DİL-İ YÂR
15 Aralık 2025, 01.28 A- A+ İnsan bazı duygulara bir anda düşmez, yavaş yavaş yaklaşır. Önce anlamlandıramadığı bir
boşluk hisseder, sonra o boşluğun bir adı olduğunu fark eder. Kalpte duran ama dile gelmeyen şeyler vardır; zamanla ağırlık kazanır, suskunlukla derinleşir. İşte tam da bu yüzden, bazı hikâyeler anlatılmaya girişle başlar; çünkü anlatılan şey bir an değil, uzun bir iç yolculuktur.
Adı konulamayan aşkların yükü omuzlara çöker. İnsan onu “yaşıyorum” demez, “taşıyorum”
der. Çünkü o aşk, kalbin bir köşesinde sessizce durmaz; geceyle birlikte büyür, uykusuzlukla beslenir, özlemle derinleşir. Hislerde mesafe önemini yitirir. Bir nefes kadar yakın hissedip, bir ömür kadar uzak kalmanın ne demek olduğunu öğretir insana.
Dokunamamak değildir asıl mesele. Söylenmeyen cümleler, yarım kalan bakışlar, yutulan
kelimeler… Hepsi birikir. Zamanla insanın içinde gizli bir yara açılır. Kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği ama her an sızlayan bir yara. Üzerine ne kadar suskunluk örtülse de iyileşmez; çünkü bu yara, sevmenin kendisinden doğmuştur.
Kavuşamamak, her gün yeniden ayrılmak gibidir. Sabahlar biraz eksik başlar, geceler ise fazla uzun sürer. Gözler kapanır ama zihin susmaz. Aynı sahneler dönüp dolaşıp kalbe çarpar: Birlikte olunmayan anların hayali, yaşanamayan ihtimallerin ağırlığı… İnsan, zamanla yaşadıklarını değil, yaşayamadıklarını özler. Ve geçmiş, yalnızca bir anı olmaktan çıkar, sığınılan tek yer hâline gelir.
Tutku bu aşkın kalbidir ama özgür değildir. Bir tutuklu gibidir, kaçmak ister ama gidecek yeri yoktur. Sevmekten vazgeçemez, sevdiğine varamaz. Ne tam ayrılıktır bu ne de birliktelik… Arada kalmışlık, insanın ruhunu yorar. Kalp tek bir kişiye ait olduğunu bilir, akıl ise bunun bedelini her gün hatırlatır.
İnsan bazen kendine bile itiraf edemez bu sevgiyi. Çünkü anlatıldıkça küçüleceğini sanır. O yüzden saklanır; kelimelerin arasına değil, sessizliklerin içine gömülür. Gülüşlerde yarım kalır, cümlelerin sonu getirilmez. En çok da,
-“iyiyim” denilen anlarda ortaya çıkar.
Aşkın gölgesinde kaybolmak böyle bir şeydir. Kendi hayatının içinde bir misafir gibi dolaşmak, her şey yolundaymış gibi yaparken içten içe eksilmek… İnsan sevdiği kişiyi değil, onunla hissettiği hâli özler. O bakıştaki sıcaklığı, o sessizlikteki anlaşılmayı, o derin bağlılığı… Yaşanan duygular geçmez, sadece zamanla sessizleşir.
Hikâyesi yarım kalanlar;
Tamamlanmaya hasret bir ruh gibi,
kalbin içinde eksik ama hep orada durur.
O, bu yarım kalmışlığı hiç yüksek sesle anlatmadı. İçinde taşıdı. Herkes onu güçlü sandı, çünkü suskunluğu yanlış okundu. Oysa bazı geceler, tamamlanamayan cümleler gibi uykusundan uyandı. Adını anamadığı bir özlem, kalbinin tam ortasında kendine yer buldu.
Yakın olmanın bazen dokunmaktan daha ağır olduğunu en iyi o biliyordu.
Gidememeyi…
Sevmenin her zaman sahip olmak olmadığını, bazen sadece kalabilmek olduğunu. Kendi hayatının içinde yürürken, aklının bir köşesinde hep aynı eksikliği taşıdı.
Özlediği kişi değildi belki, onunla birlikteyken hissettiği o sessiz bütünlüktü. Zaman ilerledi, hayat değişti ama bazı duygular yerinden kıpırdamadı. Çünkü bazı aşklar iki kişiyle yaşanır, tek kişiyle taşınır.
Ve bu yüzden bazı sevdalar;
Adı konmadan, yeri sorulmadan…
Kalbin içinde, yarım kaldığı hâliyle güzel sevilmeye devam eder.


YORUMLAR