Martı sesleri
10 Nisan 2026, 15.39 A- A+
İstanbul’da iş dönüşü; o kilitlenmiş trafik, korna sesleri ve insan kalabalığı ruhu hırpalarken, ben her şeyi ardımda bırakıp zamanı durdurduğum o yola, denize kaçıyorum. Arabayı kilitleyip kendimi doğruca iskelede buluyorum. Bostancı-Kadıköy hattının o emektar vapurunda, kalabalığın uğultusunu denizin köpüğüne feda edip kütüphane sessizliğine sığınmak; ruhumun en büyük ödülü oluyor. Vapurun üst katında, çayımı yudumlarken martıların kanat çırpışlarını izlemek... O an Oruç Aruoba’nın o meşhur dizesi düşüyor aklıma: "Martı seslerinden anlarsın denize yaklaştığını..." Sadece denize değil, kendi iç huzuruma da öyle yaklaşıyorum.
Kadıköy İskele Kütüphanesi’ne adım attığımda, Tarihi Yarımada’nın o eşsiz manzarası karşısında dünya susuyor. Bazen de Galata’nın o tarih kokan gölgesinde, Galata Kütüphanesi’nin sessizliğine bırakıyorum kendimi. Bu kütüphane durakları benim için sadece birer mekan değil; tozlu rafların arasından süzülüp Şems’in yakan aşkına, eski sevdaların naifliğine yolculuk yaptığım birer kapı. Eski hikayeleri resimlendirme tutkum, bir dönem merak saldığım hattat yazılarındaki o ince işçilik ve yazları arkeolog arkadaşlarımla katıldığım kazılarda toprağın altından çıkan bir hikayeye isim verme heyecanım... Hepsi benim okuma ve araştırma isteğimi hep diri tuttu.
Tarihin yaşanmışlıklarını incelerken, o "beşeri" aşkın nasıl ilahi bir öze dönüştüğünü görmek en büyük merakım. Tıpkı Leyla ile Mecnun’un hikayesinde olduğu gibi... Mecnun, o uçsuz buçsuz çöllerde kendi içindeki o saf özü bulduğunda, Leyla karşısına çıkıp "Ben geldim" dediğinde; "Leyla benim içimdedir, sen kimsin?" diyebilecek kadar suretten geçip hakikate ulaşmıştı.
Kütüphanedeki o huzurlu bekleyişimde, aşina olduğumuz simalara verdiğimiz o hafif selamın ardında şunu fark ediyorum: Bugünün dünyasında sevgi, sadece o büyük yangınlarla yetinmemeli. Birine gerçekten değer vermek; ona en büyük hazineni, yani zamanını ayırmaktır. Onu hayatının en özel yerine, o en kıymetli önceliğine koymak ve her fırtınada o sarsılmaz saygıyı koruyabilmektir. Artık sadece kalbin çarpması yetmiyor; bir insanın karakterindeki o güven veren asaletini, o incelikli dokunuşlarını görmek asıl aşkın başladığı yerdir.
Güzellik; ne maddi imkanlarda ne de yüz hatlarındadır. Mecnun’un dediği gibi: "Siz onu bir de benim gözümle görseniz." İşte o bakış; nezaketle, mantıkla ve her gün yeniden inşa edilen bir emekle birleştiğinde gerçek anlamını bulur. Sevmek; bir hayale kapılmak değil, bir gerçeği el ele tutarak güzelleştirmektir.
Trafik dağılıp yollar açılsa da, ruhumuzda martı sesleri ve o kadim hikayelerin huzuru hep baki kalsın...
"Bende olan aşkın senin yüzündendir,
Senin güzelliğin ise benim aşkım kadardır.
Cihanı Leyla’nın gözüyle görmeyen,
Hakikatin sırrına asla eremez."


YORUMLAR