gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Hafızanın Son Kalesi: "Anne"

03 Nisan 2026, 21.13
A- A+
Hayat bazen en hayranlık duyduğumuz zihinleri bile bir sis bulutuyla örtebiliyor. Çok yakın bir dostumun annesine, bundan sadece bir ay önce Alzheimer teşhisi konuldu. O, benim için sadece bir "anne" figürü değil; üniversite yıllarımda hayranlıkla izlediğim, profesör unvanını her zerresiyle hak eden, zekasıyla hepimize ışık olmuş üstün bir insandı.
​Teşhis konulduğunda hastalığın ne kadar ilerlediğini hayretle gördük. O kadar güçlü, o kadar vakur bir kadındı ki, zihnindeki o ilk gedikleri mutlaka fark etmiş ama sevdiklerini üzmemek için bunu bir sır gibi saklamıştı. Bu süreçte dostumla birlikte ne bulduysak okuduk, makalelerin derinliklerine indik; doktorlarla ve online uzman arkadaşlarımızla bitmek bilmeyen görüşmeler yaptık.
​Tam da bu arayışın ve kafa karışıklığının içindeyken, daha sonra izlemek üzere vaktiyle arşive kaldırdığım o filme sığındım: Three Stories.
​Filmi izlerken, zihni geçmişin koridorlarında kaybolmuş yaşlı bir kadının, sokağın ortasında çaresizce annesini aradığı o sahneye geldim. O an, zamanın ve yaşın aslında nasıl birer illüzyon olduğunu anladım. Unvanlar siliniyor, yaşanmışlıklar kayboluyor; koca bir ömürden geriye sadece o en saf, en ilkel "ait olma" ihtiyacı kalıyordu.
​O kadının feryadını izlerken, kalbimin en kuytu köşesine sakladığım, yıllardır üzerini sımsıkı örttüğüm o kelime bir anda gün yüzüne çıktı: "Anne".
​Filmdeki o sesle birlikte ben de içimden tekrar ettim. Beş yaşımdan beri içimde mırıldandığım, herkesten sakındığım o kelime... Çocukluğumda bile bu kadar süzülmemişti belki o yaşlar; ama o gece, gözlerimden istemsizce dökülmekten yorulmayan her damla, o sessiz mırıldanmalara karıştı.
​Bazen insan en çok da kaybolduğunda kendine en yakın olanı arar. Çünkü zihnimiz bizi terk etse de, kalbimiz en güvende olduğu limanı asla unutmuyor. O yaşlı kadının sokağın ortasındaki arayışı, aslında hepimizin ortak hikayesi. Ne kadar büyürsek büyüyelim, hangi unvanları kazanırsak kazanalım, en derin yerimizde hep o korunmaya muhtaç çocuğuz.
​Belki de bu yüzden bazı acılar tarif edilemez. Çünkü bu sadece bir hastalık değil; insanın en derin yerinde sakladığı özleme geri dönmesi. Ve en çok da bu dokunuyor içimize... Belki de bir yerlerde rastladığım şu satırlar, o gece hissettiklerimi en yalın haliyle özetliyor:
​Zaman siliniyor...
Yaş siliniyor...
Ama insanın içindeki o küçük çocuk asla büyümüyor.
Ve işte en acısı da bu;
Hayat seni büyütüyor, güçlendiriyor, ayakta tutuyor...
Ama bir gün geliyor, aklın yorulunca kalbin en başa dönüyor.
Ve o an anlıyorsun ki;
Ne kadar güçlü olursan ol, ne kadar yalnız başına ayakta durursan dur...
İçinde hep bir çocuk var.
Ve o çocuk hâlâ bir köşede annesini bekliyor...
​Bir gün hepimiz, en sevdiğimiz ismi son kez hatırlayacağız...
ve belki de son gücümüzle, aynı kelimeyi fısıldayacağız:
"Anne..."
İnsan her şeyi unuttuğunda bile neden en son "anne"yi hatırlar? 

YORUMLAR

04 Nisan 2026, 16.47
Yazıyı okumak için bloğu açtım. Okudum , annemden bir bardak çay istedim. Kendim alamayacağım için değil elinden içmek istediğim için. Bazı kıymetlerin kaybetmeden farkına varılmıyor. Günlük telaşe mi dersin, alışkanlık mı dersin ne dersen de ama nasıl olsa elimizin altında diye yüzüne bile bakmıyoruz bazı gerçekliklerimizin Bu da en bilindik nankörlüğü zihnimizin .Yazıyı okurken utandım. Düşünsene Bazı insanlar var ve bir bardak çay bile içebilme ihtimalleri yok artık annelerinin ellerinden bazıları hiç içemedi belki.
 içerik değil belki ama içeriğin anlatım şekli çok güzeldi. Okumayı sevdiğim insanlar var yazmayı sevdiğim insanlar olduğu gibi alzheimer hep aklın lekelenmesi olarak yansımıştır benim zihnimde 

Kir beyaza yakışmaz ama beyaz yakışır kire.
 Herşeyden arınabilmek için ihtiyacımız var kalbimize
Yoksa başa dönemiyoruz.
Başa dönmeden de bu hayatla başa çıkamıyoruz. her başa dönüşümüzde hayatımızın en başındaki kadına ihtiyacımız oluyor kocaman çocuklar olarak.
 Bu yazı bana Gözümün önündeki ama gözümün görmediği annemi hatırlattı Sadece bunun için bile  binlerce Kere teşekkür ederim.

04 Nisan 2026, 21.36
Alzheimer hastalığının adı bende "unutuş"tur. Dedem, halalarım hep "unutuş"a yakalandı. 

"Her gün aynı isimleri soruyorlardı. Ve biz aynı acıyı yeniden taşıyorduk. Onlar hatırlamıyor, biz ise unutamıyorduk. Biz kimdik onların yanında, onlar kimdi bizimle? Bilmiyorduk. Ama onlar biliyordu bir zamanlar."

Paylaştığınız için teşekkürler. Elinize sağlık... 

05 Nisan 2026, 12.16
Kıymetli Süre aşımı,
​Hastalığa "unutuş" demeniz ne kadar hüzünlü ve ne kadar doğru... Sizin de belirttiğiniz gibi, bu sürecin en ağır yükü belki de hatırlayanların omuzlarında.
​"Onlar hatırlamıyor, biz ise unutamıyoruz" sözünüz, bu sürecin kalpte bıraktığı izi o kadar net özetliyor ki... Kelimeler bazen acıyı dindirmeye yetmiyor ama paylaştıkça o yükün altında tek başımıza olmadığımızı hissetmek biraz olsun nefes aldırıyor. Kendi ailenizdeki bu zorlu tecrübeleri ve içtenliğinizi benimle paylaştığınız için size gönülden teşekkür ederim.
​Emeğinize, yüreğinize sağlık.
05 Nisan 2026, 12.27
Kıymetli Isientus,
​Yorumunuz beni çok duygulandırdı. O bir bardak çay aslında sadece bir içecek değil; sevginin, güvenin ve "hâlâ oradayım" demenin en sıcak hali. Haklısınız, hayatın koşturmacasında en değerli varlıklarımızı birer "alışkanlık" sanma yanılgısına düşüyoruz. Yazımın size bu farkındalığı yaşatmış olması benim için çok kıymetli. Annenizle içtiğiniz o çayın tadı hep damağınızda, huzuru hep kalbinizde olsun. Bu güzel paylaşımlarınız ve içtenliğiniz için çok teşekkür ederim.
07 Nisan 2026, 08.09
Ne zaman öğrendiğimi net bilemiyorum  ama annelerin bebeklerine " mitokondri" denilen bir hücrelerini aktardıklarını öğrenince çok şaşırmıştım.Anneler ölse bile o mitokondrileri evladında kalıyorsa anneler ,evladında aslında ölmüyor demektir.
 Bize şah damarımızdan yakın olan Yüce Allah' ta nefesinden bize üflemiş ya o zaman ,anneyle evlat arasında ki bağ benzeri bir bağ Allah ile insan arası da da var diye düşünüyorum. Ve en inançsız insanın bile içinde bir yerde Allah'tan bir parça taşıdığına inanıyorum. İnsanı, Dünyayı , anne ile evlatla ,insan ile Allah arasındaki gerçek sevgi ve aşkın güzelleştireceğine de eminim.Yeter ki gerçek olsun.
Paylaşım konunuzu ve dile getirmeye ki güzel üslubunuzu çok beğendim.Bize de yorum yazma fırsatı verdiniz. Her şey için teşekkür ederim.Benzer yazılarınızı bekleyeceğim,
.
Yüreğinize  elinize sağlık.Selamlar ve sevgiler...
07 Nisan 2026, 15.09
"O mitokondri bilgisini ben de ilk öğrendiğimde çok etkilenmiştim; meğer annemiz bizden hiç gitmiyormuş, her hücremizde bizimleymiş... Ama sizin bu bilimsel gerçeği Yaratıcı’nın nefesi ve o 'gerçek sevgi' ile bağlamanız, yazıma bambaşka bir ruh kattı.
​İnsan her şeyi unutsak da ruhun ve hücrelerin neden unutmadığını o kadar güzel anlatmışsınız ki... Bu bilgece ve içten dokunuşunuz için çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle."
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın