Öğretmenlik Zor Zanaat
20 Ekim 2025, 17.28 A- A+
Ben bir öğretmen değilim.
Ama son birkaç haftadır, tesadüf müydü, şans mıydı bilemem… peş peşe 3-4 öğretmenle oturup uzun uzun konuştum.
Ama son birkaç haftadır, tesadüf müydü, şans mıydı bilemem… peş peşe 3-4 öğretmenle oturup uzun uzun konuştum.
Kimi bir dost sohbetiydi, kimi bir dertleşme.
Ve bu sohbetlerden sonra, öğretmenliğe bugüne kadar hiç bakmadığım yerlerden bakmayı öğrendim.
Önceden de saygım sonsuzdu ama şimdi, yemin ederim, o saygı beş katına çıktı.
Biz 90’ların öğrencileriydik.
mavi siyah önlükleri, Tebeşir tozuna bulanmış tahta kokusunu, sınıfta çınlayan zili, sobanın üstünde kaynayan çaydanlığı iyi bilirdik.
Defterlerimiz kareliydi, kitaplarımız kalın.
Bir hata yapınca öğretmenin bir bakışı yeterdi, bir aferin duyunca da göğsümüz kabarırdı.
O zamanlar öğretmenler bizim gözümüzde neredeyse kahramandı.
Ama o kahramanların da ne zorluklardan geçtiğini büyüyünce anlıyormuş insan.
İlkokul Öğretmenleri
İlkokul öğretmenleri aslında bir çocuğun hayatındaki ilk “yetişkin figürü”.
Sadece okuma yazmayı değil, insan olmayı öğretirler.
Bugün duyuyorum, sınıflar kalabalıkmış.
Bazı yerlerde 30-40 öğrenci, hepsi birbirinden farklı.
Birine harfleri öğretmeye çalışırken, diğerine ayakkabısını bağlamayı gösteriyor öğretmen.
Bazen de tuvaletini tutamayan bir çocuğun utancını sessizce örtüyor.
Bir yandan ders, bir yandan temizlik, bir yandan “anne-babalık”.
Ve üstüne bir de evde verilmesi gereken eğitimin, sorumluluğun okula yıkılması…
Veliler bazen farkında bile olmadan yükün en ağırını öğretmene bırakıyor.
Ama o yine de sabrediyor, her sabah “bugün belki daha iyi olur” diyerek sınıfa giriyor.
Ortaokul Öğretmenleri
Ortaokul, hem öğrencinin hem öğretmenin en zor sınavı gibi.
Çünkü çocuklukla gençlik arasında bir köprü o yaşlar.
Ne tam çocuk, ne tam yetişkin…
Bir gün gülüp eğleniyorlar, ertesi gün sessiz, içine kapanık.
Ders anlatmak bazen ikinci planda kalıyor; asıl mesele o kalabalık ruhlara ulaşmak oluyor.
Bir öğretmen anlatmıştı bana, “bazen bir öğrencimin defterinde küçük bir not bulurum;
‘Keşke çevremdeki insanlar da beni senin kadar dinlese öğretmenim’ yazan.”
O an, hiçbir maaşın, hiçbir tatilin yerini tutamayacağı bir değer olur öğretmenlik.
Lise Öğretmenleri
Lise yılları bambaşka… gençliğin ateşi, geleceğin belirsizliği, sınavlar, umutlar, korkular…
Ve o fırtınanın tam ortasında bir öğretmen durur.
Bazen bir öğrencinin “hocam ben bittim yandım ” dediği yerde, ona “hayır, sen yeni başlıyorsun ” diyen kişidir o onun cümlesiyle hayata tekrar sıkı sıkıya sarılan tomurcuk tutmuş ne çınarlar yetişti.
Birinin içindeki ışığı fark eder, diğerine yön gösterir, kimine sadece sessizce destek olur.
Bir öğrencinin bir cümlesiyle gününü güzelleştirir, bazen de bir bakışıyla yüreği burkulur.
Ama yine de ertesi sabah sınıfa girer, “hadi çocuklar, sıfırdan başlayalım” dercesine tahta başına geçer.
İşte bu yüzden, öğretmenlik bilgi değil, kalp işidir.
Bizim zamanımızda belki teknoloji yoktu, akıllı tahtalar yoktu ama öğretmenlerin yüreği o kadar büyüktü ki…
O yürek hala aynı aslında, sadece görünmezleşti biraz.
Ama ben son haftalarda gördüm, dinledim, hissettim…
O ışık hala sönmemiş.
Ve iyi ki sönmemiş.
Öğretmenlik bir meslek değil, bir hayat biçimi.
Bir gönül işi, bir sabır sınavı.
Ve o sabrın, o emeğin içinde bu ülkenin geleceği gizli.
Tüm öğretmenlere — dünün kara tahtasında tebeşirle, bugünün akıllı tahtasında ışıkla yazanlara —
kalpten bir teşekkür borçluyuz.
**İyi ki varsınız, gönül işçileri.**


YORUMLAR