Bu Ne Bilimsizliktir!
03 Kasım 2026, 13.43 A- A+
"Şüphe ve belirsizliğe katlanabilirim, bilmemeye de. Bence bilmeyerek yaşamak, yanlış olabilecek cevaplara sahip olmaktan daha ilginç."
Gün geçmiyor ki birileri toplumsal tespit yapmasın. Dövüyorlar, kesinlikle yapmayanı dövüyorlar başka bir açıklama bulamıyorum. Bir de sosyal deney vardı. Evlerden Irak!
"Türkiye dindarlaşıyor" diye bir kanaat vardı hemen her yerde karşımıza çıkmıştır muhakkak. Yıllarca, hayır bilakis türkiye açık ve örtük bir şekilde sekülerleşiyor olgusunu kanıtlayacak zibilyon tane argüman getirip eşi dostu aydınlatmaya çalıştıysam da nafile. Şimdi de bazıları "toplumsal mühendislik politikaları yüzünden türkiye dinden soğudu" diye tutturuyor.
Muhalifler için son derece kullanışlı bir argüman, e ben de azılı bir muhalifim aslında ama ah bendeki bu bilim sevdası. Neyse bunu söyleyenlerden biri de mühendis bir arkadaşımdı. Aslında tartışmaz, geyiğini yapar çekilirdi de artık nasıl inanıyorsa kurduğu neden sonuç ilişkisinin kesinliğine, bir tane DW'nin olmak üzere iki argüman getirdi. Biri ilahiyat fakültesi araştırması, diğeri de 2000'li yıllardan itibaren sekülerliğin artmasını vurgulayan Konda'nın araştırması. Kaynakta sorun yok hangi şirket olursa olsun hemen hemen benzer sonuç çıkar. Sorun şu: Bunu gördükten sonra direkt iktidarın koltukta olduğu süre ile ilişki kurması.
Sekülerleşmenin tıpkı modernleşme ve küreselleşme gibi toplumsal olgu olduğunu, tüm toplumlarda gözlemlendiğini, İnternet teknolojileriyle değişimin hız kazandığını şeye anlatır gibi tane tane anlattım. Evet her toplumun farklı dinamikleri vardır ama bu demek değil ki tüm toplumlarda görülen bazı olguların o kendi dinamikleri olan x toplumunda görülmeyeceği. Bunu söylemek "küreselleşme yoktur" demeye gelir bir nevi. Bilakis fikir üretirken bu genel olgularla yerli dinamiklerin etkileşim noktasından hareket etmek zorundayız. Sekülerleşmenin yukardan aşağıya devlet eliyle ve aşağıdan yukarıya toplumsal değişimle olmak üzere iki temel şekli var. Tabi bunlar da birbirinden bağımsız deĝildir. İkinci tip sekülerleşme kentleşmeyle ortaya çıktı. Küçük yerleşim birimlerinde toplumsal kontrol hakimdir. Kırdan kente göç ile bu baĝlar zayıflayıp çeşitli seküler yaşam biçimleri ortaya çıkmaya başladı.
Bunun yanında kentleşmenin yarattığı yalnızlık ve ekonomik güvencesizlik nedeniyle bazı gruplarda cemaatlere aidiyet de ortaya çıkmıştır. Aynı deĝişim Afrika'da geleneksel kurumsal dinler yerine toplumsal mobilizasyonu güçlü (Evangelik) kiliselerin ve yeni İslami akımların büyümesini tetiklemiştir. Bu yapılar, modern kent hayatına uyum sağlamaya çalışan bireylere yeni aidiyetler sundu. Kapitalist devler yeşil kuşak projesini fonlamaya tam gaz devam ediyor. Besledikleri canavar kapılarına dayandığında acısı canavardan kaçmaya çalışan göçmenlerden çıkarıyorlar. Neyse bu başka bir konu.
Yukarda bahsettiğim, tüm toplumlarda görülebilen ve dönem dönem ortaya çıkan dindarlaşma doğrusal değildir. Sekülerleşmeye karşıt argümanlar olarak değerlendirilmez. Bir diğer husus, sekülerleşme, dini inanca zıt, tam olarak ona karşı bir kavram deĝildir. Kafaları karıştıran nokta da tam olarak bu. Yani sekülerizm ateizm-deizmm-agnostisizm ile aynı anlamda kullanılmaz. Seküler insan tanrıya inanıyor olabilir fakat gündelik yaşantısının tamamını buna göre kurgulamaz. Seküler bir Hindu dini motivasyondan uzaklaşarak yoga yapmaya devam edebilir. Namaz kılmayan bir müslüman toplumsal kabul görmek için bayram namazına, cumaya gidiyor olabilir. Burada mühim olan dinin gündelik pratiklerimize ne derece tesir ettiği yahut etmediğidir. Sekülerleşme ille de dini inancın yok olması demek değil, gündelik hayattaki yerinin ve rolünün değişmesidir.
İnternet teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla iktidarın koltukta kalma süresi hemen hemen aynı döneme denk düşüyor. Kaldı ki sekülerleşme o kadar hızlı ilerliyor ki toplumsal mühendislik de ona yetişmeye çalışırken agresifleşiyor. Peki insanlarda bu politikalara karşı tepki, dinden kopuşu getiriyor mu beraberinde? Bunu cevaplayabilmek için öncelikle ölçmemiz gereken bazı oranlar var. İktidarı ve toplumsal mühendislik politikalarını destekleyen kitlenin sekülerleşme oranı, iktidarı destekleyen ama bu politikaları desteklemeyen kitlenin oranı. Son olarak muhalif dindar kesimin sekülerleşme oranı.
Neyse, ben ona "nedenin ne olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" diye sordum. İkna olmadı tabi. "Ben bilim körü değilim, araştırıcam diğer toplumları" deyip, ben daha "Canım Budistlerde de durum benzer" diyemeden gitti. Gidiş o gidiş, hala fikrini destekleyen argümanları bekliyorum:)
Sadece o değil bir sürü kişi var bu kafada. Bazılarının kavramlarla arası yok kendi anlamlandırdıkları şekilde kafalarına göre sallıyorlar ki ortada anlamında uzlaşılan kavram yokken bir başkasıyla neyi tartışabilirsin? Kavramlar öyle masa başında ya da kişisel gözlemle oturtulmaz. Masa başında kurulan kavram, sahada sınanınca ya güçlenir ya değişir.
Örnek, "Siyaset yüzünden dinden soğudum, camiye gitmiyorum" diyen biri aslında "dünyevileştim, camiye vakit ayıramıyorum" diyemediği için mi bunu söylüyor, yoksa gerçekten dinin siyasete alet edilmesi yüzünden mi gitmiyor? Yine bu insanların internet ve teknoloji kullanımlarını araştırmaya dahil ederek ölçmek lazım. Bunun için araştırmalarda tuzak sorular hazırlanır. Sadece kişisel gözlemle olacak şey değil. Gündelik hayatın akışındaki gözlem, kapsamlı güvenilir araştırmalar için motivasyondur sadece. Kişisel gözlem yoluyla x, y'nin nedenidir demeyi bırak x, y'ye etki ediyor bile diyemeyiz. Sadece sorabiliriz. Her yerde toplumsal mühendislik metotları aynı olabilir ama hedefindeki insanlar farklıdır. Bugün dini değerleri çözen en büyük etkenlerden biri teknoloji ve internettir. Her alanda herkesi, her şeyi dönüştürüyor. Eskiden toplumsal mühendisliğe dinden soğuyarak tepki vermeyen bazı insanlar bugün neden tepki veriyor mesela? Toplumsal mühendisliğe tepki her dönemde olmuştur, olacaktır. Bu tepkilere bağlı bazı davranışlar ortaya çıkıyorsa bazı sosyolojik olgularla etkileşim halindedir. İnternet teknolojileri ve küreselleşmenin sadece gençleri etkilediği düşünülüyor. Evet teknoloji kullanımında 1 numaralı kuşak Z'dir. Hatta internet teknolojilerinden ve sosyal medyadan ayrı düşünülemeyecek tek kuşaktır. Sırasıyla Y ve X gelir. Baby Boomer bu konuda en yeteneksiz kuşak olarak bilinirdi. Son araştırmalar gösteriyor ki onlar bile internet sitelerinden bazı tüketim alışkanlıkları edinmişler. Bir diger atladığımız nokta kuşakların etkileşim icinde olması. GenZ'nin aile içinde önceki kuşaklara tesir edebildiğini gösteren çalışmalar var.
Önce Sosyal Bilim mantığını anlamak lazım. Kuhn, Bilimin kümülatif ilerlediği fikrine karşı çıkmıştır. Kuhn’da paradigma, bilimsel topluluğun paylaştığı varsayımlar ve örnek çalışmalar bütünüdür. Burda anlam ayrımına gidersk paradigma, genel olarak bir konuyu çözümleyeceĝimiz bir çercevedir aslında. Bireyin, toplumun veya bilimsel topluluğun gerçekliği algılama biçimi, temel varsayımları, inançlar kümesi ve dünya görüşüdür.
Örnek 1.Doğa bilimlerinin temeli olan pozitivist paradigma. Örnek 2. Sosyal bilimlere nefes aldıran Yorumsamacı paradigma. Freud'un psikanaliz yöntemi pozitivist paradigmaya göre bilimsel değildir fakat yorumsamacı paradigma için anlamlıdır.
Sosyal Bilimler, pozitivizmin o soğuk tutuculuğunda can çekişiyordu. Bildiğin tıkanmıştı. İlk kırılma Viyana Çevresi öncülüğündeki mantıkçı pozitivizmin 20. yy ortasına doğru sorgulanmaya başlamasıyla gerçekleşti. Adını Hermes'ten alan, pozitivistlerce "metafizik lan bu" şeklinde karşılanan Hermeneutik felsefesi sahnede tekrar boy göstermeye başladı, sosyal bilimlerde ağırlık kazandı. Hermeneutik, Weber ile birlikte, bazen onunla birbiri yerine kullanılan "yorumsamacı araştırma yöntemleri"ne zemin hazırladı. Sosyal bilimlerin nesnesi insan ve insan gruplarıdır, bunlar bilinci ve özgür iradesi olan varlıklardır ve araştırma sürecine tesir edebilirler. Fen bilimlerindeki "bütün metaller ısıtılınca genleşir" gibi teoriler, yasalar çıkmaz sosyal bilimden. Kaldı ki ısıtılınca direnen, genleşmeyen metal de varmış.
Misal ben çıksam "dünya düzdür" desem ortalık yıkılır. Toplumsal bir mesele olunca o kadar hafife alınıyor ki toplumun tanımını yapamayacak insanlar adeta bir sosyal bilimci edasıyla döktürüyor.
Sosyal bilim demek kavram, olgu, bulgu, saha araştırması demektir. Öyle masa başında seçici algıyla kaynak taramaya, sokağa çıkıp gözlem yapmaya benzemez.
Gözlem ve gözlemcinin yorumu gözlemcinin değerlerinden bağımsız değildir. Benim diyen objektif insanlarda bile bu yanlılıklar görülür. Bu nedenle çok korkarım tespit yapmaya. Sosyal bilimsel araştırma yöntemleri araştırmacının kişisel değerlerini minimize etmeyi sağlar. Değerlerden tamamen arınmak mümkün değil.Yöntemler bu yanlılığı sıfırlamaz, sınar ve denetlenebilir kılar. Böylece daha güvenilir ve geçerli sonuçlar çıkar ortaya.
