gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Nankörlük İhanettir 2

20 Ekim 2025, 22.08
A- A+

                    Çay olayından sonra yazlığa gidip gelmeleri çoğaldı. Bizde, sevdiği yemeğe denk gelirse yiyor, beğenmezse “İştahım yok.” deyip yalan söyleyerek gidip dışarıda yiyor.
Alt katta oturan kızım bu arada görücü usulü evlenip, tayin isteyerek Antalya’ya gitti. Eşyalarının neredeyse çoğunu bıraktı. Eşime gün doğdu. Ota böceğe sinirlenip alt kata iniyor. Babamın eşyaları, kızımın eşyaları... Dayalı döşeli evde kendi keyfine bakıyor. Eşim bana yıllarca bana emek vermiş, koah olmuş, astım olmuş; hiç umurunda bile değil...
                     Yazlık yapılmadan önce kavga çıkardığında pişman olur , özürler diler, o cimri haliyle çiçekler falan alırdı. Ama yazlıktan sonra adamın iç yüzü ortaya çıktı. Meğer hep pusudaymış. Laf arasında yazlık için  “Benim evin badanası...”, “Benim evin elektrik faturası...” demeye başladı. Halbuki yazlığın çerçeve vs. masraflarını babam karşılamıştı. Pergole ve diğer yapım masraflarına yetişebilmek için ben de akşamüstleri evde özel ders vermeye  bile başlamıştım. Çok gücüme gidiyordu ama ses etmiyordum...
                      Yazlıkta gece kalmaları çoğaldı. “Şu komşu yemek verdi, şu komşu kahvaltıya çağırdı.” diye geldiğinde anlatıyordu. Adamın bütün garezi banaymış...
                      Kavgasız, gürültüsüz bir tek dini bayram hatırlamam. Babamın elini öpmeye bile illa benden sonra gelir, el öper, defolurdu. Oysa babam, ben biraz şikayet edeyim dediğimde “Kızım bak, kahvesi yok, kumarı yok...” diye överdi. Babam ölmeden önce bir gece laf arasında “Ben senin ne çektiğini biliyorum kızım ama çocukların öksüz kalmasın diye ses etmiyorum. Sabret biraz.” demişti.
                        Bir gün evde yine suratı iki karış geldi. Anlamamazlıktan geldim, örgüme daldım. O sırada çakmağını düşürdü, telefona çarptı, çok ses çıktı. Başladı küfretmeye... Sözde çakmağa küfrediyor. Aslında bize gözdağı veriyor. O esnada oğlum odasından çıktı, babasının karşısına dikildi:
“Baba çakmağını sen düşürdün, annem ses etmedi, sen küfretmeye başladın. Annem hasta. Annemin yanında bir daha böyle küfür etmeni istemiyorum.” dedi ve odasına gitti.
                     Bizimki ,bu beklenmedik tepki karşısında bozuldu ama bir şey diyemedi.
Arada gelip  gelip “Yorgan yetmiyor, tencere yandı, tava yok.” falan dedi. Ben de evde olanları verirdim. Aslında sinyal vermiş ama ben hâlâ konduramıyormuşum.
                     Bir öğlen vakti baktım, kapının önüne kızımın, babamın ve benim beğendiği eşyaları dizmiş. Halı vs... Kamyonetle yazlığa taşımış. Daha sonra fark ettim, babamdan bana hatıra kalabilecek ne varsa hepsini almış. Merdiven, masa, dolap ,balta, testere... Hepsini götürmüş.
                     Epey bir süre aramadı, ben de aramadım. Kızım geldiğinde utanıp herhalde çağırmaya başladı.
                     Dört ay boyunca ışın tedavisi görmemi gerektiren “Liken Planus” hastalığına bu olaydan sonra yakalandım. Her doktor “Stresten olur, şok geçirmişsiniz.” diyordu.
Kızımın ısrarıyla, güya babası çok pişman olmuş, “Annenizi getirin.” diyormuş. İnanmadım ama hastaydım ya  kızım devlet memuru,    ama  oğlum henüz işsiz... Bana bir şey olursa ona sahip çıkar belki diye bir umutla “Tamam, geliyorum.” deyip çocuklarla  beraber yazlığa gittim. İlk günler pek sevindi, yapmacık hareketler, vs.
                      Ama huylu huyundan vazgeçer mi? Vazgeçmediğini hep beraber gördük. Oğluma:
“Suyu çok açma, ışık gözüme batıyor, kapatın. Sifonu kim iki defa çekti?” diye söylenmeye başladı.
Oğlum beni koruyor ya, bu yüzden ona düşman gibi davranıyordu.
Bir gün terasta, bir konuyla ilgili o esnada “Sen ne yapıyordun?” dediğimde, ağıza alınmayacak bir küfür etti. Hayatımda ilk defa duyduğum bir küfürdü bu. Kızım ve oğlum yanımdaydı. Allah şaşırttı. Çünkü kızım arada “O kadar da yapmaz, sen çok hassassın.” falan derdi. Ama bu defa babalarının edepsizliğini kulaklarıyla duydular. Aslında ben de ilk kez duydum öyle bir lafı...
                       Bunun üzerine çocuklarıma, “Kesin olarak boşanıyorum. Sakın itiraz etmeyin.” dedim. Oğlum zaten etmezdi. Bu defa kızım da edemedi ama “Anne, senin evin var, bu yazlık satılır...” demeye başladı.
Ben “Satılsın, kararlıyım. Dayanacak gücüm kalmadı.” dedim .Bunun üzerine,
İki gün sonra yazlık tapusu bana verildi. Yazlık satılmasın diye.
Şimdi kızımın yanında sığıntı gibi yaşıyor. Yazları geliyor. Ben onun gibi değilim. İyi aile terbiyesi aldım. Ağzımı açıp bir tek kötü söz söylemiyorum. Gerekirse yemeğini bile yapıyorum. Ama kışlık evime almıyorum.
                          Ailemin en akıllı, en sevecen, en çalışkan, en becerikli kızı olarak ben bunları yaşadım. Geçmişime bakıyorum, “Çok aptalmışım, çok safmışım.” diyorum. Ama siz demeyin, ne olur... Ben zaten kendimi biliyorum. Ama asıl sebep, terbiyeli olmakta, utanmayı bilmekte sanırım. Ben tüm evlilikleri, annem ve babam gibi sanıyordum. Bizim evde bir defa olsun küfür, kavga duymadan büyümüştüm. Gerçeğin öyle olmadığını ömrümü ve sağlığımı harcayarak öğrenmiş oldum.
Şimdi gençler çok akıllı, mantıklı. Yanlış evlilik yapsalar bile nokta koymayı biliyorlar.
Ama yine de ben gençlere kısa bir cümleyle seslenmek istiyorum:
                         **Hayatta hiç kimseyi –kan bağınız olsa bile– kendinizden öne geçirmeyin. Daima önce kendinizi sevin. Allah’tan başka kimse, kimseyi karşılıksız sevmiyor…**


YORUMLAR

21 Ekim 2025, 12.28
İkinci kısmı da okuyunca çay ile yakma kısmı az bile olmuş diyorum.  Hastalığınız için tekrar tekrar geçmiş olsun hocam. 
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın