gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Küçük Mekanların Büyüttükleri

26 Ekim 2026, 18.41
A- A+
Herkesin kendini çok önemli bir bok sanmasından ötürü ellerimiz, ağzımız, yüzümüz, gözümüz pislik içinde. Bildiğin kokuyoruz. Bu ne bitmez bir hırstır ki “ben, benim, benim olacak”tan öte gidemiyoruz. Bireyden topluma, toplumdan ülkeye, ülkelerden tüm dünyaya sirayet eden yakıp yıkan, kendinden başkasına yaşam şansı tanımayan ve bu yolda her şeyi mübah gören bir delilik hali. Yazarken bir yandan düşündüm; acaba sistem mi insanı bozuyor, diye. Bu soruyu kendime her defasında sorup “hadi ordan” dememe rağmen, minicik de olsa bir umuda tutunabilir miyim çabasıyla hala soruyorum. Ama yok öyle bir şey, biz bozuğuz hem de herbirimiz. Herbirimiz hoyrat, midesi tok ama gözü aç, bencil, hadsiz birer kibir-i kübra abidesiyiz. Bu cüreti nerden buluyoruz onu da bilemiyorum, hem de ‘var’ veya ‘yok’ oluşumuz sadece bir pamuk ipliğine bağlıyken ve en zavallıcası bu duruma, yüzme bilmeyen birinin açık denizde çaresizce çırpınması gibi çırpınmaktan öte zerrece müdahil olamıyorken.

——-

Hayata tutunmak için koşul-şart; özgüveniniz olacak ve önemlisi altı dolu bir özgüvene sahip olacaksınız. Bir konuda boş beleş sallarsanız komik olursunuz, her konuda özgüven gösterirseniz kimi tarafından inandırıcılığınız sorgulanır, kimi tarafından da ciddiye bile alınmazsınız.



Bir de şaşakaldıklarımız var. Vasatın, kendini fevkalade görmesi vakaları. Mesela ofis jargonları vardır ingilizce. Hani bakarsın şirket yabancı bir şirket değil, çalışanları da yabancı değil ama ne hikmetse bu arkadaşlar yayvan bir telaffuzla ingilizce ofis jargonu kullanırlar. Yahu be adam veya kadın, bu söylediklerinin türkçede tam karşılıkları var, derdin ne?? Üstün görünme kriteri diye hesaplıyor böyle konuşuyor olmayı aklınca. Hani ingilizce şöyle tadında bir yol tarif et desen edemez ama sular seller gibi taucc beyzz zırt vırt. Vallahi var böyleleri, hadi bunlara güler geçersiniz. Ama…



Ama iş o kadar basit değil, anlatmak istediğim daha derin ve izahı zor bir durum. Kendini farklı ve üstün gösterme çabasıyla ilgisi yok bunun, sahiden kendinin ‘o’ olduğuna inanıyor olmak söz ettiğim; sınırsız bir özgüven, sınırsız bir kendini “EN” hissetme hali. Mutlak gözlemlemişsinizdir, “yahu bu insanda ne var da böyle üfürüyor, küçük dağları mı yaratmış, ne biliyormuş, neyi becerebilmiş” filan demişsinizdir. Profilden bakarsınız kayda değer bir şey yok, cepheden, kuşbakışı, şuradan, buradan… Yok yok! Bu kendini şahane sanan insanlara sormanız gereken soru şu: Seni kim büyüttü böyle yavrum? 1 bar helyum gazı elbette:) Neyse sulandırmayayım:) “Taş yerinde ağırdır” demiş atalarımız, anlattıklarımın özeti. Taş olduğunu iddia eden bir uçan balon görürseniz; emin olun öncesinde mekanın küçücüklüğünden ötürü görünür olabilen ama şimdi çapından ve olması gereken irtifadan daha büyük ve yüksek bir yerde bulunduğundan “Alllaalllaa bu insan kendini ne sanıyor böyle ahahhaha” diye arkasından konuşulan birine dönüşmüştür. Bir sonraki adımda, sinecek, küçülecek illa ki, çünkü mekan onu ezecektir. Tabii bahse konu olan insan tipi ne kadar itici görünürse görünsün, esasında zeka-idrak-muhakeme eksikliğinden başka bir suçu günahı olmayabilir. Hani kimler kimlerr nerelere geliyor ve getiriliyor, misal bizim ülkemizde… Evet dağıtmayalım, konumuz bu değil.



Örneğin, küçük bir şehrin büyük bir firmasında çalışan bir beyaz yakalı, büyük bir şehrin küçük bir firmasında aynı pozisyonda çalışabilecek kadar başarılı olmak için, katbekat efor sarfetmeli, niteliklerini üst seviyeye çıkartmalıdır. Yoksa bırakın aynı pozisyonda çalışmayı, o işi kapabileceği bile tartışma götürür. Çark büyüdükçe insan küçülür. Hem görünebilirliği hem de değeri azalır. Ekstra özellikleri olmadan sadece konuyla ilgili liyakat bile yetmeyebilir; prezentabl olmak, birkaç dil fazla biliyor olmak, hatta cinsiyet, medeni durum, alt kimlik vs. gibi alakasız bir yığın konuda bile diğerleriyle yarışmak zorunda kalırsınız.


Biraz üzerinde düşününce, mekanın etkisini anlayabiliyor insan. Mekan diye tabir ediyorum ama popülasyon, sirkülasyon, arz-talep, kapasite vs. gibi yukarıya doğru ivmelenen bir büyük değişkenden söz ediyorum.


Çok mu dolambaçlı anlattım bilmiyorum. Gerçi tam karşılamaz ama basit bir örnek; bir odada bulunan üç kadından en güzeli olabilirsiniz. Salona geçtiğinizde orada bulunan 20 kadından en güzel belki 2. kadın olabilirsiniz. Büyük bir festivalde 200., ülke genelinde 345667. tüm dünyada ise seçilemeyecek kadar görünmez olursunuz. Odada 3 kadın varken en güzeldiniz “mekan avantajı” , dünyada sizden daha güzel milyonlarca kadın olduğu için görünmez oldunuz ‘mekan dezavantajı’. 


Mekanlar yani; hak ettiklerimizle hak etmediklerimizin bize yansımasında önemli unsurlardır;  
çok insan büyütür,
çok insan küçültür,
çok insan yok eder,
çok insan var ederler.
Kalabalıklaştıkça flulaşır,
kalabalıklaştıkça değer kaybederiz.
Yalnız en iyiler kalır, yalnız en iyiler hep görünür olur.


Peki “en”in ömrü ne kadardır. Zaman akmaya devam ettikçe sanırım kendi ömrü kadardır. Zamansızlar, klasikler, en iyi dereceler, başarılar elbette yaşamaya devam ederler ama kaldıkları yerde ne kadar uzun zaman dilimi kat ederlerse etsinler, onların bile üzerlerini zamanın buğusu kaplar; yerlerini, benzerleri, biraz daha iyileri, yenileri hatta değişimin kaçınılmaz döngüsünde bambaşka insanlar, fikirler, tercihler alır. 

——

Hiç olmak işte bu kadar kolay ey incancık! Her daim, yeniden ve yeniden aynaya bak, her defasında kendinle yeniden tanış ve kendine bir ünlem eşliğinde haddini hatırlat:

Sen kimsin ki…!

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın