LEYLA...
07 Ocak 2026, 20.17 A- A+
…
Yatağın kenarına kıvrılıp otururken ilişti gözüme o dağınıklık… Şevket Süreyya’nın ‘Suyu Arayan Adam’’ıyla Adam Fawer’ın Mobius’u yan yan yana düşmüş; ‘Tanrının Öyküsü’ aynı rafın aynı sırasında ‘Paranın Öyküsü’nün ardı sıra geliyordu. Yunus desen ‘Harp Mecmuası’nın o kalın hacminin altında sıkışmış, çığlık atar gibi bakıyordu sanki yüzüme. Şiirler, romanlar, tüm o akademik zırvalar karmakarışık dizilmişlerdi raflara. En alttaki rafın en köşesinde ise açıklar gibi her şeyi, Hasan Ali Toptaş duruyordu ‘Beni Kör Kuyularda’ diyerek.
Besbelli dibe vuruyordum yine ve ispatı da bu dağınıklıktı işte. Dağılan içimin yanına eşyalar ekleniyor, sıra yine hayatıma geliyordu.
…
O halde şimdi kim söyleyebilir bana zamanın eğilip bükülmezliğinin nereye kadar olduğunu; dejavu denen şeyi aynı beden içinde defalarca yaşarken. Ya da tarihin tekerrürsüzlüğü nereye kadardır kim anlatabilir?
Kalp kırışların yetmezken yılların döngüsünü kırmaya her kırılışta anlamamak bir aşkın sebepsizliğini mümkün müdür?
Evet doğal olmayan bir şey yaşamak ve ben bir kere daha eğretiyim ciğerlerime dolup boşalan nefeslerin içinde. Güneş doğuyor, sofralar kuruluyor, ışıklar yanıp sönüyor. Bense ekran karelerine düşmüş bir filmi izlercesine, her şeye kahraman olacak kadar içeride ama sadece seyirci kalacak kadar da dışardayım yine kendi hayatımda.
Kahkahalar boşalıyor pencerelerden, kapılar açılıyor ardınca ama yine de bulutları çoğalıyor yaşamın. Zamansa, senin nefessizliğinde göç ettiğinden belki de tüm rüzgarlar, boğuk, yakıcı anlar silsilesine dönüşüyor. Soluduğu yalnızlıkla çölleşirken hayat şehirler de yağmurlarını kaybediyor.
Ve ben de olacak olmayacak her şeyin mümkünlüğünde yaklaşmışken tenimi yakıp kavuracak nefesindeki o tutkuya, yüreğindeki özlemle sıkışmışken hatta bütün kemiklerim, günüme çöken sisle yolunu kaybetmiş bir yolcu gibi dolanıyorum o çölün ortasında.
Ağzımda eriyor kelimeler. Biriktirdiğim şarkılar, avuçlarımdaki dualar, ağlamaklı bir ezgiyi de katıp önlerine giderlerken parmak uçlarımdan; içimde birikiyor yükünü boşaltamamış anılar kadar ağır tortuları.
Usumsa henüz her şeyiyle toplamamışken tasını tarağını başımdan şizofren bakışlar fırlatıyor yine de bana. Biliyorum konuşuyor da…
Tuhaf şey ama insanın kendini izlemesi. Bolca şefkat bolca çaresizlik var içinde. Üzerimde dolaşan, çok uzaklardan gelmiş, çokça yaş almış, görmüş geçirmiş bir kadının gözleri sanki. Bıraksam okşayacak belki saçlarımı. Bıraksam ağlayacak bana. Her şeyin aksine, senin aksine, anlamış olmanın çaresizliğiyle bakıyor inanmanın şefkatiyle.
Suskun bir suret olurken aynada gördüğüm duyuyorum Leyla da eteklerini topluyor o sessizlikte.
Evet bıraktın bir karanlık ama örtülmüyor yaralarım.
OCAK 2026 / İSTANBUL
https:" target="_blank">https://www.youtube.com/watch?v=BHNcDFk6JDo?si=s71icmT5Ro0o6LfK


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir