Yine naftalin kokusu yayıldı... :)
04 Şubat 2026, 04.27 A- A+
Eskiyi bugüne göre daha değerli kılan şey, sanırım içinde barındırdığı samimiyetti. Bugün her şey
eskisinden çok daha pahalı… ama dün çok daha değerliydi.
Belki de bizi bugünün neslinden ayıran, pahalı ile değerli arasındaki farkı biliyor olmamızdı. Şimdi her
şeyin bir fiyatı var, ama değeri olan ne kaldı ki?
Her şey değersiz, özensiz, çalakalem…
Duygular hızla tüketiliyor, sözler derinleşmeden unutuluyor. İlişkiler yozlaşmış, samimiyetsiz ve
riyakâr…
Şarkılar bile artık sadece kulağa değiyor, kalbe değil.
Kim bilir… Belki mesele zamanın değişmesi değil, dokunuşların değişmesi.
Eskiden insanlar bir şeyi yaparken içine kendinden bir parça koyardı; emekle yoğurur, sevgiyle
harmanlardı.
Şimdi çoğu şey, sadece yapılmış olmak için yapılıyor.
Mektuplar vardı mesela… Kâğıdı kokan, harfleri umut, özlem ve sevgi taşıyan.
Şimdi mesajlar var; hızlı, pratik, ama çoğu zaman ruhsuz.
Bir şarkı, yıllarca bir insanın hayatına eşlik ederdi. Anıların içinde yer bulacak kadar kıymetliydi.
Şimdiki şarkılar birkaç hafta dillerde dolanıp, sonra sessizce, geldiği hızla kayboluyor.
Çünkü artık hatıra biriktirmiyoruz, an tüketiyoruz… Biriktiremiyoruz.
Çağa ayak uydurma telaşına düştük belki de. Kalıcı olanı değil, hızlı olanı seçiyoruz; kimi zaman isteyerek, kimi zaman mecburen.
Belki de bu yüzden içimizde tarif edemediğimiz bir eksiklik var.
Her şey var gibi… Ama hiçbir şey tam değil.
İşte yine naftalinleyip, derleyip toparlayıp kaldırdım bir sürü sözcüğü.
Geçmişle geleceğe köprü olmayı bir türlü beceremedim.
Gördükçe, duydukça türlü hoyratlıkları… Bazen ışınlanıp o günlerin takvim yapraklarının arasına
saklanmak istiyorum.
Hani demişti ya şair, “Beni bu havalar mahvetti.”
Vallahi benim şirazemi de bu zamane kaydıracak gibi…
Bir yanda dünyanın hali, bir yanda içimize çöken o tarifsiz kaygı.
Oysa ne minnoş, ne sevecen, ne saf biriydim önceleri. Bir yanım yine masum yine dingin yine huzurlu
ama diğer yanım bazen evecen bazen pürtelaş...
Şimdi yüklü bir kağnı gibiyim.
Ama yüküm hatıralar değil artık; kaygılar, endişeler, susulmuş cümleler…
Ve galiba en çok da, eski günlerin eksikliği ağır geliyor.


YORUMLAR
Mesajlaşmalar vs. dediğinizde de en güzel örnek mektuplaşma idi fakat ondan da güzel ve defalarca açıp açıp tekrar okuduğumuz hatıra defterlerimiz vardı, hani şu "bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için" diye başlayan...
Perperike ablanın değindi bir de şu annemizden yediğimiz dayak sonucu ağlayıp, sonra ağlıyoruz diye tekrar dayak yediğimiz anlar... Ahhh ahhh şimdiki çocuklara aman sesini yükseltme, azarlama psikolojisi bozulur dendiği, bizim çocukluğumuzda ise güdümlü terlik başta olmak üzere, maşa ile bile yediğimiz dayaklar...
Anlat anlat bitiremeyiz o güzel yılları ve o yıllardaki çocukluğumuzu, gençliğimizi... Yine eskileri yadetmemize sebep olduğunuz için teşekkür ederim... Kaleminize, yüreğinize, hafızanıza sağlık...