Konforun Esareti, Şartların İtirazı
31 Ekim 2026, 04.08 A- A+
Bizim insan olarak enteresan bir özelliğimiz var: Bir şeyin tadını çıkarmadan önce
kusurunu bulmayı seviyoruz. Sanki mutluluk dediğimiz şey, önce şikâyet masasından onay almak zorundaymış gibi…
Sabah perdeyi açıyoruz, güneş tepemizde: “Bugün de çok sıcak olacak, yandık.”
Birkaç gün sonra hava kapanıyor, bu kez de: “İçim karardı, haftalardır güneş yüzü göremedik.”
Bazen hava durumunu sunan spikerin bile bizden çekindiğini düşünüyorum.
Yarın için yağmur gösterse suçlu, güneş gösterse yine suçlu.
Sanki bulutları kendi evinin balkonundan yönetiyor da inadına bizim sokağa gönderiyor.
Aslında mesele biraz da şu: Biz havayı değil, havanın bize uymasını istiyoruz.
Yazın serinlik, kışın ılık hava, ilkbaharda alerjisiz çiçekler,
sonbaharda dökülmeyen yapraklar…Bir de mümkünse yağmur yalnızca gece yarısı yağsın,
sabah kalktığımızda sokaklar yıkanmış olsun. Ama ayakkabımızın tabanı bile ıslanmasın.
Oh, mis gibi düzen! İyi de bu istek listesini doğa görmüyor.
Düşünsenize, hava durumu uygulamasına bir de “Size Özel Atmosfer”
seçeneği eklense ne olurdu? Sabah işe gidenler hafif serinlik ister,
evden çalışanlar güneşli havayı seçer, hafta sonu pikniğe gidecekler
bulutların başka şehre taşınmasını talep ederdi.
Öğleden sonra düğünü olan biri yağmuru iptal ettirir,
tarla işi olan komşu ise tam tersine yağmur duasına çıkardı.
Meteoroloji binasının önünde kuyruk oluşur; herkes elinde telefon,
gökyüzüne müşteri hizmetleri muamelesi yapardı.
Üstelik bu memnuniyetsizlik sadece havayla sınırlı değil.
Restorana gidiyoruz, menüde kırk çeşit yemek var;
siparişi verene kadar ömrümüzden yirmi dakika gidiyor.
Yemek geliyor, “Biraz tuzu az olmuş.” Tuz geliyor,
“Bu sefer de fazla kaçmış.” Yan masadaki başka bir şey söylüyor,
gözümüz hemen oraya kayıyor. Kendi tabağımız soğuyor
ama başkasının tabağını incelemeye vakit buluyoruz.
İnsan bazen karnını doyurmaktan çok,
“Başka ne yiyebilirdim?” diye onun muhasebesini yapıyor.
Bir de şu meşhur “Her şey yolunda olsun” beklentimiz var.
Yolunda giden şeyleri pek fark etmiyoruz tabii.
Sabah alarm çalıyor, uyanıyoruz; elektrik var, su var,
kahve makinesi tıkır tıkır çalışıyor.
Bunlar normal. Ama internet iki dakika kesilsin,
evde küçük çaplı bir olağanüstü hâl ilan ediyoruz.
Modemin ışıkları kırmızıya dönüp yanıp sönmeye başlayınca
yüzümüzdeki ifade, sanki dünyayla bütün diplomatik ilişkilerimiz kesilmiş gibi oluyor.
Galiba biz rahatlığa o kadar hızlı alışıyoruz ki rahatlığın kendisini bile
sıradan buluyoruz. Bir şey eksilene kadar değerini anlamıyoruz.
Kışın soğukta kaloriferin yanında otururken yazı özlüyoruz; yazın sıcaktan bunaldığımızda,
battaniye altında film izlediğimiz günleri mumla arıyoruz.
Mevsimler değişiyor, bizim şikâyetlerimizin başlığı değişiyor ama içerik hep aynı kalıyor.
Tabii bütün bunların bir de kontrol etme meselesi var.
Her şey bizim planladığımız gibi ilerlesin istiyoruz.
Saat dokuzda çıkacağız, dokuzu beş geçe yola koyuluyoruz;
trafik var, sinirleniyoruz. Ertesi gün erkenden çıkıyoruz,
bu kez yol açık ama gideceğimiz yer henüz açılmamış.
Hayat sanki bizimle özellikle uğraşmak için yeni senaryolar yazıyor.
Oysa hayatın bizim takvimimizden haberi bile yok.
Biz bütün gün program yapıyoruz, o araya bir yağmur, bir telefon,
bir de gecikme sıkıştırıp kendi bildiğini okuyor.
Belki de en tuhaf tarafımız, küçücük şeylere dev mesele muamelesi yapmamız.
Kahvenin köpüğü az, gün kötü başladı. Saç istediğimiz gibi durmadı,
bütün plan bozuldu. Fotoğrafta yüzümüz biraz yorgun çıkmış,
sanki nüfus kayıtlarımız silinmiş gibi panikle tekrar tekrar çekim yapıyoruz.
Bir de fotoğrafı paylaşmadan önce on beş dakika düşünüyoruz:
“Acaba fazla mı ciddi çıkmışım? Çok mu gülmüşüm? Şunu biraz kırpsak mı?”
Fotoğrafın kendisinden çok, başkalarının ne düşüneceğiyle ilgileniyoruz.
Sonra da “İnsanlar neden bu kadar yorucu?” diye soruyoruz.
Sanki o insanlar biz değilmişiz gibi...
Elbette her şeyden memnun olmak zorunda değiliz.
Sıcak bunaltır, soğuk üşütür, yağmur bazen gerçekten planları altüst eder.
Fakat insanın her koşulda bir memnuniyetsizlik sebebi bulabilmesi de
azımsanacak bir yetenek değil. Hava güzelken sıcağı, yağmur yağarken ıslaklığı,
tatildeyken kalabalığı, evdeyken sıkıntıyı konuşabiliyoruz.
Denizin kenarına gidip dalga sesinden rahatsız olanımız bile var.
Deniz de muhtemelen içinden, “Seni buraya ben mi çağırdım?” diye geçiriyordur.
Düşündüm de bize bir günlüğüne bütün şartları belirleme yetkisi verseler,
akşama kadar kendi kararlarımızla uğraşırız.
Sabah güneş açtırırız, öğlen gölgede üşürüz. Rüzgârı keseriz, hava ağırlaşır.
Yağmuru durdururuz, bahçedeki çiçekler susuz kalır.
Sonra oturup yeni bir dilek listesi hazırlarız. Çünkü sorun şartların kötü olması değil,
bizim şartlarla bir türlü anlaşamıyor oluşumuz.
Belki anlaşma yapabiliriz kendimizle. Hava güzelken tadını çıkaralım,
kötüyken de dünyanın sonu gelmiş gibi davranmayalım.
Kahvemiz soğuduysa yenisini koyarız, saçımız bozulduysa tararız,
planımız aksadıysa başka bir şey yaparız.
Her aksiliği hayatın bize karşı açtığı kişisel bir dava gibi görmesek olmaz mı sanki...
Hem hayatın bütün gün bizim keyfimize göre çalışmasını beklemek
biraz fazla mesai talep etmek gibi bir şey. Ne gökyüzünün bize borcu var
ne de bütün günümüzün kusursuz geçeceğine dair imzalı bir sözleşmemiz.
Her günü unutulmaz yapmak zorunda değiliz. Bazen sadece günü yaşamak yeterli.
Derken, tam bu satırı yazıp başımı kaldırdım ve pencereden dışarı baktım:
Hava kapalı. İçimden refleks olarak "Off, yine mi ?"
cümlesi geçtiği an kendimi yakaladım. Büyük laflar etmek kolay tabii
ama şikâyet masasının kadrolu gediklisi olduğumu unutuvermişim.
Sanırım insan kendini ne kadar eğitirse eğitsin,
o mızmız çocuk hep içeride bir yerde bekliyor.
Neyse, en azından artık söylenirken kendime yakalanıp,
"Şşşt, ne yapıyorsun?" deyip toparlanmaya çalışıyorum;
galiba insan bunca yıldan sonra kendini ancak bu kadar eğitebiliyor...
Not: Havadan girip konuyu restorana, internete
ve fotoğraflara kadar getirdiğimin farkındayım
fakat şikâyet edecek o kadar çok şey buluyoruz ki
insan birine söylenirken diğerinin hatırı kalır diye düşünmeden edemiyor...


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir