gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

İki Konu İki Algı Hatası - Hata Kodu: 9867547

10 Nisan 2014, 04.25
A- A+
          Tartışamadığımız(!) bir konuyla giriş yapıyorum; bir sinema filminin analizi ve bakış açılarımız. Bana göre çok yerinde olan ve hiç yerinde bulmadığım tespitler olmuştu. Şimdi düşünelim; sinema filmlerinin % 99,9'unda "gerçeklere veya gerçek karakterlere dayandığı, gerçek bir olaydan esinlenerek yapıldığı vs." gibi belirtici tanımlar bulunmaz. Bundan da çıkaracağımız; sanatsal sinema filmlerinin % 99,9'u kurguya dayalı olduğu ve didaktik olmak veya gerçeği bire bir yansıtmak gibi kaygılar da taşımadığıdır. Tarih, din veya başka konularda tam bir gerçekliğe dayanan ve kurgusal ögeler içermeyen film biçimine "belgesel" diyoruz. Bu parantezde devam edersek konu ettiğimiz sanatsal bir sinema filminde belgesel tadında tam bir gerçeklik aramak abesle iştigaldir sanıyorum. Ha evet, özellikle hassasiyet gösterilen konularda kötü niyet içeren ögeler varsa, bunu tırnak içinde belirtiyorum ancak ve ancak "kötü niyet" varsa, diyelim beynimize haberimiz olmadan işlenen 25. kare muhabbetleri gibi, saldırı amaçlı bariz saptırmalar vs. gibi eleştirilmeyi de sonuna kadar hak ediyordur. Ama bunun haricindeki eleştiriler sapla samanı birbirine karıştırmaktır bana kalırsa. 


         Hele hele "vay efendim orta öğrenimdeki yavrularımız bu filmi izleyip doğruluğuna inanırsa, zaten okuma kültürleri yok" gibi söylemler pek düzgün bir algıyı işaret etmiyor fikrimce. Hayat dediğimiz şey çocuklarımızı +18 kıvamında soyutlayamayacağımız hard porno tadında bir şeydir neticede. Çocukların okuma alışkanlıklarının olmaması da dahil olmak üzere, bir sinema filminin yüzde yüz gerçeklik içermeyeceğini, sadece bir film olarak algılanması gerektiğini o çocuklara öğretmeyen/öğretemeyen öncelikle ebeveynleri, ikincil derece de de eğitmen ve öğretmenleri sorumludur bu durumdan. Buradaki yanlış algı; çocuklarımıza dünyayı yeterince öğretemediğimiz ve onları iyi yetiştiremediğimiz gerçeğine gözlerimizi kapayıp dış dünyadan gelecek olası kötü ve yanlış biçimleyici faktörleri sıfırlamak gibi olmayacak duaya amin deme körlüğümüzdür. Bu biçimde yetişen çocuklar da yine aynı körlüğü taşıyan yetişkinler olurlar haliyle.



         Evet... şimdi ben böyle film muhabbeti yapmışken size bir iki sahne çekeyim istedim. Yazı biraz uzayacak ama bundan sonrası daha eğlenceli. 


         Kahramanlar
 Adam: Halkın yakından tanıdığı nüfuzlu birisi. Evli fakat başka bir kadınla ilişkisi var.              Röntgenci: Erkek karakterin karısı.              Sevgili: Erkek karakterin karısına ihanet ettiği aşığı.              Halk: Önce meraklı, sonra şaşkın ve öfkeli bir profil çizen insan kalabalığı.

         Olay, adam ve ilişkisi olduğu kadının bir evde buluşmasıyla başlar. Giriş katında, özellikle bu tip buluşmalar için tek günlüğüne kiralanan bir dairenin özensiz döşenmişliğinde, aralık kalan bir perdenin azizliğine uğradıklarından habersiz konuşur, sevişir sere serpe uzanırlar yasak aşıklar. Perde aralığından onları izleyen ihanete uğramış eş, kare kare çekmiştir bu kepazelerin yaptıklarını. Bu yaptıkları yanlarına kar kalmayacaktır, rezil rüsva edecektir onları herkese.



         İhanet seyrinin donakalmışlığında olan zina seyircisi, birden manzaranın olağanüstü şekilde değiştiğini farkeder. Adam, hiddetle kadını kollarından tutup sarsmakta ve tam olarak duyamadığı ama bir pencere camının da saklayamayacağı desibelde olan haykırışlararla bağırmaktadır kadına. Hal böyle devam ederken, adam komidinin üzerindeki ağır bir metalden yapılma, biçimsiz melek figürlü ağır bibloyu kavrayıp kadının başına indiriverir. Kadın kanlar içerisinde yere yığılır. Röntgencinin gayri ihtiyari attığı çığlık üzerine meraklı kalabalık evin etrafına toplanır.


         Adam, yaptığının bilincine varacak kadar bir süreyi hareketsiz olarak geçirdikten sonra dışarıdaki bağırış çağırışın farkına varır. Karısı, toplanmış insan kalabalığına hararetli hararetli bir şeyler anlatmaktadır. Durumu kavraması uzun sürmez. Yerde kanlar içerisinde yatan kadının şah damarı hayatiyet belirtisi göstermiyordur artık. Yapacak tek bir şey vardır.


         Dışarı çıkar ve kalabalığa "bu kadının kendi karısı olduğunu, kadınlık görevlerini dahi yerine getirmekten aciz yetersiz bir eş olduğunu ve daha bir yığın aşağılamayla beraber ahlaksız bir röntgenci olduğunu" söyler. Bu sırada eve girmeye cesaret eden birkaç kişi kanlar içinde ölmüş olan bedeni gördükten sonra ona "katil!!" diye bağırmaya başlar. Adam bu söylenenlere hiç aldırmadan ısrarla karısının "ahlaksız bir röntgenci olduğunda ve röntgenciliğin çok büyük bir suç olduğu konusunda" berdevam bir söylev tutturur.


         Halkın tanıdığı bu nüfuz sahibi kişiliğin sürekli kendini tekrar eden söyleviyle halk "aslında sahiden de ihanete uğramış eşin pek ahlaksız bir röntgenci olduğu" yolunda bir karara varır ve bu durumda işlenen bir cinayetin çok da önemli olmayacağında hemfikir olurlar. "Aslonanın cinayet olduğunu, röntgenciliğin de bir kabahat veya suç olabileceğini ama ikincil derecede önemsenmesi gerektiğini" söyleyenler, gerek korkudan, gerekse de zayıf bir azınlık olduklarından peyderpey cılızlaşan sesleriyle bir köşede kalakalırlar.


         Olan, sadece aşık olduğu için bu adamla ilişkiye giren kadına olmuştur. Ölen ölmüştür.
         Katil katildir, röntgenci de röntgenci. Röntgencinin işlediği kabahat veya suç, katilin katil olduğu ve fiilinin de cinayet olduğu gerçeğini değiştirmez.               

YORUMLAR

10 Nisan 2014, 19.25

Bu çok trajedik senaryo bana bir şeyler çağrıştırdı sevgili Cezbe. Benim senaryomda da röntgenciler var. Kahraman aynı; çok nüfuzlu bir erkek. Röntgenci, daha önce nüfuzlu kişiyle ortaklık yapmış bir toplum fikir lideri... Olay hırsızlık... Nüfuzlu erkek hırsızlık yaparken röntgenciye yakalanır. Aslında röntgenci toplum fikir lideri onu ortaklıklarına ihanet edebileceği şüphesiyle yakın gözlem altında tutmaktadır. Yani doğal bir röntgencinin sağlayacağı cinsel haz amaçlı değildir röntgenciliğinin amacı. Ama röntgencilik sonunda röntgenciliktir. Sağlayacağı fayda öyle kısa süreli anlık zevklerden daha değerlidir ne de olsa.. Röntgenci, nüfuzlu erkeğin hırsızlığını deşifre ettiğinde halk arasında senin senaryonun finali gibi bir tartışma yaşanır... Aslolan hırsızlık değil röntgenciliktir. Bu ahlaksız ve erdemsiz bir davranıştır. Çalan mağdurdur..Çalmak ikinci planda düşünülmeli önce röntgencinin cezası verilmelidir. Arada bazı sesler " Çalmanın esas suç, röntgenciliğin ikinci planda bir diğer suç" olduğunu iddia etse de, final nüfuzlu erkeğin  mağduriyeti için karşı tarafa dava açmasıyla sonuçlanır. Halk da bu davada dava edenin şahididir.

Eline sağlık Cezbe okurken traji- komık duygular içinde kaldım.

10 Nisan 2014, 19.47

Tartışalım diye yazılmış bir sunum olmamış iki konunun karakteristlik özelliklerini yazıp "bu böyledir" demişsiniz kanaatimce.

 

İlk konu yanılmıyorsam blog sunumu yayından kaldırılan Nuh filmiyle ilgili bir anlamda konunun olabilirliğini savunmuşsunuzki bence yanılıyorsunuz. Temelde öncelikle "sanat" diyorsanız topluma yalan yanlış birşeyleri öğretmemesi gerekir yapılanın. Bu özellikle insanların değer yargılarına hedef bir konuysa elbette yapan kısa mesafeden atış yapılan dart muamelesi görecektir. Ve muhtemelen yapan da bunu biliyordur ve üstelik yapma nedenlerinden biride ihtimaldirki budur. Söz konusu filmde eminim görüş alınmıştır konuya dair ama kimden alınmıştır buna da bakmak gerekir.

Ve abesle iştigal olur dediğiniz gerçeklik arama boyutunda tam da "hayat" dediğiniz şeyin göbeğinde oturuyorsunuzdur aslında. Bu anlamda hayal peşinde olsanız her film adının başına "absürt belgesel, absürt komedi" diye not düşmek gerekirdiki bu da bizim hayatlarımızda en kısa süren ve en çabuk geçen hayatla mücadelesiz geçirdiğimiz dönemleri kapsıyor sadece sonrası yaşam mücadelesinden ibaret yani ; Hayat...

 

2. bölümün konusuna temelinde yetiştiremediğimiz öğretemediğimiz çocuklarımız var ve "bence" eksik düşünüyorsunuz daha geniş bakabilseniz. Söz konusu çocuklarımızın hayatlarının buyuk bölümlerinde en az paylaşımda bulunduklarının gerekeni yapamayan ebeveynler olduğunu görebilirsiniz. Yani yetiştirebildiğimizden çok toplumsal öğretilerle gelişiyor ve büyüyor çocuklarımız. Evet genel olarak yararlı yayınlar dediğimiz değerlerden faydalanmak onlara zulüm geliyor. Bilgiye erişimin internet yoluyla kolay olduğunu varsayarak gerekli olanlar konusunda faydalanamadıkları bu cevher hızlı tüketim toplumlarının ve zaten geriden eğitimsiz olarak gelen bireylerin dinamiti olmaktan başka birşey olmuyor mevcut şartlarda.

 

72 milyon olduğumuz varsayılan topraklarımızda herkesin bir tarafı olduğu halde (yazılı-görsel basın) haftalık sadece 5.5 milyon adet gazete satıldığını düşünürsek + 18 Hard Porno dediğiniz Hayat her seferinde elimizde patlar... Ve biz yarın bunun altından da kalkamayız. Kalkamayacağız da. ( bu bağlamda kitap satışlarını konu etmeye bile değmez üstelik bu gazetelerin ben eminim satılanın buyuk bölümüde renkli sayfalar dışında okunmuyordur ki hard değil soft pornoya sokulabilir bu bölüm ki buna da Hayat deriz sanırım.)

 

Bu durumda Senaristliğinize birşey söylemeyeceğim elbette... Ama suçlu Uşak...!

 

Son tahlilde; Öyleyse sorun yok yaşasın eğitemediğimiz Bilgisizliğimize sokuşturulan, olsun film dediğimiz tüm yalanlar. Veya HAYAT...

 

 

Saygılar...

10 Nisan 2014, 22.09
emeklerine sağlık cezbe  , ladin06 da çağrışımları doğru tespit ederek bence doğru  yorumlamış , o çok zengin ve nüfuslu kişinin medya gurubu da varmış ordan da faydalanarak halkı istediği gibi yönlendirmiş :)
10 Nisan 2014, 22.27
Kutluyorum  Cezbe.....Anlatmak  istediğini  ne yazık  ki  yine anlamak  isteyenler anlayacak. Sorun zaten,  göz yummak, gerçekleri göz ardı etmek değil mi? Bence, daima  gücün yanında olmayı tercih ederek  kendini güçlü hissetmeyi tercih eden bir kitlenin  çoğunluğu oluşturması  gerçeklerin gözden kaçırılmasına  etken   olmakta...Bazılarının da işine gelmek te  sanırım...Yaşadığımız yıllarda ki sorunları , geçmişe  dönerek  sürekli  cumhuriyetin kurulduğu  yıllara endekslemek ,onları, içlerinde ki kısır döngüden çıkaramıyor sanırım.. Bu günkü  gerçekleri, devlet büyükleri yok diyorsa yoktur diyerek , görmezden gelmek  aynı veballeri  sırtında taşımak demektir.......Söylenecek çok şey var  da ben yazmakta  çok sabırlı değilim:))Öyle bir zamana gelmişiz ki  değerler yer değiştirmiş.:(   saygılar.....
10 Nisan 2014, 23.45

Olmamış..Birincisi; açılıp kapanmış bir konuyu yeniden gündeme getirme ve bu konu üzerinden yarım kalmış olma ihtimalini düşündüğünüz yorumları kendi blogunuz üzerinden geri alabilme kaygınız..

İkincisi; bu konuda fikrini belirtmiş bir hocamıza atıfta bulunarak, onun düşüncelerini değersiz kılma çabalarınız..

Üçüncüsü; Ne demek istediğinizi anladım. Bugün yaşadığım küçük bir olayla bunu anlatmak istiyorum. Akşam saatlerinde kapımız çalındı. Açtığımda bir bey alnını tutarak: Aşağıda sizin eşyalarınızı koyduğunuz depoda çanak anteniniz yukarıdan düşüp başıma geldi ve alnımı yaraladı dedi..Önce anlamadım. Sonra toparlayıp sordum. Kaç numaralı depo? Hatırlamıyorum dedi..Mümkün değil dedim hemen.Mümkün değil çünkü benim babam çok titiz bir adamdır. Öyle çanak anteni yukarıya koyacak, birinin başına düşecek! Bu ihtimallerin hepsini düşünür ve gerekirse o anteni çöpe atar ama asla birinin başına düşme ihtimalini es geçmez. Bu düşüncemin doğru olduğundan adım kadar emindim. Çünkü ben babamı çok iyi tanıyorum. Sonuç: Depo bize ait değilmiş..

Anlattığınız olayda ilk aklıma gelen katili ne kadar tanıdığıma bakardım önce. Bu adam yaparmıydı yapmazmıydı ya bakardım önce..Çünkü; "ben bu hayatta herşeyi yapabilirim" den çok, "benim bu hayatta yapamayacağım şeylerde var" diyene bakardım önce..


11 Nisan 2014, 00.50

Selam oncelikle,  ilk paragrafta belirttiginiz  gecenlerde kaldirilan nuh a s, mi konu alan filmle alakali, evet size katiliyorum tartisamadik cunki cok cabuk silindi portaldan, estide geldiki arkadasimin  yorumu  kendisi ucuk  ornek verdim desede, cok guzel ornekti, bir suredir  heleki su son zamanlarda, surekli siyaset  cumhuriyet  ATATURK  umuz vs tartisiliyor, nuh as  filmi egerki gercekleri yansitmiyor veya noksansa elbetteki tepki verilicektir, bende verdim veririmde, ayni sekilde cumhuriyet kurucumuz  sevgili ATATURK ku  bir savas filminde konu alirlarsaki bizim oncumuz liderimiz, onderimiz,cumhuriyeti kuranimiz. fakat yenilen, bu topraklardan  cikartilan, giremiyen nasil ele alir hakkiylami?   ha ozamanda bu film gercekleri anlatmasada olur cok guzel kurgulanmis efektler super montaj muazzam diye tbr edelim o halde,ben etmem vallaha siz edin:)   bunu tekrar tekrar tbr etmeye gerek duymuyoruz hayal gucleriyle  yarattiklari kahramanlarin filmleriyle, montajlariyla zaten defalarca kanitladilar bunu kendilerini yine kendileri gecer massallahlari var,  ancak soz konusu blog tartisilmaliydi ayni film gibi, cunki ordaki cumle kendi peygamberlerinin filmini cekiyorlar bizemi sorucaklar  gibi birseydi  tam olarak  yazmis olmuyabilirim ancak buna benzer bir cumleydi, peygamberler tum alemlere indirilmistir, belirli toplumlara degil. ve cok kaynaklardan arastirilmali nekadar yapilabilinirse okadar arastirilmali . hade bu sozu soylerken  ve bu filme tepki verilmesini anlamiyan arkadasimizi merak ediyorum. simdiye dek muharrem aylarinda hic oruc tutmamis veya asure yapmamismi? duymamismi komsulari getirmemismi?  en azindan baskalarinin degil hepimizin peygamberi oldugunu burdan hatirlardi sanirim.her yil bu gelenegi surduren bizleriz ben duymadim  onlarin oruc tuttugunu asure yaptigini bu zamana dek. 

 senaryo  icin eglenceli sozu vermistiniz sevgili cezbe :))     yureginize saglik .

11 Nisan 2014, 01.04

         Mine, açılıp kapanmış konu nedir? Yani ben bir konuyu on kere, yüz kere açarım, ki blogu silince yazar benim söylemek istediklerimi ağzıma tıkmış oldu :) yoksa yorum yazmaya niyetlenmiştim. Üstelik ben konuya genel bakışımızla ilgili kelam ettim, tek bir film üzerinden değil... Hocanız kim Mine sizin, o bölümü hiç anlayamadım? Dün geceden beri pek iyi değilim üzerinize afiyet, üşütmüşüm sanıyorum, haber bile izleyemedim, kaçırdığım bir şey mi var acaba, yeni bi dinleme vs.? Ama anlattıklarınızdan benim oluşturduğum senaryoda ortada yatan koskoca mevtayı görmezden gelerek "ben bu nüfuzlu insanı tanıyorum asla böyle bir şey yapmaz" noktasında olduğunuzu çıkardım. Bu yaptığınız yorumla senaryo içerisinde kimle veya kimlerle davranış olarak örtüştüğünüzü açıkça gördüm ben :) Algımıza sahip çıkalım diyorum size, başka yapacak bir şey yok, bunun imkansızlığını görmek ayrı bir hayal kırıklığıdır benim için.


         Cynazz, teşekkür ederim. Değerlerin nasıl yer değiştirdiğini de yazmıştım sizlere ama çok cısss yazmışım onay almadı o yazı, biraz yumuşatabilirsem eklerim tekrar. Ben de bir şeyleri anlatmaya çalışmanın nafile bi çaba olduğu noktasında ümitsizliğe düşüyorum zaman zaman, yine de anlatmakta ısrar etmeli :)


          Mesut teşekkürler, Ladin teşekkürler. Mesut'un söylediği gibi açıklayıcı olmuş senin senaryo açılımın da. Genel olarak benim aklımdakilerle örtüşüyor. Ama suçun daha  kapsamlı olduğunu düşündüm senden farklı olarak, Yani öyle sembolleştirmek istedim. Sırf hırsızlık olsa neyse, bildiğin paket program bu, içinde neleer var neler. Yerde kanlar içinde yatan ve katilin canına kastettiği demokrasimizdir, "keşke sadece hırsızlık olsa" diyecek noktaya gelmiş olmaktan büyük üzüntü duyuyorum.


         Gözücum, teşekkürler yorum için. Yalnız cevap verecek pek bi karşı fikir göremedim yazdıklarınızda. Bir sinema filminin öğretici olma kaygısı taşımadığını yazmışım o konuda bir muhalefetiniz var sanıyorum. Zaten kendi fikrimce izah etmiş olduğum şeylerin bazılarını da başka bir şekilde tekrarlamışsınız. Uzun cümleler kurmuşum, tam ifade edemedim mi acaba? Birkaç yerde word'den aktarırken cümle düşüklüğü kazası filan olmuş, eski adreste düzelteyim derken de sayfanın şaftı kayınca düzeltmemeyi tercih ettim. Bunla alakalı bir ifade edememe haline mi düştüm ki? Tartışalım diye yazmadım o konuyu, tartışmak isteyen varsa tartışabilir yani tabii :) ve tabii ki kendi görüşümü yazdım konuyla alakalı olarak. Blog bu, tutup sadece başlık mı atsaydım? Ayrıca burada yazılan her türlü yorum/yazı, alıntı veya çalıntı .p olmadığı sürece büyük bir tırnak içinde "BENCE" diye başlar. Yani en azından ben kendi yazılarım için bunu söyleyebilirim. Suçu Sebastian'a atmak insanca yapılabilecek en iyi şeydir :) Çünkü senaryodaki katili ancak bir Sebastian-kapitalizm benzetmesi aklar Gözucum :)
11 Nisan 2014, 04.23
Lafınızı balla böldüm diyerek belirteyim. Nuh  filmi ile ilgili yayınlanan blogun kaldırılma sebebi  yapılan yorumlardan ötürü değil.. '' Artık bir filmin yorumu da alıntı olacak değil ya '' diyerek araştırmaya gerek görmeden onaylamış olduğum,  ancak bir üyemizin araştırıp linkini vererek  üyenin KENDİ  YORUMU değilde ALINTI olduğunu bildirmesinden  dolayı silinmiştir..
11 Nisan 2014, 09.48
   Mandıra Filozofu   filmini izlemeye gidecektim  ama çok şanslıyım ki bir süredir  gamyun blogunda da gösterime girdi.  :)
11 Nisan 2014, 12.19

   Sinema filmiyle alakalı yorumumu ben zaten yapmıştım tekrarlama gereği duymuyorum, haaa okumadıysanız da bananee  okusaydınız :P  Genel anlamda yine de  kısacık belirtmek istiyorum. Konu alınan kişi ya da olaylar gerçekte var olanlardansa ki bu tarz filmler bence bir nevi belgesel ya da biyografi gibi oluyor, kurgusal olmamalı ve gerçeğe yakın olmalı. Ben keyfim ve kahyası böyle düşünüyor :)

   Gelelim çektiğin kısa filmine :)

   Adam katil matil değildir, kedidir o kediiiiiiiii :P

11 Nisan 2014, 15.31
Gurcu kızı, dediğin gibi bir belgesel-filmde Atatürk'ü içki ve sigara içerken gösterdiler diye, bağımlıları bu filmi eleştirmişti. Oysa hastalığı bile bu yüzdendi. Bir de eleştiren kesimlerce bir film çekilse neler olur kim bilir? Hocaların sallanma efektleri, geçmişe küfür görselleri tepki alır mıydı acaba? Yoksa inandıkları şekilde çekmişler deyip anlayışla karşılanırlar mıydı? Keşke herkesi olduğu gibi kabul etme olgunluğunu sergileyebilsek.
11 Nisan 2014, 15.32

         Esti, ne çekti bu miyav alemi bizden be :) Ya ben Nuh filmini savunmadım, izlemediğimi söyledim, orda da yazmıştım zaten "bu kadar övecek veya yerecek bi durum yok" diye... Sağolsun yöneticimiz de aydınlatmış bizleri, meğer alıntıymış yavv cık cık :) Daha önce de bi film eleştirisi vardı o arkadaşın, o da mı alıntıydı ki? Sırf merakımdan bakiciiim :) Ha ne diyordum, şimdi yazı silinince orda yazdıklarımızı tekrar edelim diye yazmadım zaten yazının o bölümünü, genel olarak filme bakış açımızdan söz etmek istedim. Yazının içinde Gürcü senin de söylediğin, bana göre de "olmaması gereken" durumları belirtmişim. Bu yüzden tekrar yazma gereği duymuyorum. Sonuç olarak, bebişlerimizi güzel ve akıllı insanlar haline getirmeliyiz diyorum, Ötesi laf-i güzaf.


         Kurcaher, filmle ilgili hatta ne filmi ya bildiğin edebiyat, tiyatro, şu, bu, öteki, berikiyle ilgili yaptığın yorumu gayet paranoid, minik senaryom ile ilgili yaptığın yorumu da gayet şizofrenik buldum .pp Yani bu durumda bir paranoid şizofreni hali söz konusu. Arkadaş, sen iyi misin? Bütün dünya toplaşmış sanatı da kullanarak bizim ülkemizin kaderiyle mi oynuyor yani? Ehh o zaman yasaklayalım bunları biz ya, zaten algımız da bozuk, her şeyi kendimize tehdit olarak görüyoruz. Toptan örtelim kapılarımızı bu bre zındıkların yaptılarına filan.


         Adam'ın yazısındaki sayıklamalarını hani şu "devlet neylerse güzel eyler" tadında olanları "hadi neyse" deyip geçiştirmiştim. Ama burda yazdıklarını da okuyunca şaşakaldım. Bi yazımda "pisliğin yine pis bir el tarafından temizlenemeyeceğini" yazmıştım. Bütün bu yazdıklarına cevabım odur. Ha bu arada ben stilistlik-modelistlik eğitimi de aldım, bi ara merak sarmıştım. Şıp diye bulurum kime ne yakışır, kimin üzerinde ne iyi durur vs. Giydirme konusunda imaj meykır .p düzeyinde yetenekliyimdir yani... Sadece kendini başka bir şekle sokanlar konusunda yanılabiliyorum. Misal; kadının minicik göğüsleri var ama beş beden büyük gösteren bir iç çamaşırı giymiş. Ehh bu durumda görünen 90-C kıvamında bi görüntü olunca haliyle biçtiğim de üzerine uymayabiliyor. Yoksa yüzme bilmeyen adama bırak bahriyeli elbisesini, dalgıç kostümü biçebilir ve dahi biçtiğim kişiyi şıp şıp yüzdürürüm denizde :)  Yani diyeceğim sen, ya çok büyük gizliyorsun kendini, ya kafam sahiden çok karışık veya da Kurcaher-rehacruK gibi bir durum söz konusu :)


         Yav bu Mine arkadaş bana "yorum manyağı" demiş, gözümden kaçmış o bak .p Cevap verilecek yeri yok, vermeyeyim di mi? Di :)


         Beymen, bence görsele yönelme konusunda kararlı olmalısın :) Zira felsefe biraz daha karmaşık bir şeydir ve görselden daha ziyade okuma ve anlamayla gerçekleşir kavrama olayı. Senin felsefeyle pek alakalı olduğunu ve sevdiğini düşünmüyorum. Tek cümlelik filozofluk yapmak da -ki biz ona aforizma diyoruz- herkesin harcı değil. Yapabilen, başka insanların gözünde dahi, yapamayan da soytarı durumuna düşer. Dikkat etmeli :) 
12 Nisan 2014, 10.35
ben bu bizim milleti anlamadım gittim arkadaş yahu bi filmlemi müslümanlığımız aklımıza gelio nedir e demekki siz aman tanrım 2 filmini izlemediniz o filmde HAZRETİ NUH tamamen tiye alınıyor be arkadaş tepki verceksek ona vermeyiliz derim ve bunun gibi bir çok şey daha diğer blog da yazmıştım 2012 isimli filmden KABE nin yerle bir edildiği sahne niye çıkarılmış bi araştırın sonra devam ederiz bu konuya gerisi hikaye yani
13 Nisan 2014, 16.42
Güzel kurgulayıp lafı sadede ustaca getirmişsin Cezbe, eline sağlık.
Hem sanat v -Sanat diyorum altını çizerek.- hem de senaryon ile alakalı yazacak şeylerim vardı...
Örneğin; aslında, sırf bir amaca hizmet için bile isteye yapılmışın adının "nefret" olduğunu, "sanat" diye kakalanmaya çalışılıp sanatın ardında sinsi sinsi pusuya yattığını, buradaki bir yorumda da kabak gibi göründüğünü falan işte  kendi kafama göre yorumlayacaktım da...
Da işte.:)
Yorumları, özellikle Kurcaher'inkini okuyunca benim kafa oldu "Bi milyon".:)
Yazmayı planladıklarım yerle yeksan oldu ve şu cümle baskı yaptı aklıma:
Gel de Recep İvedik 4'e -4müydü o yaa, sonuncusu hani?"- koşa koşa gitme!

Sonra da diyorlar; "Bu Recep'in gişesi neden bu kadar çok?"
Aha da bundan. Bir yandan, yancısıyla, pusucusuyla, nankörüyle, hesapçısıyla, çıkarcısıyla, aptalıyla, cahiliyle, çok ama çoku çomaklanmış .oka döndüren bilmişiyle, öte yandan, arada hala sabırla, gösterdiği çok net, çok -yerde yatan bir ölü ve katili-  kabak gibi görünüyorken bir şeyler anlatmaya çalışanlar ve hala onlara dürbün ikram edenlerle oluşan toplumun değişik kafaları zavallı bizi Recep'e koşa koşa gidecek hale getirir işte!..
Neyse ki bugün sinemaya gidesim yok.
Yarına da kafa düzelir, umarım...
13 Nisan 2014, 21.23
aslında çok konu var tabiii
14 Nisan 2014, 04.44

         Sat :) Kesmez beni kesmez bi tane Recep İvedik, serisini çiş molası vermeden izlicem .p Ambale etkisi yapan yorumlar var cidden, misal; Kurcaher çok sakat, kafa güzelken okunmalı .p Beymen de ona demiş galiba ya "mandıra filozofu" diye. Ben de diyorum bu yazının felsefeyle ne alakası var, boş yere haşlama yaptım kendisini .p E ne yapiyim ya ama... arızaya bağlayıp sol şeritte reflektörsüz durulur mu arkadaş?? Neyse ya kafalar karışık kafalar  hepelep hübelep <:) Az kalsın çok güzel yorum yapıcakmışsın Sat, yorumları okumıyaymışsın iyiymiş .pppp Teşekkür ediyorum :) Ne dediğimi anlayan insanların varlığını bilmek çok güzel... sağolasın.


          Kurcaher-rehacruK :) "ben" miyim bilmem ama kesin olarak "sen" değilsin ona emin ol :) 

          Gök_mavisi, dii mi dii mi, aslında ne çok konu var. Accayip net bi yorum olmuş...güzel :)



Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın