gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Kendi Verdiğimiz Değerin Esiri Olmak...

02 Kasım 2026, 11.03
A- A+

İnsan, kendi yücelttiği şeyin karşısında neden küçülür?

Bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Ona, “Kendine gel, sen değerlisin. Bunları sana yapmasına izin verme.” derken zihnimde, kime ait olduğunu bilmediğim bir söz yankılandı:

“Kendimden özür dilerim, sana hak ettiğin hiçbir mutluluğu yaşatamadığım için.”

O an bu dizeleri onunla paylaşmak ve belki de bu sözlerin kendisinde bir farkındalık uyandırmasını ummak içimden geçti. Bazı cümleler vardır; başkasına söylerken insanın kendi içinde susturduğu bir gerçeğe dokunur. O an ben de kendimi, mutluluğumuzun ve mutsuzluğumuzun kimin elinde olduğunu sorgularken buldum.

Bizi gerçekten kim mutlu eder, kim mutsuz eder? Bir insan, iç dünyamız üzerinde nasıl böylesine büyük bir hüküm kurabilir? Bu kudret ona mı aittir, yoksa biz mi ona farkında olmadan bu gücü veririz?

Elbette insan insana acı verebilir. Fakat bazen yaşadığımız acının derinliğini, karşımızdakinin yaptıklarından çok, bizim ona yüklediğimiz anlam belirler.

Bir zamanlar okuduğum şu söz geldi aklıma:

“Yere serilmeyecek halıydın, duvara astım.”

Bir halıyı duvara asmak onun değerini mi değiştirir, yoksa bizim ona biçtiğimiz değeri mi gösterir?

İnsan ilişkilerinde de böyle değil midir? Birini olduğu yerden alıp zihnimizde bambaşka bir yere koyarız. Ona kendi içimizden anlamlar yükler, sonra o anlamları onun gerçekliği sanırız.

Belki de bir insanda hayran olduğumuz şey, her zaman onun sahip oldukları değildir. Bazen kendi ruhumuzdan ona yansıttıklarımızdır.

Ve asıl çelişki burada başlar: Karşımızdaki insan yüklediğimiz değeri hak etmese bile, bu bizim için hissettiklerimizi bir anda değiştirmez. Çünkü verdiğimiz değer, bazen onun kim olduğundan çok bizim nasıl baktığımızla ilgilidir.

Fakat birine verdiğim değerin büyüklüğü, benim katlanmak zorunda olduklarımın da ölçüsü olabilir mi?

Bir insan beni sürekli mutsuz ediyorsa, sırf ona büyük anlamlar yükledim diye orada kalmalı mıyım? Onu gözümde yüceltmiş olmam, benim onun karşısında küçülmemi gerektirir mi?

Belki de insanın en görünmez esareti, kendi verdiği değerden vazgeçememesidir.

Çünkü bazen bir insana değil, onun zihnimizdeki karşılığına bağlanırız. Onu kaybetmekten çok, ona dair inandığımız şeylerin yanlış çıkmasından korkarız. Böylece karşımızdaki insanın gerçeğini değil, kendi içimizde yarattığımız anlamı korumaya çalışırız.

Ve bazen bir insanı kaybetmemek uğruna, kendimizi kaybettiğimizi bile fark etmeyiz.

Oysa sevmekle katlanmak aynı şey değildir. Birini kıymetli bulmak, onun bize yaşattığı her şeyi kıymetli kılmaz. Sevginin gerçekliği, çekilen acıyı haklı çıkarmaz.

Belki de asıl mesele, birine ne kadar değer verdiğimiz değil; o değeri verirken kendimize ne kadar yer bıraktığımızdır.

Çünkü bir insanın benim gözümdeki değeri, onun bana nasıl davranabileceğini belirleyemez. Onu sevmem benim duygumdur; bana yaşattıklarına razı olmak ise benim seçimim.

Şimdi zihnimde o ilk cümle yeniden yankılanıyor:

“Kendimden özür dilerim...”

Ama artık bu sözde bir pişmanlıktan çok, gecikmiş bir farkındalık buluyorum.

Çünkü birine değer vermiş olmam yanılgım değildi. Yanılgım, ona verdiğim değeri zamanla kendi değerimin ölçüsüne dönüştürmekti.

Ve o eski sözü yeniden düşünüyorum:

“Yere serilmeyecek halıydın, duvara astım.”

Belki de mesele, onun o yüksekliği hak edip etmemesi değildi. Onu oraya koyan benim bakışımdı, benim anlamımdı, benim değerimdi.

Öyleyse neden kendi yarattığım bir yüceliğin karşısında kendimi küçük görmüştüm?

İşte şimdi anlıyorum: Bir insanı gözümde büyütmüş olmam, onun benden büyük olduğu anlamına gelmiyor. Ona verdiğim kıymet, benim kıymetimden eksilmiyor.

Artık ne verdiğim değerden pişmanlık duyuyorum ne de onu geri almak için karşımdakini değersizleştirmeye ihtiyaç duyuyorum.

Çünkü asıl özgürlük, birini gözümüzde küçültmek değil, onu yüceltirken kendimizi küçültmek zorunda olmadığımızı kavrayabilmek.

Ve şimdi biliyorum: Birine verdiğim değer benim kim olduğumu anlatabilir; fakat onun bana verdiği değer, kim olduğumu belirleyemez.

Benim gözümde büyüyen bir insan, benim varlığımın ölçüsü olamaz.

YORUMLAR

02 Kasım 2026, 15.53
Bir laf vardır güzelliğin on para etmez bendeki sevgin olmasa bu tam oyle birsey 
02 Kasım 2026, 21.24
Bazı yazılar yalnızca okunmaz; insanın kendi içinde uzun zamandır cevabını aradığı sorulara da dokunur. Bazen bir cümle, yaşadığımız ama henüz anlamlandıramadığımız pek çok şeyin kapısını aralar.

İnanıyorum ki hayatımıza dokunan herkesin bir anlamı, her karşılaşmanın bir öğretisi var. Herkes yolumuzda kalmak için gelmiyor; bazıları kendi yolumuzu bulmamıza vesile olmak için geçiyor hayatımızdan.

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama bize kendimize giden yolu tarif eden bir iz bırakırlar. Üzülürüz elbette; çünkü insan yalnızca yaşadıklarına değil, gerçekleşmeyen ihtimallerine de veda eder. Fakat her karşılaşmanın bir ömürlük, her vedanın bir eksiliş olmadığını zamanla öğreniriz.

Hayatın en kıymetli farkındalığı, yaşanmışlıkları inkâr etmeden geçmişe bırakabilmek ve bir zamanlar başkalarına ayırdığımız anlamı yeniden kendimize verebilmektir.

"Kökleri kendinde olan bir ağacı hiçbir mevsim bütünüyle eksiltemez."

İnsanın yapması gereken, başkalarının kıyısında beklemeyi bırakıp kendi maviliğini yeniden hatırlamaktır. Çünkü hiçbir geminin gidişi denizi eksiltmez; hiçbir ayrılık insanın kendi ufkuna yürümesine engel olmamalıdır.

Olgunlaşmak, geçmişin kapısında beklemek yerine her yaşanmışlıktan bir iz, her vedadan bir öğreti alarak kendi yoluna devam edebilmektir.

Kaleminize, düşüncelerinize sağlık.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın