Fesleğen Küskünlüğü…
12 Mayıs 2026, 14.29 A- A+Seni sevmekle ilgiliydi her şey. Gökyüzünün grisi saçlarımın kırmızısı, ağaçların göğe uzanan dalları ve hatta kahverengisi kederin; Hepsi seni sevmekle ilgili.
….
Kurumuş saçlarını rüzgarda dağıtarak, dikilip bütün hüzünlerin karşısına, ağlamaklı sesiyle kararmış bulutları çağıran kızıl bir volkan yüreğim. Gözlerin yeryüzünün tüm unutulmuş nehirleri, çıplak tepelerin ardına saklanmış çağlayanları…
Sensin bu kıyametin sahibi ve kalbim de bin yıllık bir duanın eşiğinde yine.
Esirgeyen ve bağışlayan Tanrım,soruyorum affet, bir manastırın üstünü örten yıldızlar kadar neden uzağım annemin dizlerine?
Ve sen akşamların boğazıma düğümlenen yalnızlığı, neden küskünsün fesleğenlere?
…
Siyahın,hurma çekirdeklerinin ve leblebi tozlarının karıştığı gecelerin ortasından ayaza çıkmış sabahların sancısıyla yürüyorum sokakları. Kesif acılar yokluyor her adımı ve tabanlarımı sızlatıp,şiiri de rüyayı da kanırtan kağıt değil, kelimelerinin kesiği.
Ve şimdi acıttıkça bileklerimi bunu anlamak, susmak da ömrün en ağır eylemi.
O vakit Tanrım, kopana dek zamanın kıyameti, dokunma kalsın öylece her şey yerinde.
Her saat başı düşsün yine yelkovan akrebin peşine. Her saat başı çalsın yine sirenleri kentin. Tıkanırken nefesi sokakların caddelerin sesler de yol boyu aksın kulaktan kulağa. Şehir canhıraş yetişsin ışıklı akşamlara ve sen de öylece dur bir sokağın başında bir kaldırımın üstünde. Pencere pervazlarında beklesin gözyaşım.
…
Kim bilir belki de bir düşe sığabilseydi gülüşlerimiz daha sıkı giyinebilirdik entarisini sevdanın. Kalmazdık belki yokuşlarda böyle tık nefes. Bu kadar ayrı bu denli uzak düşmezdik kendimizden ve varken hala dilimde kokunun o serseri tadı öpebilirdim yine gözlerindeki bulutları.
Oysa şimdi yeri değiştirilemeyen eşyalar gibiyim durduğum yerde. Yeni silinmiş camlarda etekleri tozlanmış perdelerin eğreti duruşu gibi hayatın üstümde duruşu. Dikkatsiz her soluktan kaçabiliyorken saçlarımdaki is kokusu, yokluğun bağrında çakılı kalışımıza eş, telkin ettiğin her şükür de ruhuma bırakıyor tortusunu.
…
Bilirsin bir meraklı insan kalabalığıdır aklım. Zembereği boşalmış saatin zamansızlığıyla birikir avuçlarımda sorular. Senin suskunluğunda çıplak bir duvarı saran sarmaşıklar gibiyken zihnimi saran vehimler uykusuz geçen gecelerin sabahını da benimle konuşan kırlangıçların hayreti kaplar.
Ve çok sonra, bir şiiri mırıldanır, ellerinin göğüme taşıyacağı maviliği bekleyen dudaklarım…
‘’Bir savaşta tanıdım seni
Her şeyimiz tamdı
Ekmeğimiz, düşmanımız-sevgimiz tabii-
Başım dizlerinde uyurdum
Aşka uyanırdım durmadan
Öl deseler ölürdüm o gün
Sen siperime düşen, hayretin sakini
Şimdi nerdesin?
Ruhumu gölgesine serdiğim çeşmelerin nerede?
Gözlerine sakladığım nilüferler nerede?
Bir ceylanın su içerken kaynaması nerede?’’ *
Zamansız zamanlar… İSTANBUL


YORUMLAR