gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Şans Adam -9-

06 Aralık 2015, 23.18
A- A+

9.

 

Şansım rakı benim iyi içerim,

Heyhat bazen böyle benden geçerim,

Ali-Veli bilmem Yeni seçerim!

“Sayın ki dağıldım hırpaniyim ben!”  (1)

 

Üçüncü kez sendeleyişimle üçüncü kez sövdüm kendime, üstelik bu kez yanımdan geçen polis arabası da görmüştü sahneyi, nasılsa direksiyonda değildim ne üflettirebilir, ne alkollüyüm diye 54.- lira ceza yazabilirdi;(Kayseri’deki gibi) (!)

 

Bir kez daha irkildim hormonu fazla kaçmış kart sesli martının çığlıklarıyla! (Bu bağıran psikopat martı ayni martımıydı, yoksa bana mı öyle geliyordu (!))

 

 Köprünün ayaklarının yanından, Karaköy’e ilk indiğimde görmediğim sırası üzerine dizili atm’lere yaklaştım  cüzdanımdaki envayi çeşit kartlardan birini soktum aynı banka ismi taşıyan atm’nin birine ters taraftan dolaşıp gelen ekibin martının sesinden bile soğuk mekanik siren  sesi ile birlikte üst lambalarının (çakarların) mavi-kırmızı ışıkları  gözümü aldı, bir anda elimde çektiğim paraları sıkı-sıkıya tutsam da yere düşürdüğüm kredi kartını ve cüzdanımı almak için eğildim ve kahretsin bir kez daha istem dışı sendeledim

 

“Beyefendi ne yapıyorsunuz bu saatte!”

Açtığı camdan cüzdanıma ve  yerleştirmeye çalıştığım paralara bakan memur herhalde durumumda bir fenalık sezmemişti ki arabadan inip tedbirli olarak kimlik sormaya bile gerek görmedi!

Öte tarafımda kalan sürücü koltuğunda ki:

“Kimlik lütfen” derken sapsarı dişlerinin arasından salgıladığı ağır sigara kokusu,  koku dedektörü, kedi burnu kıvamındaki burnuma ulaşmıştı bile !

Kıdemli ve komiser olduğu anlaşılan diğeri müdahale etti : “Gerek yok; Yolcusunuz anlaşılan”

30 santim kadar yanındaydım arabanın, dolayısıyla ağzımdan  yayılacak rakı kokusunu engellemek amacıyla ağzımı kapatarak :

“E-evet Kayseri’den geldim.”

“Ne işiniz var bu saatte burada?”

“İstiklal’de dolaştım biraz görmeyi çok istiyordum!”

“İçmişsiniz de eğlendiniz mi bari ?”

“Umduğum kadar olmasa da evet” dedim.

Daha iyice bir süzdü çehremi, sakalımı  garipsememesi hoşuma gitti, gocuğumun iç cebinden tomarıyla çıkardığım şiir yazılı kağıtların çer çöpün çıkmasına rağmen nüfus cüzdanımın çıkmamasına tedirgin elimi tekrar atarken cebime :

“Tamam Abi gerek yok. O küçük kağıtlar ne öyle?”

“Böyle yolculuklarda şiir yazarım biraz!” 

“Anlamıştım zaten, sizin öyle biri olduğunuzu!”(Öyle biri derken ne kastediyordu!)

 Komiserin tavrıyla yumuşayan diğeri:

“Dikkat et, burası İstanbul !”

Halen yıldızımız barışmamıştı sapsarı dişlerine bir bakış daha atıp içimden yüzüne karşı söyledim söyleyeceğimi:

“Ben Erzincan diye gelmedim ki biliyorum (!)” aslında duysaydı bu lafı yer sorunu, otel sorunu bitebilirdi benim için, nezarethane bilmediğim  bir yer değildi sonuçta (!)

“Otelde kalacaksan karşıya geç buradaki oteller pahalıdır.”

“Teşekkür ederim, öyle yapacağım!”

Sanırım bana yardımcı olma görüntüsü altında her şeye rağmen görev bölgesinden uzaklaştırmanın mantıklı bir yoluydu bulduğu!

 .../...

YORUMLAR

10 Aralık 2015, 13.23

Ben sizin, kimse bile olmayı becerememiş, ömrü, kendini kenara koyup başka hayatları dikizleyerek ve sürekli onları kendi dar çapında, çatallı dilleriyle eleştirerek geçenlere hiç kulak asmadan yazmaya devam edeceğinizi umuyorum sevgili Osman-i.

Beğenen okur, beğenmeyen çoğul konuşmadan, kendi adına, kendini "meze" sandığı için inatla, okumayı, sırf laf sokma amacıyla takibi bırakır, portal serbest, zorlama yok. "Başa gelen çekilir" gibi bir acz cümlesi kimse olmayı becermiş insanların teslimiyeti değildir.

Sevgiler

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın