilerin yanında saf durmak benimki. 
Bir şeyler unuttum galiba, gelicem gene :)
Aldım kabul ettim domatesleri. Öpüyorum
22 Ocak 2024, 10.02
Bir de inat ki smile Resmi Biyolojik eşitlik/eşitsizlik değil aslında, doğrusu biyolojik farklılık sanırım. Sen şimdi kadının taammüden, bilinçli bir baskıya ve haksızlığa maruz kaldığını söylüyorsun. Ben de; kadının yaradılışıyla getirdiği artı ve eksilerin, senin “toplumsal eşitsizlik” diye tabir ettiğin durumu yarattığını, bunun da kaçınılmaz olduğunu söylüyorum. Bunun çaresini nasıl bulacağız? Bak diyorum erkekler doğurursa problem kalmaz :) Ben erkek sorumlu değildir, çocuğuna sahip çıkmaz, sevmez demiyorum ki; bir annenin evladına duyduğu yakınlık ve sorumluluk başkadır diyorum. Erkek tabii ki yardımcı olur, sever korur ama misal emzirmeyi öğretemezsin di mi erkeğe, malzeme eksik bi defa .dddd

Tabii ki çalıştım, Türkiye’nin koşullarını da biliyorum, işyerlerinde kadına karşı olabilecek ufak-tefek olumsuzlukların da farkındayım. Rekabet dediğin kadınla erkek arasında yok, başarılı ve başarısız arasında var. Bu rekabetin cinsiyeti filan yok yani. Kapitalist düzen; kötüysen imha edilirsin kadın veya erkek. Kadın çalışanı tercih etmeme nedenleri de malum; hamilelik izni vs. Bu durum kadına karşı, onu ezmek adına yapılmıyor ki, adamın derdi iş kaybı-para kaybı, az gelişmiş ülkelerdeki vahşi kapitalizmin yansıması sadece. Yani kadın değil de erkek doğurabilse, aynı muameleyi görürdü.

Ben Norveç’ten bağlanmadım yayına ama sen Kabil’den bağlanıyorsun galiba .ppp Yani nerde kalmış erkek yatsın, kadın saçını süpürge etsin. Gençler zaten eşitlikçi, orta yaş grubunda gelenekçiler olabilir, e yaşlılar zaten emekli vakit bol, bir de akıllanmışlar ;) yardım ediyorlar birbirlerine. Bu konuyla ilgili yazdığın şeyler karakterle, yetişme tarzıyla da alakalı. Oğlan çocukları ağa gibi yetiştirirsen olacağı senin dediğin gibi olur. E öyle yetiştirme sayın anne! (Evet öncelikle anne yetiştirir çocuğu .ppp) Bak yine bağlandı mı kadın bilincine konu.

Ya tabii ki ya kariyer ya evlilik-çocuk demiyorum. Sırası var bu işlerin diyorum. Ne haltına güvenip daha genç yaşta, evliliğin ilk evresinde çocuk yapıyorsun diyorum. Diyorum ki; ey kadın önce birey ol, oku, işini gücünü eline al, kocanın bye bye yapması umrunda olmasın. Kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilesin. Öyle olsa da yetmiyor hatta, paraları pulları da olsa kadınların aşamadığı bir yapışma, bir ait olma dürtüleri var. Şimdi hem yaşadıklarımdan hem de yaşarken gördüklerimden çok güzel örnekler veririm sana ama sohbet ya da dedikodu yeri değil malum halka açık .dddd

Hala istatistik peşindesin ;) Ya Bilgem eğer cidden daha çok kadınlar boşanmak istiyorlarsa, bence Türk kadını geçirmesi gereken evrimi tamamlamıştır zaten. Ayakları üzerinde durabiliyordur ki boşanmayı göze alıyordur. Ezilen filan kalmamış o zaman, sen neyi tartışıyorsun ki .pppp
Öperim bi’çok

22 Ocak 2024, 15.44
Siz birbirinize telefonlarınızı verip vatsapp'dan mesajlaşsanız ya, böyle uzun uzun yazıp bizi de yormazsınız hem smile Resmi

DİKKAT DİKKAT, ATENŞIN PİLİZZZ
-ironi barındıran, yorum yazma motivasyonu içeren bir yorum cümlesidir-
22 Ocak 2024, 16.03
Bana inat diyene bak:))
Ne diyim yavrum iki örnekten yola çıkıp bunu bütün kadınlara mı genelleyeyim? tabi ki sosyal bilimler ve dolayısıyla istatistik diyeceğim. 
Ben söylemiyorum canım, tarihten bu yana pek çok sosyal bilimci ve feminist  cinsiyetin aslında toplum tarafından  kurgulanan bir şey olduğunu söylüyor.Toplumsal cinsiyet eşitsizliği var, bunu şu boktan akp yönetimi bile kabul etti ama toplumsal cinsiyet eşitliği için tasarladıkları eğitim projeleri aileyi çözdüğü için ( aile dinin ve sağ politikaların güvencesidir) geri adım attılar ve kadinların en büyük katili olmaya devam ediyorlar.
Çocuk meselesine gelirsek. Kadın istemezse yapmaz, demek  korunma yöntemlerini de kadına yıkmak demek. Doğum kontrol hapları kovid gibi pıhtılaşmya neden oluyor. Bazı yöntemler enfeksiyona neden oluyor. Hala en zararsız metod prezervatif o da  erkeğin sorumluluğunda. Diyorum ki bu birlikte alınması gereken bir karar. 
Burjuva ailesi ortaya çıkana kadar "çocukluk" diye bir dönem de yoktu. küçük adam-kadın vardı. Hatta bebek ölüm oranı yüksek olduğundan elbise bile dikmezlermiş ziyan olur diye. O bahsettiğin anne "burjuva tipi anne" yani toplumsal kurgu. Demek ki erkeği de bu şekilde kurgulayabiliriz. Senin de değindiğin gibi modern/post-modern aile tiplerinde yani yeni nesillerde baba-bebek bağlanması anne-bebek bağlanması kadar güçlü olabiliyor? Çocuk kimsenin değildir. Abartısız biçimdevsevebiliriz, rehbelik edebiliriz sadece.

Ne kaldı, du bakim, heh! Kadınların bir yerlerini şişirmelerine niye takılıyoruz ki? Erkekler farklı mı saç ektirme iğnelerle kas şişirme falan, en çok yaptırdıklarından biri de burun estetiği. Meme-popo, olunca kadın bedeni olunca daha bir eleştiresimiz geliyor nedense. Al sana bir ayrımcılık daha. Kaldı ki kadın olsun erkek olsun bize ne. Onun bedeni onun kararı. Sadece kendi bedenlerimiz hakkında konuşma hakkımız olduğunu düşünüyorum.
Cezbe ya sen ne ara bu kadar muhafazakarlaştın. Senin söyledğin bazı şeyleri annem bile söylemiyor artık. Erkin ve erkekliğin söylemleri bunlar.:)
22 Ocak 2024, 20.35
Gmsnn "yorulduk" derken? Ha ekip arkadaşlarını kastediyorsun ok. Ben buralardayken uzun yorum okumazdın da sonrasını bilmiyorum. İroni olduğunu belirtmesen de ordan bir şeyler anlardık zaten.:)
Burda da özel mesaj var ki. Şimdi baktım mesaj kutumun yarısı Cezbe ile mesajlaşmalarımla dolu. Şimdi bir dakka, şakacıktan bile olsa bizi başka platformlara yönlendirme maksadını çözmeye çalışıyorum. Cezbe, tahrik ve tahrip gücü yüksek bu yazıyı yazmasa ben zaten "bir arkadaşa bakıp çıkıcam" modundaydım da Cezbe'ye ayıp oldu bence, bu blogda o kadar emeği var. Bir özür dile istersen:)


23 Ocak 2024, 00.59
Durun! Motive oldum bi’çok :) Gmsnn bu yaptığın bildiğin kadına şiddete girer!!! O da ne demekti öyle “gidin şurda, burda, orda konuşun”!!!!! Yürek mi yedin sen, nasıl girdin bu blogun altına??? Bilge, çıkar ordan çivili sopaları .dddddd

İstatistik veriye dayanır zaten. O verileri gökten mi topluyorlar Bilgem. Benim vereceğim örnek ya da örnekler de yeryüzünden olacaktı. 1’den başlıyorlar saymaya onlar da yani. Bitince de bir güzel genelleme yapıyorlar. Ama gereklidir tabii istatistik, araştırdığın konu hakkında fikir verir.

Yok vallahi inattan değil, cidden bu konuda görüşlerini sağlıklı bulmuyorum, ondan yazıyorum. Kadını korumaktan ziyade, erkeği gömmeyi koymuşsun hedefe sen. Eşitliği savunayım derken, ayrışmayı derinleştiren, erkeğe yönelik saldırgan bi tutum bu. Yatakta bile eşitlik peşindesin, kim neresine ne taksın da korunsun diye .dddd Ya böyle bir birliktelik modeli var mı. Bu kadar hesap holding muhasebesinde olmaz billahi .ddd “Doğan her bebek kaza kurşunu ya zaten, erkekler korunma işini de kadına yıktı, kadın da sağlıklı bir yol bulamadı korunmak için, ehh artık doğgurcazz naapcaaaz .ddd pis erkek kaka erkek!!!” Bu mudur yani .dddddd Cidden bu bildiğin toplumsal eşitsizlik .dddddd
100 yıl öncesinden örnek veriyorsun. Tam da anlayamadım demek istediğini. Kadın haklarını savunuyormuş söz ettiğin kişi. Zaman zaman baltalamalara maruz kalmış vs. bu yüzden mi örnekledin tam çözemedim. Yazdığın cümle kimden çıkmış onu da anlamadım. Ayrıca şu mabad üstü oturup, yanında çayı, sigarası cumhuriyete atıp tutan taifeyi hiç sevmiyorum.

Kurgu muymuş cinsiyet??? Vay canına! Hem de tarihten beri bir yığın bilim insanı mı söylüyormuş bunu. E o zaman kesin kurgudur, madem öyle diyorlarmış. Aristo da “insan düşünen hayvandır” demiş ee o da kesin doğrudur. Gerçi ben herkesin izniyle “çoğu insan aklı olup düşünemeyen, düşünebilse bile aklı kötülüğe çalışan bir varlıktır” derdim. Aristo’nun sözünde hayvanı, benim düşüncemi ifademde insanı küçümseme var. Ama şimdi adam filozof tabii, he diyelim geçelim.Kurguyu kuran kurmuş zaten, ikinci bir kurgucu icadına gerek yok bence.

Yahu Bilgem sen iyice bi demagog olmuşsun. Ben kadın şöyle diyorum, hemmen yapıştırıyorsun erkek de böyle diye. İster kadın ister erkek, kim neresini isterse şişirtsin, çektirsin bana ne yahu. Orda, Türk kadının evlilik merakından, zengin birini bulup çocuk yapayım, yan gelip yatayım kafasından söz ediyordum. Bunun için gencecik birinin, orasını burasını yaptırmasını örnekledim. Asıl eleştirim önlerine koydukları hedefti. Erkekler, daha çok kadın becereyim diye yaptırıyor olabilirler bak, zengin hatun bulayım sevdası da olabilir ama bilemiyorum tabii, hepiciiimiz eşitiz ya çünkü .dddddd
Biyolojik olarak farklıyız, dolayısıyla toplumsal eşitsizlik olması kaçınılmaz. Bu eşitsizliklerin giderilmesi, öncelikle iyi bir dünya düzenine, sağlam bir ekonomiye bağlı. Bunları şu an değiştirebiliyor muyuz biz?? Hayır, değiştiremiyoruz. Dünyanın düzeni değişmediği gibi Türkiye’nin ekonomisi de iyiye doğru asla değişmiyor. Ekonomi hış olunca kadının konfor düzeyini arttırabilecek yasal değişikliklerin yapılması da arşive kaldırılıyor. Eh kadınlara 3 de yetmez 5 tane mantalitesi pompalayan bir zihniyetle yönetiliyoruz. Ne yapcaaz şimdii??? Asıl yukarıda söz ettiklerime odaklanmalı sanırım. Böyle olmalı, deyince istenilen gibi olmuyor çünkü. Olana kadar bekleyebilir kadınlar tabii :) Veya da duruma göre pozisyon alır, akılla hareket ederler. Eğitim şart, kadınlara özel eğitim çok çok şart.

Doğarkeen ağlamışş insann, buu SON olsun, bu SON lay la lay la laayy la la layy la layy layy la layy laa  

23 Ocak 2024, 11.00
Hakkaten Cezbe ya, özele gidin ne ya, sanki ulu orta sevişiyoruz:)
Bak şimdi iskillendim. Kadın özel alana, erkek kamusal alana ait görülür. bknz. Kadınların internet platformlarındaki görünürlüğün az olması. Gmsnn'in uzun yorum takıntısını bilmesem Yunus Nadi'den hallice bizi kamusal alandan uzak tutmaya çalışıyor derdim. Ama işte uzun yorum görünce kaşı gözü seğiriyordur muhtemelen. Burda çok kadın düşmanı var ama Gmsnn bu konuda benden geçer not almıştır hep. Geçer not:5 üzerinden 2'yle sınıf geçiyorduk.:) 
Nerde kalmıştık Cezbe? Ya aslında dün gece biraz daha yazacaktım. "İnsan gibi mesai saatleri içinde yorum yazılır" şeysinden hareketle sabahı bekledim. Oyun sitesine memur gibi gündüz girmek de ne bileyim... ahhahah... hala gülüyorum buna.
Evet devam edelim. Sorun erkekler değil mevcut erkeklik olgusu. Asla erkek düşmanlığı yok, çünkü erkeği ezmeyi dışlamayı değil eşitlikçi roller inşa etmek gerektiğine inanıyoruz. Ayrıcalıklarından vazgeçmeyi ezilmek olarak görüyorsa bu onun sorunu.Toplumsal cinsiyet eşitliğinin temel tezlerinden biri eşitliğin kadınla birlikte erkeği de özgürlestireceği ve kurtaracağıdır. Zaten hedefimizde çoğunlukla devlet, aile, din gibi kurumlar var. Sağlıklı sosylal politikalar üretilmesi gerekiyor.
Bir de sen olaya insan olmaktan ve sınıfsal olarak girdiğin için esas noktayı kaçırıyor olabilirsin. İnsan olmak yeter diyerek köylünün, lgbt'nin, hayvanların, engellilerin  sorunlarını cözemeyiz. Marksist sınıfsal  perspektif de bu sorunları çözmede yetersiz, her gün yeni bir hak alanı açılıyor, herhangi bir hak alanında problemleri çözümlemek için ona ait kavramlar gerekir. Yeni başlıklar açmak zorundayız. Sınıf savaşi verenler kadın ve lgbt haklarını, çevreciliği mesele olarak görmüyorlar zaten. Gerçi onlar da yavaştan silkelenmeye başladılar. Bir eşitsizliği çözumleyebilmenin en sağlam yolu ayrıştırmaktır canım. "Uyum"la birlik beraberlik diyerek çözemeyiz bunları. 
Kadın ilkokul mezunu da olsa daha çağdaş bir perspektiften bakabiliyor asıl sorun erkekte. ille birini eğiteceksek önce erkekleri eğitelim. Matematik, fizikten bahsetmiyorum tabi. Bugün hayvan işkencelerini de en çok erkekler yapıyor. Kendinde bu hakkı görüyor. Kusura bakma ama senin bu konudaki  fikirlerin de bana sağlıklı görünmüyor. 
Senin sorgulama özelliğini seviyorum Cezbe. Yazacaklarımızı yazarız vakit buldukça düşünürüz artık ne yapalım.
23 Ocak 2024, 18.01
Bunların ikisi de ayarsız, ne söyleyecekleri belli olmaz, bi devriye atayım, demiş bence Bilgem :) Sopayı görünce kaçtı haliyle smile Resmi En iyi 5’ten biri bence Gmsnn, çok kıt puan vermişsin .dddd “Memur gibi siteye gündüz girmek” .dddddd ya onun da mı kuralı var, ben de dikkat edeyim bari .ddddd boş olunca dalıyordum smile Resmi

Doğru düzgün insan olmakla çözülmeyecek hiçbir sorun yoktur bence. Ama bunun olamayacağını kavramış bulunuyorum ben kendi adıma, insan olmanın hakkını vereyim türünde bi çaba yok bu varlıkta çünkü. Hayvanlar, çevre vs. demişsin. Elbette, katılıyorum, bu yazdıkların için elimizden geleni yapmalıyız. Fakat Türkiye için feminist bir hareketin gerekli olduğunu düşünmüyorum ben. Afganistan, İran gibi bir ülkede en birinci feminist olabilirdim ama bak. Türkiye’de kadına hakları zaten verilmiş her türlü. İyileştirmeler elbette yapılabilir kadının yükünü hafifletmek için, ceza kanunları düzenlenebilir kadın şiddetini önlemek için filan. Bunlar için elimizden geleni ardımıza koymayalım, bi güzel girişelim ;)

Evlilik, birliktelik üzerinden konuşunca girişmek fayda vermiyor ama. Bu yüzden diyorum kadın için eğitim şart diye. Sen kadın olarak eğitim almalısın ki, sevgilini, eşini, çocuğunu, erkek kardeşini eğitebilesin. Erkekleri, kadın olarak bir tek sen değiştirebilir ve geliştirebilirsin. Yukarıdan inme baskılar, inatlaşmalar, dayatmalarla değil sevgiyle ama. Erkeklerin empati yeteneklerinin kadınlardan daha kısır olduğunu söylemiştim. Demek ki anlatmak gerekiyor, yaşatmak, örneklendirmek gerekiyor. Çocuklarımıza istediğimiz kadar doğruyu anlatalım, onlara örnek olamadıktan sonra hepsi boş. Babasını mutfakta sadece yemek yerken gören bir erkek çocuk, büyüyünce kendi doğalı neyse onu yaşıyor ve yaşatıyor haliyle. Paşam paşam diye pohpohlayarak, aç kalınca kendine kabuksuz bir yumurta bile kıramayan erkek çocuklar yetiştiriyoruz. Yanında erkek olmadan bir hiç olacağını sanan muhtaç prensesler yetiştiriyoruz. Bunları biz kadınlar yapıyoruz Bilgem. Bu yüzden önce kadın eğitilmeli diyorum.

Lgbt diye ısrarla yazıyorsun, ben de es geçiyorum her defasında ama iki af edeyim. Sırf lgbt’ye özen yaratır diye İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan bir anlayışla yaşıyoruz. Bizim 40 fırın ekmek yememiz lazım oralara gelebilmek için. Bu tip toplumsal sorunların ancak zamanla aşılabileceğini düşünüyorum ben. Burda da eğitim şart, her iki cins için de.

Elbette, akla gelebilecek her türlü fiili şiddet erkek cinsinin defektidir. Kadın öyle bir dürtüyle yaratılmamış. Demek ki ceza müessesesini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Caydırıcı olan neyse, onu uygulamak gerekiyor. Buna kesin olarak bir çözüm bulmak gerek. Kadının kendini korumasını öğrenmesi lazım. Kız çocuklarını baleye göndermek yerine -Cafo vallahi sana laf çarpmıyorum;)- bildiğin dövüş kendini savunma sporlarına göndermemiz gerek.

Bilgem siz ayrıştırıp sonra toplayana kadar, kadın-erkek-çocuk bir yığın insan ölüyor, yarı ölü oluyor, akıl sağlığı bozuluyor, tecavüze uğruyor, mutsuz oluyor. Çözüm önerisi olmadan eleştirmek, bağırıp çağırmak, oluşumlar kurup üst perdeden konuşmak ve sadece konuşmak bir şeye ilaç olmuyor.

Teşekkür ederim Bilgem, seninle konuşmak her zaman güzel, vaktini ayırdın emek verdin smile Resmi Devam da edebiliriz tabii, bizi kimse yok özele git, yok vatsap a git, yok ağaca tırman orada konuş diye zorlayamaz!!! .pppppp

24 Ocak 2024, 11.26
Türkiye için feminist hareket gerekli değilse, kadına regl iznini yasalaştıran İspanya'da  bütün feminist oluşumlar kapatılsın. Bilakis o sosyal refah ülkelerinde maksimum düzeydedir bu mücadele, her gün daha da güçleniyor. Toplum değişiyor haliyle köhnemiş kurumları değiştiriyor. Türkiye'de herkesin eşitlikçi olduğunu varsayalım göçmen faktörü bile yeterli bu fikri çürütmeye. Kadının aleyhine olan ceza kanunlarını değiştirmeye calışman zaten feminist mücadeleye dahil. Ama işte feminizm deyince yerleşmiş olumsuz bir algı var onu bir türlü kıramıyoruz. Çocukluğumdan biliyorum. Bazı aklıevveller de (sen değil) feministleri kriminalize etmeye çalışıyor. Allah bilir yemeğini yemeyen çocuklarını bak şimdi feministler gelir çabuk ye, diyerek korkutuyorlardır :) Çevremde çok var böyle tipler. Ne yaptı bu feministler? Hadi Stalinizmdi falan sosyalizmden korkuyorlar,  sahi feminisler naptı?En marjinalleri memelerini açıp bir iki haç devirdi. Gerçi ben biliyorum sebebini de neyse. Onlar kadınları feministleri lgbtyi hiç tanımadan uyduruk boomer mizahıyla yaftalarken, biz zarar gören taraf olarak ezen kitleyi tepeden tırnağa tanıyıp çözümlüyoruz. 

Biz hep eşitsizliğin diğer tarafında patronlar, kanun yapıcılar var diye düşünüyoruz. Halbuki arkadaşlıktan, evliliğe kadar her yerde karşımıza çıkabiliyorbu: Ana babalar sevgililer tarafından da manipüle edilebiliyoruz. İnformal bir alan olduğu için bu ilişkilerin doğası gereği manipülasyonu, kontrolü görünmez kılabiliyor. Ayrıca niye bu kadar korkuyoruz ayrıştırmaktan. Ha evet haklısın, karşı gelmek ölmek demek. Eğitimden de kadınlar sorumlu(?) çünkü bütün görevlerinin yanında bir de öğretmen olamk zorunda. O kadın uzaydan geldi sanki, erkeğin bilinç düzeyi neyse kadının da o. Aynı tornadan çıkıyoruz. Kırılma noktasını yaratacak olan feminist mücadelenin baskısıyla düzenlenecek olan sosyal politikalardır. Fakat bizde birey ve stk'lar devlet karşısında hala çok güçsüz. Ve sen bizde feminist mücadeleye gerek yok diyorsun. Bizde de dünyada da her alanda her türlü mücadeleye gerek var. Sandığımız gibi esas mesele "herkes gey lezbiyen" olur değil. Bunun olmayacağını onlar da biliyor. Ailenin çözülmesinden korkuyorlar. Üniversitelerin sosyal bilim alanlarına bir bak, her yıl aile ve teknoloji, din ve teknoloji, aile ve din arasındaki ilişkileri ölçen çalışmalar yapılır. Yukarda değindim buna. Varlıkları biraz da dindarlığa ve aileye bağlı. Toplumumuz homofobik olduğu için böyle söyleyerek bir taşla iki kuş vuruyorlar.

Şiddetin genellikle erkeğe has bir özelik olduğunu yadsıyan feminist görüsler var. Kadını sürekli kurban rolünde düşünmek sorunlu tabi ama kadınların da erkekler kadar soğukkanlı biçimde siddete meyledebileceğini ileri  sürüyorlar. Bu konuda pek emin değil. Üzerine düşünüyorum. Feminizmde de çok fraksiyon var. Her gün bir şey 
Senin de emeĝine sağlık. Bu konu biraz can yakıcı, bazen sert çıkışlarım olabiliyor. Ay pardon ,bazen değil hep böyleydim. Ayarsız konuştuysam kusuruma bakma artık:)
24 Ocak 2024, 20.25
Ben de diyorum bu İspanyol kadınları neden böyle kilolular da erkekler tığ gibi .ddd İspanyollar keyiflerine düşkün bi millet malum. Bir defasında, öğle aralarına 1 dakika kala mağazaya girmek istemiştik, bir yüzümüze tükürmedikleri kalmıştı çalışanların, öyle yaka paça kovdular bizi .dddd Önce kızmıştım ama sonra vayy dedim çok sağlam iş kanunları var demek. Ya Bilge ömr-ü hayatımda duyduğum en saçma şeylerden biri olabilir bu yazdığın. Regl yüzünden her ay kadına izin 5 gün hıı? Ücretli izin miymiş? Zavallı İspanyol erkekleri. İş kaybına bak, ayda 5 iş günü, yılda 60 gün. 2 ay 60 iş günü kadın out. Vallahi pes! Olur da bu kadar mı eşitsizlik olur, yazık adamlara. Bizim voleybolcu kızlara da empati yapalım. Demek regl izni onlarda da olsa, maç filan yapılamayacak zinhar. E çünkü dünyanın oluşumundaki olasılık zincirine benzer bir şey; iki takım oyuncularının yedekler de dahil, bir tanesinin bile regl olmaması gerek ki maç yapılabilsin smile Resmi Hii şampiyon da olamayacaktık o zaman smile Resmi
Manipüle ediliyoruz, istismara uğruyoruz vs. Bunları engellemenin bir yolu yok ki. En gelişmiş toplumlarda bile erkek sapkınlığı var. Değiştiremiyorsan ne yapacaksın? Savunma tedbiri alacaksın di mi. Ee tüm bunların altında da bilinçsizlik yatıyor, bu bilinci vereceksin kız çocuğuna. Anne verecek anne, yani bir kadın. Dünyanın en mükemmel yasaları bile olsa, an’ı kurtaramaz. O yüzden kadın bilinci şart ve kadının eğitimi şart. Biliyordum, erkekleri eğitmek de mi kadının işi, diye tepki vereceğini. Sevdiğin insanlara bi şeyler vermeye çalışmak, bir arada yaşamayı uyumlu kılmak niye bu kadar zül geliyor bilmiyorum. Angarya olarak algılamak, kadına yüklenmiş artı bir görev gibi algılamak neden?

Böyle kafalarına göre bir ideal yaratmışlar, bu ideali mutlak olması gerekenmiş gibi dayatıyorlar. Ne münasebet ya. Aklındaki ideal üzerinden çözüm üretmeye çalışırsan toslarsın. Her ülkenin kendi dinamiği var, kendi örfü adeti, ekonomik koşulları, toplumsal gerçekleri var. Bir de kadın ve erkeğin biyolojik varoluş gerçekliği var. Ve tüm bunlarla beraber senin ülkenin konuyla ilgili olduğu nokta var. Tüm bunları duru bir bakışla görüp öyle oturacaksın çözümlemeye. Ben ceza kanunlarında iyileştirme gerek, deyince feminist filan olmuyorum. O noktada bir eksik var, çözülmesi gerek diyorum sadece. Ama sen İspanya’da uygulanan regl iznini ideal olarak ortaya koyuyorsan bildiğin güdümlü füze gibi bir şey oluyorsun.

Kadın ve erkek aynı tornadan çıkmış değil. Öyle olsaydı bunları konuşmuyor olurduk. Siz feministler kadın olmaya isyan ediyorsunuz bildiğin, sanırım erkeklere büyük hayranlık duyuyorsunuz bilinç altında. Bazı feminist franksiyonlar şiddetin her iki cinste de aynı oranda bulunduğunu söylüyorlarmış, bak sen yahuu. Bu denli ayakları yere basmayan bir savunuculuk görmedim.
Cidden ama cidden, iyi beyinlerin bu konu üzerinde yordukları kafaya, geçirdikleri zamana acıyorum Bilge. Bu tartışmaya girmeden önce feministler hakkında hiç de bu denli olumsuz düşüncelerim yoktu, hesap et yani.

25 Ocak 2024, 12.01
Ovvv örf, gelenek diyorsun... Sosyal politikalar konusunda diretmem bu yüzdendi zaten. Bana kalsa başta devlet ve aile olmsk üzere bütün köhnemiş kurumların köküne kibrit suyu. Bu benim hayat görüşüm olduğu için dayatmıyorum tabi herkes benim gibi düşünmek zorunda değil. İmha edemiyorsak da ihya edeceğiz artık n'apalım. Simdi ücretsiz hijyenik ped talebine karşı da bir şey söylersin düşer bayılırım Cezbe :D Madur erkekler için bir dernek kurmandan korktuğum için burda bırakıyorum tartışmayı. Gerçi numunelik var bir iki tane de işte "erkek olduğu için" madur edilen erkrk sayısı devede kulak bile olmadığından talep yok haliyle
Bir blog yazısı yazdım, gidip onu atayım bari. Meğer "çok sarhoştum, hatırlamıyorum" gibi  mazeretlerle yazı sildirebiliyormuşuz. Yılda 1-2 blog yazısı atıp ortadan kaybolma ritüelime tekrar dönebilirim.:)
25 Ocak 2024, 13.04
Son yorumumdan o yazdıklarını çıkarman, kendi zekana hakarettir. İnsanın bir davası olması güzel tabii ama davaya kafayı kaptırmak kötü bir durum. Yaz yaz okuyalım, kafayı kaptırmadığın mevzulardan yaz. Sarhoşken yazmak, sarhoştum deyip sildirmek filan… Anlamadım pek ama olur olur her türlü, özgür irade denen bi şey var.

25 Ocak 2024, 15.17
Bak şimdi ya, azıcık sarkastik yaklaştım. :(
 Kimseye bir zararı yoksa karışmam kim neye ne kadar takmış kafayı kaptırmış.  Bazen neyin zararlı olduğunu da zihniyet, ideoloji falan belirliyor işte. Sadece kadın ve lgbt değil engelli, etnik, hayvan, aklına gelebilecek bütün hak ve özgürlük alanlarında yaklaşımım aynı, yani egemenin karşısında konumlanmamız gerektiğini düşünüyorum. 
Aslında yazı da cok fazla taktığım ve takıldığım bir konuyla ilgili. Kafaya takmasam niye uğraşayım.:)
Blogları silme hakkımız olmadığı için yazmıyordum, yazıların onaylanması gibi o da onaya bağlıymış sanırım,sorun yaratmayan blogları  sildirebiliyormuşuz
26 Ocak 2024, 13.17
Yok bilakis, sanırım ben biraz senin deyiminle “sarkastik” yaklaştım ki senin yaylar ses çıkarmaya başladı .ddd Ama ne yapabilirdim yani. Kaç gündür tartışıyoruz, “regl izni” diye bir şeyle karşıma gelirsen ben de bu tartışmaya harcadığım vakte acırım, haliyle biraz alaycı yaklaşabilirim o vakit. 


“Kafayı kaptırmak” diye bahsettiğim; dava içinde akılcı ve akla yakın fikirlere daima kapının açık olması gayet normaldir. Ama sen de kabul edersin ki bir davanın içinde uçlar, fanatikler de vardır ve daima davaya zarar verirler. Eğer sen akılcı fikirleri onadığın kadar, akıldışıları da onaylıyorsan -regl izni gibi- veya bazı feministlerin “kadınların içinde de erkekte olduğu oranda şiddet dürtüsü vardır”önermesinin üzerine düşündüğünü söylüyorsan, sorgulama yetini kaybettiğini ve dolayısıyla davaya kafanı kaptırdığını düşünürüm. Ya öyle düşünürüm ya da diğer alternatifi. O alternatif diğerinden epey bir kötü, bu yüzden kafayı kaptırdığını söyledim. Sonuç olarak sanal üzerinden tanıyoruz birbirimizi, yanılmak da gayet muhtemeldir.

26 Ocak 2024, 15.05
Blog yazmayı da okumayı da bırakalı uzun zaman olmuştu ki dün gözüme bilgeguneş'in AI konulu yazısı ilişti. Okudum, zevk aldım ve yorum yazdım. Blog sütununun alt taraflarına bu gün gözüm ilişti. Hİİİİİ....Bir Cezbe blogu.. Altında bilgeguneş yorumları... Her biri birer blog tadında yorumlar..Hani ikinizi de eski yazılarınızdan tanımasam diyeceğim ki , Ataerkil Cezbe, Anaerkil Bilge'ye karşı...Ama biliyorum ki ikiside bu konuda aynı düşünceye sahipler. Münazaranın aynı tarafındalar aslında. Ne" anaerkil" ne de "ataerkil" ya da ne "feminist" ne de "antifeninist"...İkisi de birer saf kan "HUMANIST"!! Birinin "biyolojik farklılık" dediğine diğeri "yaradilışın getirdiği artı ve eksiler " diyor..Savundukları her iki cinsiyetin de birbirini öldürmediği bir düzen!! Elinize emeğinize sağlık. Keyifle okudum.. Sanırım herkes de keyifle okumuştur!! Ben ilk kez ana hatlarıyla okudum. Tam detaylı  okuma bu gece..İkinize de sevgiler.. ( Ladin06)
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın