gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

ŞŞŞT GENCO, BAKSANA!

23 Ekim 2026, 10.02
A- A+
Hitap konusuna blogdaki yazar arkadaşların benim kadar çok takıldığını düşünmemekle beraber… Dur bak, bişi anlatayım size.
Yorum olarak yazacaktım, baktım bayağı bir uzun anlatacağım. Anlatmalarada doymuyorum:p bu arada yaşlandıkça mesut enişteye olan benzerliğim beni korkutmuyor değil:)

https://www.youtube.com/shorts/hHahWSd4RFA


Neyse baktım anlattıkça anlatasım geliyor, bunu blog yapıp size zulmetmeyi, cigilibaytlarınızdan yemeyi, devlete GSM operatörlerine ödediğiniz vergi olarak da olsa faydam dokunmasını uygun gördüm. :P
Hitap konusu bende aslında anksiyete sebebi. Önceleri bahsetmişimdir. Benim 25 senelik arkadaş grubum var. Her hafta okey oynarız diye. Malumunuz, hiçbir şey yerinde durmadığı gibi biz de yaşlandık ve huysuzlaştık. Ben yaşlı olmadan da huysuzdum ama olsun. Yaşlılık bonus geldi yanında.
Neyse işte, biz son yıllarda Kültür Caddesi’nde okey oynamak için kafe kafe geziyoruz.Sebebi huysuzluk... Bizim yaşımızdakiler mahallelerine en yakın kahveye gitmeyi uygun görseler de bizim grup sosyetik. Kahvede et fajita olmaması, hâlihazırda pizza, ev yapımı köfte, dağ kekiği soslu tavuk vs. bulunmaması, tatlı olmaması, içeceklerdeki tekdüzelik derken pek tercih etmiyoruz. Oy g.tüm oyyyy!


Aslında bu ufak detaylar harici standardımız belli; iyi çay, iyi garson.
Çay, zamanında Rize’de mandalina bahçelerinin sökülmesiyle Türk kültürüne, özellikle Karadeniz’in dağlık kısmına ekonomik kaygıyla yamanmış bir şey olsa da ceddimiz Osmanlı (Osmanoğulları yani hanedan) içermiş, sağ olsun. :) Onlar da öyle Çinliler gibi bin yıllardır değil, anca 1800’lerin sonu gibi içmeye ve dikmeyi denemeye başlamışlar.
Bursa’da çay! E, hani şeftali?
Çay var içersen, yol var gidersen…
Yürüyün, gidelim.
Nereye?
Rize’ye!
Yoksa çay ne bizim ektiğimiz gibi ekiliyor ne bizim biçtiğimiz gibi hasat ediliyor. Hatta bir tık ötesi, bizim içtiğimiz gibi bile içilmiyor desem beni hâl ederler. :)


İkinci isteğimiz, garson. Bildiğin düz garson.
Rahmetli Atatürk’ün dediği gibi, bu millet her şeyi öğrendi fakat hizmet sektörü cıx...Maalesef hep bana denk gelen bir detaydır, bir siparişi verirken Hasan’a anlatır gibi anlatırım. Kutular var, ayakkabı kutula… Yok, öyle değildi -_-
Affınıza sığınarak yazıyorum. Alıyorum kalemi ve yaz boz kâğıdını, garsonu yanıma çağırıp tek tek yazarak anlatmaya başlıyorum.
KÖFFFFTTTEEEEEEEEE!
Neymiş? Heceleyelim: Köfffff teeeee!
Nasıl bir köfte?
YANMAMIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ!
Neymiş gülüm? Yan-ma-mış.
Nasıl gelecek?
SERRRRVİİİİİSSSSSS!
Neymiş? Ser-vis.
Yanında AYRAAAANNNNN!
Neymiş…
Sonra 45 dakika sonra masaya ekmek arası yanmış köfte ve çay geliyor.
Ee?
“Abi, siparişi yanlış girmişler…”
Sövsem olmuyor, geri götür desem çocuktan mı keserler parasını, ya da giden geri gelir mi, gittiği gibi mi gelir, en önemlisi ne zaman gelir… Falan filan işte…


Neyse, anksiyete diyorduk.
Benim arkadaşlarımdan, sağ olsun, en yaşlısının garson kardeşlerimize hitap şekli genelde şöyle:
“GENCOOOO! BAK BİR!”
Sonrasında:
“ŞİİİŞŞŞT GENÇ! GENCOĞLAN, BAKSANA!”
Sonrası şikâyet faslı:
— Çay açık, yemek soğuk, su sıcak. Biz o kadar para veriyoruz! Üç saat önce soda söyledim, gelmedi vs. vs.
— Gencooooo co co coooo!
— Bırrrooooooo ro ro rooooo!
— Kırrroooooo ro ro rooooo!
— Herrroooooooo ro ro roooooooo!
— Çay açık çık çık çıkkkkkk!
— Paraaa veriyoruzzz uz uz uzzzzzzzzz!
Ekolu ekolu, bariz de egolu. Gerisini sen düşün…
“Senin de paranın da, çayının da…” deyip garsonların birleşerek Voltran’ı oluşturması akabinde ve detayında bize dayağı götürü usulü hunharca zalımca ver ha ver etmemeleri sanırım Türkiye’nin ekonomik durumunun özeti…
Kaos içinde büyüyen çocuklar (ki misal ben, mutlu bir kaostu ama çok da şeapmayın), bu gibi durumlarda sese, gürültüye ve yenilen dayağa olan travmalarından ötürü orta yolcu olurlar.
Bkz. Şekil A1: Yine ben.
“Aman ayranım dökülmesin, hiiiii! Yoğurt ineğin miymiş, ben hep Türklerin sanıyordum” smile Resmi
Vs. vs.
Garson çocuklar genelde arkadaşımla konuştuktan sonra bana bakar. Ya da ben öyle hissederim.
“Bunak bunlar gülüm, idare edin,” falan der, baktım psikolojisi ile çok oynamışız çıkışta da üç beş kuruş harçlık verip gönül almaya çalışırım.
Yoksa korkuyorum valla.
Çay neden o kadar demli? Çikolatalı tatlının üzerindeki gerçekten çikolata mı? Kışın salep içmiyorum bunlardan ötürü… Çıkışta arabalara binerken bizden herkesi sayıyorum. Eksik yok, evet ormana götürülen ve veya gizli odaya alınan yok:) gibi gibi.


Hitap önemli bir şey. Garsonu kendi dengi gibi görmeyen adam ''huuuuuooopppppp garson!'' derken (ki benim arkadaşım üzerinden eleştirmeyeceğim, onun doğası öyle, bilinçli yapmıyor), başka bir mevkide başka bir kimseye “bey, hanım ” diye hitap edince geliyorlar bana!
Yani kime, nerede, nasıl hitap etmek lazım diye bir ders olsa ben kesin sınıfta kalırım ama o ders de çıkar ve ego üzerine kurulu olmamalı.
Misal biz küçükken çok fakir olduğumuz için (bkz. İlla bir ajitasyon), benim konuşmalarımın sonu hep “abi” ile biter.Milyon dolarlık bir işin sahibi adamla şantiyede ikinci konuşmamız “Abi, nasılsın?” şeklinde oluyor. Genelde cevap iyiyim abi sen nasılsın. Adam içinden, yüzüme karşı sövüyor mu, onu da bilmiyorum ama. :) bu bizim mesleğin bunu götürmesinden kaynaklı tabi, genellemeye girmez ama karşındakine yaklaşımına göre tepki geliyor. Etki tepkiyi doğurur şeklinde biyoloji kuramı var biliyorsunuz:P
Hitap önemli bir şey. Hitap şekli karşındakine verdiğin değeri anlatıyor gibi düşünmeyin. Bazen samimiyet, bazen dengesizlik, bazen de bazen işte. :) 
WhatsApp Image 2026-10-23 at 09.19.43.jpeg

Demem o ki ‘’ Anadolu parsları çok yalnız hayvanlar’’


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın