Bir avuç şekeri özlemek..
31 Mayıs 2026, 14.34 A- A+
Bazen bir şeylerin yokluğu, ancak yıllar geçtikten sonra fark ediliyor..
Bir ses gibi…
Bir koku gibi…
Ya da çocukluğumuzdaki bayramlar gibi.
Şimdi bayram sabahları uyanıyoruz. Telefon ekranlarında onlarca mesaj birikmiş oluyor. Birkaç saniyede gönderilmiş aynı cümleler, aynı dilekler, aynı kutlamalar…
Sonra bir an durup düşünüyoruz.
Neden eskisi gibi değil?
Neden içimizde tarif edemediğimiz bir eksiklik var?
Bence eski bayramlar yalnızca bir takvim sayfasından ibaret değildi.
Bir bekleyişti.
Bir hazırlıktı.
Bir kavuşmaydı.
Hatırlıyorum da; Bayramdan günler önce başlardı heyecanımız. Evlerde büyük bir telaş olurdu. Perdeler yıkanır, halılar silkelenir, mutfaklardan tepsiler dolusu tatlı kokuları yükselirdi. Yeni alınan ayakkabılarımızı yatağın yanına koyup uyurduk. Sabahın olmasını hiç o kadar çok istemezdik belki de. Çünkü ertesi sabah dünyanın en güzel günü gelecekti.
Önce heyecanla bayramlıklarımızı giyecektik sonra namaz kılacaktık. Mahalleden arkadaşlarla toplanacak her kapıyı çalacak herkesin bayramını kutlamak ve herkesten çekinerek bir tane şeker alacaktık, harçlık verenleri daha çok severdik tabii.
O zamanlar zaman daha yavaş akardı sanki.
Bayram sabahları sokaklar erkenden canlanırdı. Büyükler en güzel kıyafetlerini giyer, çocuklar harçlık heyecanıyla kapılarda beklerdi. Her evin kapısı açıktı. Her sofrada fazladan bir tabak bulunurdu. Kimsenin davete ihtiyacı yoktu; bayramın kendisi davetti zaten.
Mahalleler de farklıydı.
İnsanlar birbirlerini tanırdı.
Çocukların hangi evde olduğunu anneler tahmin ederdi.
Komşular birbirlerinin acısını da sevincini de paylaşırdı.
Bugün dönüp baktığımızda özlediğimiz şey belki de bayramın kendisi değil.
Kalabalık sofralarda eksilmeyen insanları özlüyoruz.
Bayram harçlığı veren dedeleri…
Mis gibi kolonya kokan nineleri…
Elini öptüğümüzde gözleri dolan büyüklerimizi…
Artık aramızda olmayan sesleri özlüyoruz.
Bir zamanlar var olup şimdi yalnızca hatıralarda yaşayan insanları…
Bu yüzden eski bayramları düşündüğümüzde içimiz hem ısınıyor hem sızlıyor.
Çünkü hatırladığımız her güzel anının yanında, artık geri gelmeyeceğini bildiğimiz insanlar duruyor.
Belki de bu yüzden hiçbir bayram eskisi gibi olmuyor.
Çocukluğumuz büyüdü.
Mahalleler değişti.
Evler değişti.
İnsanlar değişti.
Ama bir köşede hâlâ bayram sabahına uyanmayı bekleyen küçük bir çocuk kaldı.
Her bayram geldiğinde heyecanla gözlerini açıyor.
Dedesi hayattaymış gibi seviniyor.
Sokağa çıkıp arkadaşlarını çağıracakmış gibi heyecanlanıyor.
Sonra yılların omzuna dokunduğunu hissediyor.
Ve anlıyor…
Bazı bayramlar geçmez.
İnsan büyüse de, şehirler değişse de, yıllar birbirini kovalasa da geçmez.
Kalbin bir yerinde yaşamaya devam eder.
Bir fotoğraf karesinde…
Bir eski şarkıda…
Bir kolonya kokusunda…
Ve en çok da, özlediğin insanların hatırasında…


YORUMLAR