BİRAZ YAĞMUR, BİRAZ EMPATİ, BİRAZ DA SOHBET
02 Şubat 2026, 12.24 A- A+
Laf öksüz bir şey sonuçta, bazen senin bazen benim
Çay var sıcacık içersen okuyucu, içimiz ısınır belki...hangi tuşlar çıkıyordu çay emojisi emin ol bilmiyorum:)
Bugün benim olsun.
Akşamdan beri yağmur yağıyor şehrime. Çok hem de, bayağı birçok. Gönül isterdi ki yağan yağmurla beraber insanların bütün günahları, içlerindeki bütün kötülük, toprağa doğru simsiyah yavaşça süzülsün bedenlerinden. Olmadı tabii ki. Sadece yağmur yağdı. Ama dedim ya, çok yağdı. Hala da yağıyor…
Sabah yedi buçukta işe giderken her taraf karanlıktı, sokak lambalarının birde arabamın farının aydınlattığı kadar etrafa bakarken nedensizce içim ürperdi. Ürpermek doğru kelimemi aslında emin değilim.
Küçük bir çocukken keşfetmiştim süper gücümü. Pazara çıkmıştık validem ile. Yağmur vardı yine. Zaten hep bu yağmurlu havalar mahvetti beni ya… Neyse ne, illaki vardı yanımızda bir şemsiye bir şey. Ama yağmur yağıyordu, soğuktu birde. Pazarda, anca o zamanlardaki benim yaşımda bir çocuk ıslanmış ellerini ovuştururken tezgâhta titriyordu. Tezgâhın üzerinde branda ve sair bir şey yoktu. Eli yüzü ıslak. Umutsuzca geçenlere bakıyordu. Bir şey alırlar mı diye… Yer değiştirmiştim o an o çocukla. Onun bedenin de onunla beraber üşümüştüm, onunla beraber umutsuzluğa kapılmıştım, hatta beraberce kızmıştık hayata.
Süper güç! Süper güç tabi ki işin ironisi. İşte o sözde süper gücümle, bu sabah sırtımdaki montum kafamdaki bere ve sair, tam tekmil giyinmiş arabanın klimasının ısıtmasını beklerken kendi halime de hayıflanıp! ‘’ben bu halimde üşür iken sokakta kalanlar ne yaptı ki akşam ‘’ diye düşündüm. Kış görmemiş zarafetim ve müthiş duyarlılığım ile bembeyaz bir kuğu gibi seğirtmiyordum ortalıkta. Zaten duyarlı insan geyiği veya kendini güzelleme de değil, aslında anlatmaya çalıştığım sadece (ve maalesef) empati bildiğin zehir bence.
Aslında benim ezelden beri yağmur ile sıkıntılarım var:) Tamam, çiftçiye de lazım, barajların dolması da mühim konu ve sair ve sair. Allah’ın yağmuruna kızacak ve ya kin bileyecek değilim ama hep bana bir garibanlık hikayesi gibi gelir yağmur… Hani nasıl desem yağmur yağdığında, yağmurun altında ellerini açıp gökyüzüne bakarken hunharca :) gülerek ıslanan mutlu bir çift ve ya yağan yağmuru hiç takmadan çamurun içinde yanakları kıpkırmızı olmuş top oynayan haylaz bir oğlan çocuğu hayal edemiyorum. Dedim ya, hep bir fakirlik hep bir garibanlık hikayesi (empatisi ) dönüyor aklımda. Ahşap pencerenin kenarlarından gelen soğuk, anca kendini ısıtacak kadar yanan bir soba, karanlıktan şimşekten korkan ufak çocuklar, çalışmaya gidememiş bir yevmiyeci baba, çaresiz bir anne ve sair ve sair. Sokakta sığınacak sıcak bir yer arayan evsizleri falan hiç saymıyorum. Garibanlık kötü şey…
Ha birde Isparta’da öğrenci iken tanıştığım kar var. Bilir misiniz Isparta’nın soğuğunu? Soğuktan ziyade ayaz diyeyim. Üniversitede öğrenci iken Halıkent olması lazım oradan çift otobüs olmasın diye bembeyaz karın üzerinde merkeze kadar defalarca yürümüşlüğüm vardır. Eski zaman, yol belki çok uzun değildi, ben yanlış hatırlıyorum ama 15-20 dakika ayaz bir bıçak gibi keserken bedenimi bu sefer zenginlerin empatisini yapıyordum:) Arabasına binip okula giden zengin çocuklarımı gelmiyordu aklıma yoksa kalorifer in başında oturup sıcak çikolata içen insanlar mı ve sair ve sair.
Sadece, eriyeceğini bile bile kardanadam (kadın) yapan mutlu insanlar gelmiyordu aklıma. Aşk ta öyle bir şey değil mi zaten. Aşk üzerine çok güzel blog lara denk geliyorum, okuyorum. Aslında ben sevmiyorum aşk üzerine olan blogları, yanlış anlaşılmasın benim sevip sevmemem yazılışı ile alakalı değil. Anlatım, acı keder ve ya mutluluk çok güzel. Ama istisnalar hariç çoğunun sonu aynı yerde bitmiyor mu? Kardanadam, kardan kadınlar yapıyor insanlar. Sonra güneş bütün gerçekliği ile eritiyor. Hayat kadar gerçek güneş, yakıyor eritiyor…Neyse, çokta girmeyeyim aşk olayına. Mevzumuz empati.
Son zamanlarda haberlere denk geldiğimde içim daha bir yanıyor, gözlerim doluyor nedensiz. Yaşın ilerlemesinin de etkisi var illaki. Ama öldürülen, istismara uğrayan gencecik çocuklar, aileleri… Şehit olan babalar, aileleri…Hep aileleri aslında. Çünkü ölmek sorun değil belki, canı veren de Allah, alanda. Hayy dan gelen Hu ya gidecek, ölmek için geliyoruz dünyaya. Sahibine geri dönecek ruhlarımız, orada daha huzurlu olacaklar belki. Zaten beden sadece ruhumuzu kapatan bir kıyafetten öte değil mi zaten. Ama keanu reeves abimizin dediği gibi ‘’bizi sevenler bizi özleyecek’’. Hem de çok özleyecek.
Akşamdan beri yağmur yağıyor şehrime. Hep bir mutsuzluk, hep bir garibanlık hikayesi dönüyor kafamda. Dedim ya garibanlık kötü şey… Yağmur dursa, güneş açsa diyorum, mutlu olur muyum acaba?
Çiftçilere kıyamıyorum:)
Çay var sıcacık içersen okuyucu, içimiz ısınır belki...hangi tuşlar çıkıyordu çay emojisi emin ol bilmiyorum:)


YORUMLAR