Kat İzi…
31 Ekim 2025, 08.27 A- A+
Güven duymak insanı nasıl da huzurlu ve özgür kılar. Çevrendeki herkesten şüphe duyarak yaşamak tam bir kabus değil mi. Hep diken üstünde, hep aportta, hep bir kötülük bekleyerek… Sonu paranoya bu işin. Ama neden engelleyemez bazı insanlar kendilerini, neden bu septik halden uzak duramazlar. Hiç sevmiyorum, çok kızıyorum, hatta üzülüyorum hallerine. Duvarlaşmış savunma mekanizmaları çok yıpratıcı, hem kendileri hem karşılarındaki için.
Ispatsız itham ağır suç olmalı. Kimse, bir başkasının duygu-durum bozukluğu yüzünden canının sıkılmasını hak etmiyor. Alakasız şeylerle suçlandığınızda, kendinizi ifade edebilirsiniz -yorucu bir şey olsa da- kendinizi ifade etmenizi bile izin verilmeyince ne yapacaksınız peki?? Hiç! Hani benim gibi, uğradığınız haksızlığı mantıksal nedenlere bağlama ve katlanılabilir kılma türünde bir çabanız yoksa, cidden yapabileceğiniz hiçbir şey yok.
Nedir peki bu tip septik insanların derdi. Bu güvensizliği nasıl edinmişler, neden karakterlerinin bir parçası haline getirmişler??
Hayat insanı nereden ve nasıl yontuyorsa, o yontulan noktasından zayıflıyor insan da sanırım. Mesela, güven duydukları tarafından çok aldatılmış biri, aldatılacağı korkusunu içinden hiçbir türlü atamıyor ve bu yüzden algısı bozuluyor, yanılıyor. Ama insan, aynı kişi tarafından veya aynı konuda kaç kez tekraren aldatılabilir? Bu biraz da karakter zayıflığını ve kolaycılığını göstermez mi? “Hayır” diyememek, sorgulayamamak, çekip gidememek, arkanı dönememek her zaman koşullardan ötürü olmuyor, bazen kişinin yapısı da tekrar tekrar aldanmasına ve kendi septik kaosunu oluşturmasına meyil veriyor. Bu çıkmaza girdikten sonra, -tanıdığı tanımadığı, bildiği veya bilmediği- şüphe duyduğu her kim veya neyse; gerçeklik, olabilirlik terazisi çalışmıyor, aklında dayanaksız olarak kurduğu ne ise ona inanıyor ve suçluyor. Çok zor cidden.
Öyle ya da böyle, bir başka deyişle; hani nereden katladıysa bizi hayat, oradan inceliyor, kırı(l)şıyor, zayıflıyoruz. Bu yüzden çekmişliklerimiz, ruh dünyamızda arızalara dönüşüyor. Kumaşımızın cinsine, hayal kırıklıklarımızın oranına ve yaş almışlığımıza göre ütü tutuyor, düzeliyor veya hiçbir şekilde uzun zaman katlı kalmış, eski izleri ne kadar ütülesen de geçmeyen kumaşlar gibi öylece kat izleriyle kalakalıyoruz.


YORUMLAR
Bu güzel yazı için sizi kutluyor ve biriken çiçek borçlarım için kucak dolusu çiçek gönderiyorum.
Yazı içeriğine gelecek olursak, insanları, sosyal ilişkilerde güven tesis etme biçimlerine göre iki temel kategoriye ayırmayı yeğliyorum.
Elinize sağlık...