Hiç kimse seni kurtarmak için gelmeyecek
22 Temmuz 2025, 05.45 A- A+
Gece 03:14. Telefon sessizde. Duvarlarda hafif bir ışık yansıması, sokak lambasından sızan. Ekranı açıyorsun, parmakların otomatik olarak Instagram’a gidiyor. “Birileri ne yapıyor?” diye değil, “Birileri beni fark eder mi?” diye… Bu, artık alışkanlık değil. Bu, bir iç çığlık. Ama kimse duymuyor.
Kendi kendine mırıldanıyorsun: “Beni arayan kimse yok. Peki ben neden hâlâ bekliyorum?” Beklemek bir ritüel haline gelmiş, tıpkı bir tapınakta ayin yapar gibi. Halbuki kahramanlar romanlarda ortaya çıkıyor, burada değil. Gerçeklik, suyun altına batırdığın bir yüz gibi—yüzeydeki gülümseme dalgalanıyor, ama altında nefes bitmek üzere.
Bir zamanlar bir arkadaşın vardı. Her şeyin yoluna gireceğini söylerdi. Sonra bir sabah aramadı. Akşam mesaj atmadı. Sessizlik, duvarların arasından yankılandı. Ve işte o anda, “Kimse gelmiyor,” cümlesi gerçek oldu. Çünkü bazen insanlar, kalabalıkların içinde yalnız bırakır seni. Sandığın kadar merkeze almaz. Çünkü senin hikâyeni sadece sen hissedersin.
Kendini aynada izliyorsun. Göz altlarında belli belirsiz bir yorgunluk. Ama içinde bir ses başlıyor:
“Belki... belki ben gelebilirim. Kendime.”
Bu ses önce fısıltı gibi gelir. Sonra bir adım atarsın. Belki sabahları kahvaltı yapmaya başlarsın yeniden. Belki “Nasılsın?” sorusunu kendine sorarsın. O an anlarsın: dışarıdan kimsenin gelmemesi, seni yok saymaz—seni yaratır.
Kendin için koştuğun ilk adım, kendi mitolojinin başlangıcıdır. Sen Hermes’sin belki, kendi mesajını taşıyan. Veya Odysseus—ama bu sefer evine dönüşün, kendine doğrudur. Dijital tanrılar sahte mucizeler sunar; ama gerçek yolculuk, offline başlar


YORUMLAR