Bugün doğa bilimlerinde pozitivist ampirik yöntemler kullanılırken, Sosyal bilimlerde genellikle ikisi birlikte kullanılır ve büyük tartışmalar da dönüyor bir yandan.
Mesela "deney" amprik bir yöntemdir. Psikolojide bazı deneyler yapılmışsa da sonradan yapılan araştırmalar bu deneylerin sağlıksız sonuçlarını ortaya çıkarmıştır. En popüleri olan Milgram Deneyi'nde sonradan yöntemsel sorunlar ortaya çıktı. Çalışmada 23 farklı deney varyasyonunda oran koşula göre %0 ile %92,5 arasında değiştiği halde "üçte ikisi" diye yayıldı. Evet deneylerden birinde %65 itaate meyilliydi fakat ortalama %50'nin altındaydı sanırım.. Doğru bir sayı, bağlamından koparıldığında yanlış bir anlatıya dönüşür.
Psikolojide kontrollü bir ortamda durum böyleyse toplumsalda deneyin imkanı var mıdır? En basitinden bilim etiğine aykırı. Gönüllük esasına göre rızası olmayan insanlar deneye dahil edilemez. Sağlıklı bir rıza kavramı için de bilgilendirme şarttır.
Çoğu insan bilimsel araştırma metotlarını bilmediği ya da yarım yamalak bildiği için çok fazla kanaat dolanıyor ortalıkta. Sosyal bilimciler tek bir hipotez kurabilmek için günlerini harcarken, tespit için kişisel bir gözlem, deney için bir kamera yetiyor.
Bilgi yerine fikir sahibi olmak... Derinlemesine araştırma yapmadan ya da veri analizi gerçekleştirmeden her konuda güçlü fikirlere (kanaatlere) sahip oluyoruz. Ve bence bu çok tehlikeli.
Bu zihinler, soru sormayı, sorgulamayı, farklı bakış açılarını öğretmeyen temel eğitimin ürünü. Arkadaşta biraz mühendis kafası da var tabi. Yukarda bahsettiğim pozitivist zihniyet. "Soruyu sor millet uğraşsın, anca laf ebeligi yapın, biz, su 100 derecede kaynar der, susarız" gibi bir cümleyi ancak bir mühendis kurar. Burda kendisiyle de dalga geçiyor, yoksa dayanılır gibi değildir benim gibiler için bu kafalar. Hetkes susacak uzmanlar konuşacak, demiyorum tabi ki. Soru soralım lütfen. Soru sormayan insana tahammül edemiyorum.
Aslıda okumuşuyla cahiliyle bu toplumdan umudumu kestim fakat şu yazı da şurda durmasın mı yani! Hem belki bazı bilimciler bu konuyu çalışır ve ben gidip okurum ve bu sayfaya dönüp baktığımda sayfa bana "bak bilge arkadaşlarından bazıları salladı tutturdu, bazıları kendi çapında bir şeyler karalayıp tuturdu." der. Olsun, herkesin her probleme bilip bilmeden kesin cevaplar vermekten çekinmediği hatta bu tarz yaklaşımlara karşı çıktığım için bana cahil etiketi yapıştırdığı yerde ben soru sormaya şüphe etmeye devam edeceğim. Varsın onlar alim olsun ben cahil olayım...
https://hizliresim.com/su1tb9g
Not: Burada sekülerleşmeye yahut bir dine güzelleme/yerme yoktur. İnsan hak ve özgürlüklerini yok etmeyen, ayrımcılıkları beslemeyen bir inancın yahut kültürün diğerinden üstün ya da aşağı bir yanı yoktur. Kültür işte, öylece içine doğarız. Bu yazı sosyal bilimlerin önemine dikkat çekmek için yazıldı. Rica ediyorum buna uygun okuma ve değerlendirme yapalım, lütfen.


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir