Adalet Aramaya Çıktığım Yolda Nasıl Minnoş Bir SJW Oldum?
13 Ocak 2026, 00.12 A- A+Gönül isterdi ki başka örnekler üzerinden bilgi temelli anlatayım, netekim güncelden yola çıkıp denedim fakat burda olmuyor! Ayrıca burası hikaye seviyor. Böyle hikayeler de malesef bi noktadan sonra acı pornosuna falan dönüyor ki hiç sevmediğim şeyler. Ne yapalım normalden kaçamıyoruz.
Eveeet...böylece yeni bir Netflix dizisiyle karşınızdayım. Dizimiz 5 Bölüm halinde ekranlarınıza gelecek.
Önce şu kısa animasyonu izleyelim
" target="_blank">https://www.youtube.com/watch?v=9g918ucFyjo&si=10KOWbBQFBXOZI9h
Bölüm 1:"Berbat Bir Başlangıç"
İçerik: Acı pornosu, Travma tetikleyici unsurlar, +18, Alaycılık, İroni, Kedi, bilge
Yıllar yıllar önce daha küçücük bir çocukken tanışıyoruz adaletsizlikle, haksızlıkla. Evde normalleştirilmiş şiddet okulda da yakamızı bırakmıyor. Ilkokul 2'ye gidiyordum galiba üst sınıflardan bir kızdı; okul çıkışı beni yakalayıp montumun kapüşonundan çeker, zorbalık yapardı. Sadece o mu?.. Sınıf öğretmeninin oğlu, sınıfın popüler çocuğu, aynı sınıfta olduğum komşunun oğlu. Kimi saçımı çeker, kimi yanımdan geçerken çarpar, itekler falan. Benim gibi çocuklar biçilmiş kaftandır akran zorbalığı için. Sessiz, içe dönük mizaç ve 'sakın bana laf şikayet getirmeyin' diyen ebeveyn. Öğretmenin oğlunu bir kez şikayet ettim, babası gözümün önünde çocuğa öyle bir tokat attı ki onun kadar benim canım da yandı. Ne gerek vardı ki, o da bir çocuktu nihayetinde. Konuşsa yanlışı anlatsa olmaz mıydı? Bu kadar ağır bir cezadan sonra o cocuk düşünüp sorgular mı, vicdanı gelişir mi? Bir keresinde de 23 Nisan'da okunacak şiirler dağıtıldı. Hazırlanıyorum, ilk kez kalabalık önünde performans sergileyeceğim. Bir öğrenci geldi şiirimi aldı. Tek kelime edemedim. O günden sonra liseden üniversiteye bütün sunumlardan ya kaçtım ya yarım bıraktım. Hele okuduğum kitapların onda birini okumamış insanların hitabet yeteneği ve özgüveni karşısında nutkum tutulur. Yalan yanlış konuşmuyorsa coşkulu bir alkış patlatasım bile gelir. Neyse, çok şükür ki yazabiliyoruz.
Ortaokulda da bırakmadı yakamı zorbalık. Kitabımı zorla alan kıza diğer arkadaş müdahale edince saç baş girdiler birbirine, disiplinde aldılar soluğu. Ben soruyorum tabi kendime, sen niye sesini çıkarmıyorsun? Sümsüklüğüm sağolsun. Bir de o bir başınalık hissi yok mu?
Evet sonuç olarak çocuklar bazen çok gaddar olabiliyor. Eğitimciler? Ohoo... rüşvetcisine, dayakçısına, kızların bacaklarına bakan pedofilisine kadar ne ararsan vardı.
Ondört yaşında yetişkin bir herifle zorla evlendirilen komşu kızını gördükten sonra ne kadar cocuk kalabilirsin ki. Benden 3 yaş büyüktü sadece. Böyle bir kültüre dahil olmak utandırıyordu...Aslında yetişkinlere izletilmesi gereken çocuk programlarındaki idaealize edilmiş ebeveyn imajını gördükçe utanç iki katına çıkıyordu. Ve zihninde artık o idealize edilmiş roller ile yaşadığın gerçeklik çatışıp duruyor. Gerçeklik mi: 40-50 yaşındaki heriflerin daha çocuk yaşta o pis bakışlarına, yanımdan geçerken ettikleri tecavüzcü küfürlere maruz kalmak... Çocukluk işte hiç suçun olmadığı halde bundan da utanıyorsun. Çünkü kız cocukları tembihlenmiştir 'önüne bak, gülme, düzgün otur' diye. Yani suçlu her koşulda kadın! Artık ne zaman bu küfürleri bir erkekten duysam içimde bir zamanlar bastırdığım ama artık kontrol edemediğim bir öfke beliriyor. Lise 1' de 16 yaşımda otobüste yanımda bacaklarını yayıp oturan herif, koltuğumun yarısını işgal ettiğinde de aynı öfkeyi hissettim. Pardon bu pislik heriflere tacizci diyebiliyor muyum? Yooo dava falan açamazlar. Korkmayın!
Neyse işte, sessiz içe kapanık bir çocuktum, hepsi içimde patlıyordu. O yıllarda şimdiki gibi değildi hiçbir şey. Yıllar sonra öğrendim her kadının hayatında en az bir kere tacize uğradığını. Kimin elini tutsam başka bir hikaye başka bir travma. Fail kiminin dedesi, kiminin komşusu... Elini tutup 'geçti artık' da diyemiyorum. Bitmeyecek biliyorum ama azalmıyor da.
Hatta komşumuzun oğlu çocukken arkadaşıyla otostop çektiğini, eğer farkedip araçtan atlamaslar cinsel istismara uğrayacaklarını anlatmıştı. O kadar çok ki...
Şu videodaki yorumları okuyun kafi
https://youtube.com/shorts/HyXR6pq7qNM?si=y4IZa_JEENZecCyn
Peki çocuk evlerindeki dosyaların yarısında ensest istismar ve pedofili olduğunu biliyor musunuz. Erkek çocukların bölümü bu ve çoğu da kızkardeşleriyle ilgili, kız çocuklarını n dosyalarındakileri varın siz düşünün. Öyle ana-baba tokat attı diye alsak bir tane çocuk kalmaz kimsede diyorlardı.
Bölüm 2: "Homofobi"
Lise 2'de bir aydınlanma yaşadım. Artık sesimi çıkarmaya başlamıştım.
Bir lgbt mensubuyla ilk karşılaşmam da bu dönemdeydi. 16 yaşlarında erkek gibi hisseden lezbiyen bir kız. Yere attığı izmarit bile ben erkeğim diye bağırıyordu. Ve o tacizkar bakışları... Erkekliğe dair ilk bunu öğrenmiş garibim. Sonra üniversitede lezbiyen bir arkadaşım oldu. Herkesin hakkımızda bir şeyler söylediğini biliyordum. İki seçeneğim vardı, ya bu kızla iletişimi kesip ben heterocis kadınım mesajı vererek alaycı bakışlardan kurtulacaktım yahut kimseyi unursamayıp bu kızın yanında duracaktım. İkinciyi seçtim. Arkadaşlığımız bitti yollarımız ayrıldı, bir gram bile pişman olmadım yaptığımdan. Gene olsa gene yapardım. Eğri zamanda doĝru durmak zor azizim. Bugün doğru yerde durduğumu daha iyi anlıyorum. Sonraki yıllar kendimi sorgulama sürecim ve kişisel devrimim için de faydası oldu bunun. Bugün lgbt+ bireylere ve bu harekete destek verirken 'onlar' değil 'biz' diyebiliyorum çok şükür. Biz dediğime bakmayın trans bir kadınla ben aynı deĝilim, o görünüşüyle ses tonuyla 'ben burdayım' diye bağırır. Maalesef daha çok nefrete maruz kalır.
Hemşiremin cafesinde karın tokluğuna sigortasız çalışırken tanıştığım trans kadın müşterimizin yaşadıkları en bariz örneğidir. Bir gün annesi gelmişti. Babasından habersiz, babası reddetmiş çünkü. Ana yüreği işte, çekinerek de olsa geldi, oturdu, çay ikram ettim. Utanıyor, sanki bütün dünya onu suçluyor gibi kafasını önüne eğdi. Ne yapsam rahatlatamadım. Evladına vereceklerini bıraktı gitti. Duru'ydu trans kadının lakabı. Seks işçisiydi. Başka iş yapamazdı, deneyen bir trans kadından biliyorduk bunu, binbir zorlukla açtığı dükkanına kimse gitmediği gibi ölüm tehditleri alırdı sürekli. Dükkanı kapattı, sonra ne yaptı bilmiyorum.
Duru'nun kalçası sakattı hareketleri kısıtlıydı. Bir gün dayanamadı intihara yeltendi. Esnaf 'gebersin','cesedine tükürecem' minvalinde nefret kusup kılını bile kıpırdatmamıştı. Hemşirem ve birkaç arkadaşı yardım ettiler, ambulans çağırdılar. Ne demistik eğri zamanda doğru durmak zor. Esnaftan gelen tepkileri Duru'ya söylediklerinde 'öyle söylerler, akşam olunca hepsi kapımda sıraya girer' demiş. Trajikomik. Duru öldü. Hastalıktan. Destek almadan hasta trans bir kadının hayata tutunabilmesi çok zordur. Geçenlerde intihar eden başka bir trans kadın gördüm medyada. O kadar çoklar ki. Nefret söylemleri karşısında seslerini duyurabilecek güçleri yok çünkü resmi kurumlar bile karşılarında. Nefret etmeyenler de kendi konfor alanlarında sessizlik sarmalına kaptırmışlar kendilerini.
Bölüm 3: "Cinsiyetçilik"
İlk üniversitem bitti. Kadınların o zamanlarda azınlık olduğu teknik bir alandaydım. Hele bu şehir hepten muhafazakardı. Haliyle staj başvurularım çoğu firma tarafından türlü bahanelerle kabul edilmedi. Neyse ben de stajımı MEB'de yapmaya karar verdim. Stajımı onaylayacak Mühendis 30-35 yaşlarında bir adamdı. Dadaştı galiba. Adama cd doldurtuyorlarmış, baya bir dert yandı garibim. Sonra bilgisayar öğretmeni olduğu söylenen diğer sorumlu personel geldi. Gözlerini küstahça bana dikmiş patron edasıyla prosedürü anlatıyordu. Mühendis ve ben kulak kesilmiş onu dinliyorduk. Sonra yine küstah ve tacizkar bir ses tonuyla bazı akşamlar mesaiye kalman gerekebilir, dedi. O bunu söylerken mühendisle gözgöze geldik, gözlerini kaçırdı. Zorunlu stajyerlere mesai mecburiyeti yok diye biliyordum. Neyse ertesi gün gittiĝimde mühendis yalnızdı. Bak, dedi burda bir şey öğrenemezsin, gelmek zorunda değilsin, ben stajını yapmış gibi gösteririm... İkimiz de nedenini biliyorduk ama konuşamadık, 'sessizlik sarmalı'nın ne olduğunu bilmediğim yıllar...Konuşsak ne olacak? Onun memurluğu yanardı ( belki) , benim stajım(kesin)yanardı, mecbur kabul ettim. Kabul etmesen ne olacak? O saatten sonra nerde staj bulurum.
Staj bitti. Yarım yamalak bilgi ve donanımla başladım iş başvurularına. Çoğu iş yeri kadın olduğum için beceremeyeceğimi düşünüp deneme süresine bile gerek duymadı. Bir tane buldum. Patron 50-60 yaşlarında odtü mezunu ensüstri mühendisi bir girişimdiydi. Çok çalışıp tecrübe kazanıp daha iyi bir iş bulurum diye girdim bu işe. Her fırsatta 68 kuşağı solcularından olduğunu söyleyen patronum beni üç kuruşa sikortasız çalıştırıp üstüne bana sekreter muamelesi yapıyordu. Burda işi öğrenemeyecegim kesinlik kazanınca bari para kazanıp dil öğreneyim, özel pahalı sertifikalardan ekleyeyim CV'me diyerek devam etmeye karar verdim. Bir gün bunun bir arkadaşı geldi. Lakait bir tavırla özel meselelerden bahsetmeye başladı. Yanımda 18 yaşında lise mezunu bir eleman daha vardı, o gülüyor konuşuyordu ben de işime bakıyordum. Adam ille beni de sohbete dahil etmek istedi, kibarca mesafe bildiren bir cevap verdim. Bir süre sonra sıkıldı gitti. Patrona söylediğimde, gider konuşur ben de bir daha yaşamam bunu sandım. En azından bana hak verirdi, eski solculardandı ne de olsa. Arkadaşının hadsizliğini bildirdiğim solcu patronum bana ne dese beğenirsiniz: Biraz esnek ol, çok sertsin. Meali: arkadaşlarıma azıcık kırıt.
Çektim kapıyı çıktım. Ve böylece ilk kez bir iş yerinde taciz ile tanışmış oldum. Mobing ata sporumuz zaten. Sonrası malum, teknik bir alanda kadın çalıştırmak istemedikleri için, yani cinsiyet ayrımcılığı yüzünden baya bir işsiz gezdim.
İkinci üniversite, bir devlet kurumunda ikinci staj
Müdür, muhasebeci, psikolog ve bir çalışan daha arşiv odasındayız. Psikolog rafların arasında dosyaları inceliyorken müdür otomatik raf sistemini çalıştırdı ve psikolog arada sıkıştı. 'Müdürüm müdürüm' diye çırpınıyor. Bu sefer tacize uğrayan psikologdu. Aday memurluğu bitince eşinin yanına İstanbul'a gitmeyi istiyordu bu kadın. Müdürüm yapmayın, dedikçe adam psikopat bir soğukkanlılıkla rafları daha da sıkıştıran mekanizmayı çalıştırıyordu, herkesin "çok babacandır kimsesiz çocuklara cebinden harcar" dedikleri bu herif. Diğer çalışanlar kayıtsız kalıp öte beri çevirince kafalarını, gözlerimi müdüre dikip bakmaya başladım. Bu farkedince ne bakıyorsun, dedi bana. Bakmayı sürdürdüm. Kadın iki raf arasında çırpınıyordu. İkimiz de meydan okurcasına birbirimize dik dik bakarak psikopata bağladık. Derken birden gözlerini kaçırdı, kendine geldi rafı açtı, bir şeyler söyleyip gitti. Rafların arasından kıpkırmızı olmuş utanmış şekilde psikolog çıktı. Bir şey söylesin diye bakıyorum. Gözlerini kaçırıyor. Bu sefer yakıcam stajı lehinde şahitlik yapıp. Bir şey söylese bütün desteğim onunlaydı, konusmadı. Midem bulandı karnıma ağrılar girdi, lavaboya koştum. Dayanılır gibi değildi artık benim için bunlar. O gün bir kez bile göz göze gelmedik. Feminizme meyilli olduğumu bildiği için tek kelime etmedi olayla ilgili. Onca yıl sonra yine aynı şey, yine mobing yine taciz
Burda da işyerinde 'kırılgan erkeklik'le başetmeye çalışan kadınların hikayeleri var=>
https://www.reddit.com/r/AskWomenomments/fedtbk/women_of_reddit_what_is_the_worst_case_of_fragile/?tl=tr
'İmi fiministlir için hir şiy cinsiyitçi' diyen birkaç arkadaş vardı sosyal medyada, varsa yoksa bunların odaklarında hedeflerinde feministler var. İngiltere'de yapilan bir araştırmada kadınların yüzde 98'i tacize uğradığını söylemiş. Birkaç tacizcinin bütün o kadınları taciz edemeyeceğinden yola çıkıp küçük bir matematik hesap yaparsak her yerde cinsiyetçilik taciz var zaten. Afedersin de salak değilsen bunu kendi kendine de bulabilirdin. Eşitsizliği göremeyişimiz matematik bilmediğimiz için mi, yoksa şu meşhur fıkradaki gibi matematiği eğip büktüğümüz için mi?
Erkek cerrahların ameliyat ettiği kadın hastaların erkek hastalara oranla daha fazla ölmesi de tesadüf mü? Kadın cerrahlarda böyle bir fark olmaması da tesadüf di mi?
Hala sıkılmadım diyen okuyucu, bu kapıdan:=>
https:/atlakzemin.com/tibbi-gaslighting-fail-kim/?fbclid=Iwb21leAN9VchjbGNrA31M_WV4dG4DYWVtAjExAHNydGMGYXBwX2lkDDM1MDY4NTUzMTcyOAABHtXsDckcYOphIWKT-AqTRsKHrVQq5IxlLnB5XDgTbLsrmI9prgrfaDBGlOVw_aem_kB4zbUNohPl5QJaQGEl1aA
Eğer bugün kendimi ve diğer kadınları suçlamak yerine meselenin köküne inebiliyorsam feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitliği teorileri sayesindedir. İdeoloji olandan ziyade sosyal bilimsel perspektif olanlar. Hani bilim ve felsefeye işimize geldiğinde methiyeler diziyoruz dilimizden düşürmüyoruz ya, hah ondan işte. Kimimizi sanat kimimizi felsefe kimimizi bilim kurtarır. Çok şükür hepsinden payımı aldım.
Son olarak 'Kadının cinsiyetçisi milliyetçisi daha fena' diyenler, tacizci erkekleri bırakıp onlara ses çıkarmıyor diye bazı kadınlarla uğraşanlar! İlle hedefinizde bir kadın olacak di mi? Sana tek bir soru sormak istiyorum. Hayatta kalmak, kaybetmemek için ataerkiyle el sıkışan kadın mı suçlu, onu buna mecbur bırakan sistem mi? Kadın yaşayabilmek için bunu yaparken erkek ayrıcalıklarından vazgeçmek istemediği için bunu yapar. Misal eyvallah diyebilseydim yaşadığım sıkıntıların çoğunu yaşamayacaktım. Niye başka bir kadın aynı sıkıntıları yaşasın istiyorsunuz? Çünkü örtük cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı zihniyet katmanındadır feministim diyenlerde bile kalıntılarını görebiliriz.
Ben bir #MeToo destekçisiyim. Feministim, toplumsal cinsiyet eşitliği adına her yerde mücadele ediyorum. Sürekli kaybediyorum. Sürekli kaybediyoruz çünkü tacizle değil ifşa ile kavga eden bir çoğunluk var.
Bölüm 4: "Etnik Ayrımcılık, Irkçılık, Göçmen Karşıtlığı"
Ekonomi kötüleştikçe göçmen karşıtlığı artar. Bu tüm dünyada görülen sosyolojik bir olgudur. Kısıtlı kaynaklar(sanki göçmenler olmasa bizim cebimize girecek?) için mücadele edenlerin öncelikli hedefi göçmen ler, mülteciler vs olur genellikle. Bir deyelpazenin en uç noktasında ırkçılık vardır. Bize hep siyahi karşıtı ABD, Yahudi karşıtı Nazi Almanyası anlatıldı. Çünkü sanat yoluyla tarihiyle hesaplaşan iki toplum var karşımızda. Halbuki bütün toplumlarda açık yahut latent ırkçılık vardır. Biz sadece henüz tam anlamıyla hesaplaşamadık tarihimizle çünkü otorite-itaat sarmalı buna izin vermedi. Bu nedenle etnisiteyi nasıl hangi örnrkle açacağımı bilmiyorum. Dersim katliamı, 6-7 Eylül, Madımak... Daha sayayım mı? Dünyanın hiçbir yerinde azınlıklar egemen etnisiteden daha iyi sosyo-ekonomik bir konuma sahip değildirler. Yahudileri hep zengin bilirsiniz değil mi? Çünkü size gösterilen birkaç zengin Yahudi'dir. ABD'deki yoksul Yahudi mahallelerinden haberimiz yok tabi. Peki kamplarda tacize uğrayan Suriyeli çocuklar kadınlar desem. Yahut yaşlı adamlarla evlenmeye, kuma olmaya zorlanan gencecik kadınlar. Asgari ücretin bile altında sosyal güvencesiz çalışan mülteciler?
Kapıya bohçacı dediğimiz kadın satıcılar ya da dilenciler geldiğinde su isterlerdi valideden. Komşular bardağı atmasını söylerlerdi. Atmazdı, oturtur sohbet ederdi dilencilerle ve bohçacı çingenelerle. Sahi neydi ırkçılık? Yaşadığım şehirde 'Suça sürüklenen çocuklar'ın büyük bir kısmının Roman olduğunu biliyor musunuz? Peki 'damgalama' diye bir kavram duydunuz mu? Neyse başka bir yazıda açarım onu da artık. Kişisel takılcam burda.
Yahu Yahudiler o kadar aşağıydı da bilim sanat felsefe dünyasındaki Yahudiler gökten zembille mi indi? Nerden çıktı bunlar sahi? Hı? İsrail Devleti'nden işgalcilerden bahsetmiyorum. Esas aşağılık olan mantık eğitimi aldığı halde mantığını önyargılarının hizmetine sunmaktır. Yobazlık tam olarak böyle bir şey. İçine doğduğumuz kültürü ve etnisiteyi seçemiyoruz. Öylece içine doğuyoruz ve bu övünülecek bir şey olmadığı gibi utanılacak bir şey de değildir. Hiçbir etnisite diğerinden daha üstün ya da aşagı değildir. Ben yine de hiçbirine ait hissetmiyorum kendimi hele azınlıkları ezen egemen bir etnisiteye asla dahil olmam! Çin'de Türk'üm diye bağırmak anlamlıdır. Egemene karşı başkaldırıdır bu ama Çinliyim diye bağırarak gurur duymanın bir anlamı yoktur. Senin Çinli olmanı Çince konuşup Çince eğitim almanı yasaklayan bir yasa yok. Neyse burda bitiriyorum bu bölümü.
Bölüm 5: "Engellilik Temelinde Ayrımcılık, Öjeni, Ableism"
Engelli hakları konusunda çok farkındalığım yoktu. Pandemide valide için şehirde engelli taksi bile bulamadığımda yüzleştim bununla. Kronik hastaların, engellilerin yaşadıkları korkunçtu. Yaşadıklarımız korkunçtu. Hiç bu kadar çaresiz kaldığımı hatırlamıyorum. Covidle birlikte post-viral hastalıklar artmış herkes birer kronik hasta ve engelli adayı olmuştu. En az farkındalık olan alan da buydu. Cehalet diz boyu çünkü sağlık bireysel algılanıyor, kaderle ilişkilendiriliyordu. Toplum sağlığı diye bir alan var. Diğer dezavantajlı gruplar gibi onlar da yok edilmek isteniyor. Bizim gibi geleneksel kolektivitenin hala geçwrli olduğu ülkelerde o kadar olmasa da Avrupa ve ABD'de daha vahim durum.
Engellilerin büyük çoğunluğu (yüzde 82), yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Engelli kadınların fiziksel ve cinsel istismara maruz kalma olasılığı, engeli bulunmayan kadınlara göre iki ila üç kat daha fazla.bknz.'kesişimsel ayrımcılıklar'. Hala sıkılmadım okumaktan, diyen okuyucu şu kapıdan lütfen=>
https://bianet.org/yazi/bir-ayrimcilik-soylemi-olarak-saglamcilik-267243
SON
Dizimiz bitti. Efenim kronik hastalıklarım var demiştim. Bir gün genetik bilimindeki son gelişmeleri görmek adına face'de bir bilim grubuna daldım. Meğer çoğu akademisyen falanmış. Mühendisler sosyal bilimsel konularda atıp tutuyor, cahillik diz boyu. Genetik mi? Nerdeee? Bir yandan 'bilimde felsefeye gerek yok' diyorlar, bir yandan da 'felsefe sosyal bilimlerle uğraşsın' falan. Sosyal Bilim'i bilimden saymıyorlar. Bu edepsiz saldırgan herifleri alaya alınca ki yaşlı başlıydı çoğu, yine akademisyen olan yönetici özelden ayar ve emir vermeye başladı, yaşlı başlı insanlarla niye alay ediyormuşum? Alay dediği de ince alay, asla hakaret değil. Bu yaşlılardan biri de hakarette sınır tanımayan bir embesildi yani. Bu herifin gruptan ağlatarak kaçırdıklarının haddi hesabı yok. Yönetici, burası anarşist grup herkes özgür diyerek koruyordu bu herifi çünkü. Beni de aĝlar gider sandı garibim. Beeen! bilgeeeee ağlayarak kaçmak? Cık cık cık! Neyse işte bu yönetici bir yandan da yaş kaç, memleket nere eğitimin ne gibi sorularla taciz ediyor özelden beni. Adamdan hazzetmeyince, evet-hayır gibi kısa cevaplar vermeye başladım. Adı üstünde muhabbet isteĝi sevgiden gelir. En sonunda özelime gelme bunlarla diye patladım. Akabinde ve detayında gruptan atıldım. Yooo ama ben gidersem en az bir iki kişi götürürdüm. Öyle de oldu. Fitne fücur olmak kolay değil azizim. Emma'dan bahsetmiştim. O zaman tanımıyordum onu, bahsettiğim edepsiz herifle dalga geçerken habire yorumlarımı layklayıp gaz verirdi bana. Emma'nın arkadaşı aynı zamanda yöneticiydi ve bana özelden karikatür atmıştı. Normalde cesaret edemem tanımadığım kimsenin özeline gitmeye. Neyse ona yazı yolladım grupta yayınla diye, mırın kırın etti ama yayınladı. Ortalık karıştı... İnsanlar maruz kaldığım tacizi gözardı edip kendi meselesini tartışmaya başlamış. Gruptan yorumların çıktılarını atıyordu arkadaşlar bana. İşte o ara olaya Emma dahil oldu ve neden hiç tanımadığı bir üyenin özeline gidip taciz ettigini sordu yöneticiye. Akabinde ve detayında Emma ve 2 arkadaşı da gruptan atıldı. Gruptan 4 kişi haksız yere atıldı, itibarları zedelendi. Bilhassa benim itibarım, arkamdan 'artiz, dengesiz' falan demiş asdasagfdgg! Emma ve diğer iki beyfendi 'iyi insanlardı' denerek uğurlandı. Kaç kere dedim dengesiz-ruh hastası falan değilim, tekinsizim. Sadece alıştığınız davranış kalıplarına sahip değilim. Neyse ordaki akademisyenlerin bu duruma tepkisi ne olsa beğenirsiniz: 'hayırlı olsun'. İşte beni hiç tanımadığı halde uğradığım haksızlığa, susturulmuş sesime ses olan Emma o dönem bu dünyada iyi ve adil insanların olabileceğine olan inancımı korumama yardım etti aynı zamanda. Kim ne düşünür demeden hatta yüzyüze görüştüğü yönetici arkadaşına hesap sorabilecek, erkek dayanışmasına ve o bilmem ne üniversiteleri bitirmiş çook bilgili doçentlere, bilim cemaatine nanik çekebilecek kadar sağlam bir insan evladıydı. Eğri zamanda doğru durmak zor azizim.
Online mekanlardaki tacizlere de değindiğime göre blogu bitireyim.
Evet efenim ben bir SJW'yim. Eril tahakküm yüzünden o kadar çok kırılıp döküldüm hasar aldım ki hayatımda 'kırılgan erkekliğe' yer vermiyorum artık. Haksızlık görünce dayanamıyorum. Kronik yorgunluğum izin verdikçe çöpleri topluyorum. Sokak çetelerini fonluyorum. Mitinglere, protestolara katılamıyorum. Burda miting olmuyor zaten. En fazla yaya geçidinde yayaya yol vermeyen araçları küfrederek protesto edebiliyoruz. Hakkım olan yaya geçidinde korkusuzca yürüyeceğim günleri görmek için de mücadele ediyorum gördüğünüz üzre. Bu uğurda hayatımı ortaya koyuyorum.
Ben bilge... bilgegünes, adalet aramaya çıktığım yolda minnoş bir SJW oldum. Politik doğruculuğum, dil polisliğim, woke üslubum, sert tepkilerim bundandır hep... Alaycılığım da bundandır. Bazı yaşantılar insanı köklü biçimde değiştiriyor. Özellikle son 10 yılda bu nedenle sevdiğim pek çok insanın kalbini kırdım. Dolayısıyla ben de kırıldım. Pişman mıyım? Değilim. Yine olsa yine yapardım. Bu sefer daha iyi yapardım.
Bir tavsiyede bulunmam gerekirse eğer: dezavantajlı gruplardan değilseniz, 'öteki' nin ne yaşadığını tam olarak bilemeyeceğiniz için içlerindeki öfkenin boyutunu tahmin bile edemezsiniz. Evet evet, sizin yaşadığınız şeyleri de yaşadık/yaşıyoruz/yaşıyorlar... Hakkımız yendi, pahalılık enflasyon belimizi büktü, fakirleştik, muayene olacağımız doktorlarların diplomalarını bile sorgular olduk falan. Onlar cepte zaten. 'Kesişimsel ayrımcılıklar'la kıyaslandığında bunlarla bir derece baş edilebiliyor.
Hak alanlarının hepsine bütüncül yaklaşmayalar insan hakları falan dediğinde beni alıyor bir gülme. Hep söyledim yine söylüyorum, becerebiliyorsanız dezavatajlı grupları dinleyip anlamaya çalışın, sonra belki herhangi bir hak alanında protestoda, online aktivizmde falan destek olursunuz. Bunu beceremiyorsanız bence uzak durun. Kimsenin aklınıza, içinde olmadığınız bir meseleye daha da mühimi ezilen gruplara yönelik eleştirinize ihtiyacı yok.
Pisilere-kuçulara sadece mama su verin imkanınız varsa sıcak bir ortam... Konuşup da kafalarını ütülemeyin litfen. Ha şu da var ki onlarla birlikte yaşamaya başlayınca o ortamda artık egemen onlar olacaklar, bunun da bilincinde olun, bilhassa pisiler için geçerli bu.
Bu türkünün en sevdiğim ikinci yorumu da benden size gelsin minnoşlar. Öptüm hadi hepinizi.
https:https://www.youtube.com/watch?v=IyDhyor2Q4w?si=EzKstrcTYHBXHBPv


YORUMLAR