Beden Ötesi Etiketler
12 Ekim 2026, 03.58 A- A+
Her sabah gardırobun kapağını açtığımızda,
sanki sadece askılara değilgünün sessizliğine ya da neşesine de bakıyoruz.
Parmaklarımız kumaşların arasında gezinirken,
içimizdeki görünmez çekmeceleri karıştırıyoruz belki de.
Bazen en renkli kıyafeti seçiyorum;
sırf içimdeki gri bulutları dağıtsın, umut olsun diye.
Bazen de en sıradan hırkaya sarılıyorum;
sanki dünya üstüme çok gelmiş de
sadece kendi kuytumda saklanmak istiyormuşum gibi.
Çünkü kumaşlar ne kadar kusursuz,
dikişler ne kadar özenli olursa olsun;
insan sokaklarda kıyafeti değil, kalbini taşıyor.
Bazen yürürken gözümüze biri takılıyor.
Üzerinde dökümlü bir mont,
ayaklarında eski bir çift ayakkabı...
Moda dergilerine baksak "sıradan" deyip geçebiliriz.
Ama yanından geçerken yüzündeki dinginlik,
gözlerindeki hafif tebessüm, ruhunu selamlıyor.
İnsan dönüp bir daha bakmak istiyor.
Sonra içimden diyorum ki;
insanın üzerindeki en güzel giysi, ruhunun taşıdığı huzur.
Bazen tersini de yaşıyorum;
binbir özenle seçilmiş, parıltılı kıyafetlerin içinde bile hüzün seziyorum.
Ne yapsak kumaşın gözeneklerinden yorgunluk sızıyor,
saklanmıyor işte.
Mesela bize hep bedenimizi soruyorlar.
Varlığımızı Metrelerle, santimlerle ölçüyorlar.
Keşke kumaşların arkasındaki küçük etiketlerde sayılar yerine
insanın hâl-i pürmelali yazsaydı.
Mesela: "Bugün biraz özlemli", "Yolunu arayan acemi"
ya da "kendi hâlinde, dokunmayınız."
Belki vitrinlerin önünde eksik hissetmek yerine,
aynadaki yorgun göze "Seni anlıyorum" diyerek
daha şefkatli bakabilirdik.
Çoğumuz güzelliğe, estetiğe,
dünyaya güzel bir iz bırakmaya özeniyoruz.
Kendimize vakit ayırmak,
hayata duyduğumuz bağın biçimi belki de.
Ama sanki en kalıcı şıklık, vitrinlerden satın alınan değil;
içimizin neşesiyle dışımızın renginin birbirine sarıldığı dengede saklı.
Dünyayı ne abartıp zırh gibi kuşanmak
ne de hepten vazgeçip gölgede kalmak...
Belki de en zoru, sadece kendin olarak kalabilmek.
Günün sonunda odamıza dönüp
kıyafetleri askılara geri bıraktığımızda geriye sadece biz kalıyoruz.
Aynadaki yalın halimiz.
Ve tuhaftır; dünya bizi dışımızla yargılamak için can atarken,
en çok içimize sinmeyenlerin içinde üşüyoruz.
Nedense dünyayı üstümüze uydurmaya çalışırken, hep içimize dar geliyoruz...


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir