Nankörlük İhanettir
19 Ekim 2025, 19.51 A- A+
Annem nikâhında gördüğü babamı nikâh memuru, nikah memurunu da eşi olacak adam sanmış, Sormadan, tanımadan vermişler. Yemin ettim; “Kızlarım kimi isterse ona vereceğim” derdi. İyi mi diyordu, kötü mü diyordu anlamazdık; ama herhalde iyi bir şey diyor diye düşünürdük ablamla.
Yatılı okul son sınıfta, bana yazılan bir aşk itiraf mektubunun aileme bildirilmesiyle şubat tatilinde mektup sahibi ile nişan yüzüklerimiz takıldı. İnanmayan olabilir; ama nişanlımın, hani bana aşk mektubu yazan kişinin (kocamın) sesini nişanımda duymuştum. Görmüşlüğüm vardı: mahallemize yeni taşınan bir memur ailesinin İstanbul’da okuyan oğlu; bilgim o kadardı. Neyse.
O yaz tatili ikimizin de okulları bitti, evlendik. Benim tayinim hemen çıktı. O inşaat sektöründe iş aramaya başladı. Ben şehrimize yakın bir köye sabah gidip akşam dönüyordum. Eşimi evde okul kitaplarını karıştırırken buluyorum. Her okul dönüşü, o gün hangi şehrin belediyesi İmar Müdürlüğü’ne iş başvuru dilekçesi yazmışsa bana rapor veriyor. Köy okulunda birleştirilmiş iki sınıfı bir arada okutuyorum, minibüsle gidip geliyorum. Yorgunluktan olsa gerek sessizce bekliyorum, sorgulamıyorum .
Ha unutmadan: Düğünden bir hafta önce, ailesiyle bir tartışma sonucu evden kovulduğu için bir gece yarısı bizim eve geldi. Eh, nikâh yapılmış, ailem merhametli insanlar; üzülmesin diye fazla sorgulama yapamadılar, misafir odasını benim nikahlıma tahsis ettiler. Düğün masrafını bize yıkmak için yaptıklarını çok sonra fark ettik. Davetiyeler falan basıldığından ,düğünü erteleme söz konusu bile olmadı. Eşim o kadar sessiz o kadar efendi ki, tüm aile ona hayrandı...
Senesinde kızım doğdu. Annem “İşsiz damat” komşulardan utanıyorum diye babama baskı yapıp dururken, zaten sevilen bir belediye çalışanı olan babamın ricalarıyla eşim belediye imarda işe başladı. İki maaş olunca epey rahatladık; annemlere fazla yük olmamız azaldı. Zaten annemlerin evinde oturuyorduk.
Arada bir Kanada maceramız var; iki sene falan Toronto’da göçmen statüsünde yarı vatandaşı gibi yaşadık, uzun konu sonra anlatırım.
Kızımdan sonra oğlum oldu. Bu arada ben evimize çok yakın mahallemizin okulunda mahallemizin okulunda, Babam bize kendi evinin üst katını verdi, yardım etti; eksiklerini tamamladık kendi evimiz oldu.
Ve, bundan sonra sıkıntı başladı... Eşim en ufak bir sorunda, anlaşmazlıkta “tabi senin artık tapulu evin var” ondan deyip beni ezmeye başladı. Olmadık zamanlarda, olmadık yerlerde kıskançlıklar başladı. O çok sevdiği akrabalarımı, komşuları falan kıskanıyor gibi yapıp beni cendereye sokuyordu. “Aman babam duymasın, üzülmesin” diye alttan alarak iyice tepeme çıkarmışım bilmeden. Şimdi kızım öyle diyor: “Susmasaydın keşke” diyor. Nasıl susmayayım; mahalle benim, mahallem okul benim, okulum sağım solum öğrencilerimin evleri. Ben alttan almasam öğrencilerim, komşularım duyacak, rezil olacağım; haklı olduğum konularda bile susmaya başladım. Öfkesi geçince “Ben senin gibi eş bulamam, seni bana Allah nasip etti, senin hakkını ödeyemem” falan diyor. Bende “Ah, bu sefer çok pişman oldu, bir daha yapmaz” diyorum. Dengesizliğini ailesine bağlıyorum. Affediyorum. Ama o çıtayı yükseltiyor. Özellikle benim sevdiğim arkadaş, komşu yanında yapıyor. Böyle böyle yıllar geçti. Ben erken emekli oldum, arkamdan hemen eşim de emekli oldu. Bu arada babam vefat etti; ben de kardeşimin sattırdığı evlerden para aldım. “Yazlık yapalım” falan derken ben de destek olurum, hem de “senin evin var” tantanasından kurtulurum hesabıyla ne kadar altınım varsa, oğlumun sünnet altınları dahil verdim, yazlık evi tamamladık. Yazlık eşime ait oldu, epey düzeldi. Yeni komşular, hepsi iyi meslek sahibi; bizi sayıp seviyorlar, çok düzeyli ilişkilerimiz oldu. Beş altı yıl güzel günler geçirdik ama yine benim gayretimle ... Derken...
Ben rahatsızlandım. Burayı kısa geçeyim, sevmiyorum hastalık konuşmayı. Kışın hafta sonları yazlığa giden eşim, ben hasta olup tedavi uzun sürünce hafta içi de kalmaya başladı. Geldiğinde de evde huzursuzluk çıkarmaya başladı... Işın tedavisine oğlum götürüp getiriyor. Adamın hiç umurunda değil. Devamlı “yorgan yetmedi, tencere yetmedi” falan deyip benden vs. istiyor; ben de veriyorum, götürüyor. Geldiği bir gün, kış nasıl soğuk, sobayla ısınıyoruz; sobanın kapaklarını kısmış, üşüyünce fark ettim, açtım. Bir müddet sonra gene kapatmış, “Çok odun gidiyor” diyor. Ben üşüyorum, maaşım var, odunu ben alıyorum “Karışma; sobayı da kapatma” dedim. Aradan yarım saat geçti geçmedi, gene kapatmış... Sen misin inat eden! Yılların birikmiş öfkesiyle sobanın üzerinde demlenmiş çay ve demliği kaptığım gibi üzerine fırlattım. ay ah diye diye bacağını tuta tuta alt kata indi. Alt katta, babam ölünce, kocasından boşanan kızım torunuyla birlikte dedesinin evinde oturmaya başlamıştı. Eşim oraya gidip telefon edip kızımızı çağırmış, olanları anlatmış. Kızım işinden izin alıp eczaneden yanık ilacı alıp gelmiş. Hayatımda yaptığım en doğru hareket buymuş meğer... Babasını merhemleyen kızım üst kata bana geldiğinde kıs kıs gülüyordu; alışık değiller ya, “Anne ne yaptın sen?” falan ama gülmekten konuşamıyor... Keşke daha önce yapsaydım.
Asıl bomba bundan sonra...Ummadık taş baş yarar derler ya, öyle eşim hayatımın kazığını attı ...
Yoruldum, devamını sonra yazabilirim inşallah.


YORUMLAR