Onsuz Yapamıyorum Diyorsan, Burada Bir Gerçek Var
22 Ocak 2026, 23.56 A- A+
Şunu yaşayan çok insan var, hatta büyük ihtimalle sen de yaşadın. Aklın “olmaz” derken, içinden bir ses hâlâ “ama ya…” diye fısıldar. Dışarıdan bakan biri için yanlış olan şey, senin içinde karmaşık bir hâl alır ve bir noktada kendini “Biliyorum iyi değil ama neden hâlâ tutunuyorum?” diye sorarken bulursun. Bu soru bir zayıflık değildir, bu insan olmanın ta kendisidir. Çoğu insan buna aşk der ama dürüst olalım, bazen mesele sevmek değil, bırakamamaktır.
İnsan, kendisine iyi gelmeyen bir ilişkide kalırken çoğu zaman karşısındaki kişiye değil, yalnız kalma ihtimaline, yarım kalmışlık hissine ve “ya bir daha böyle biri olmazsa” korkusuna tutunur. O kişi zamanla bir insan olmaktan çıkar, bir dayanağa dönüşür; mantık “git” derken iç ses “biraz daha idare et” diye fısıldar ve insan mutlu olmayı değil, yalnız olmamayı seçer. Çünkü insan aslında yalnızlıktan değil, yalnız kaldığında hissedeceklerinden korkar; yalnızlık sessizdir ve sessizlik insanın içini konuşturur, “Ben ne istiyorum?”, “Ne zamandır böyleyim?”, “Neden mutlu değilim?” gibi sorularla yüzleştirir. Bu soruların cevabı yoksa yalnızlık özgürlük değil boşluk gibi gelir ve insan iyi gelmeyen birini yanında tutarak aslında kendisiyle baş başa kalmayı erteler. “Onsuz yapamam” dediğimizde de çoğu zaman bir kişiyi değil, onunlayken kendimizi nasıl hissettiğimizi kaybetmekten korkarız; bazı ilişkilerde günün düzeni, ruh hâli ve hayatın tadı fark etmeden tek bir kişiye bağlanır, o kişi gittiğinde zaman durmuş gibi olur, yemek yenir ama tadı yoktur, su içilir ama ferahlatmaz çünkü eksilen şey insan değil, hayatın alıştığı düzendir. İnsan gün boyu onu düşündüğünü fark eder ve bunu büyük aşk sanır ama her zaman öyle değildir; beyin alıştığı mesajı, sesi, ilgiyi ister ve bunlar beynin “iyi hisset” düğmesine basar, bir gün o düğmeye basılmadığında beyin bunu “özledim” diye değil “bir şey eksik” diye algılar, her şey anlamsız gelmeye başlar ama gerçekte hayat boşalmamıştır, sadece zihin alıştığı şeyi bulamadığı için afallıyordur. İşte bu noktada aşk ile tutunma arasındaki fark ortaya çıkar; aşk insanı genişletir, tutunma daraltır, aşkta “ben de varım” dersin ama tutunmada “sensiz ben yokum” noktasına gelirsin. İnsan “Onu düşünmeden bir anım bile geçmiyor, peki bu nasıl olacak?” dediğinde en çok burada yanılır çünkü sürekli düşünmek büyük sevginin değil, zihnin boş kaldığında aynı yere gitme alışkanlığının sonucudur; onu düşündüğün için onsuz yapamıyor değilsin, onsuz kalınca yerine koyacak bir şey bulamadığın için böyle hissediyorsundur. Hayatında kendine ait bir şey kalmadığında zihin mecburen tek bir yere tutunur, sorun onu düşünmen değil, kendini ihmal etmiş olmandır ve insan bunu fark ettiğinde düşünceler birden yok olmaz ama yer değiştirmeye başlar, gün içinde yürüyüşler, uğraşlar, küçük alanlar oluşur ve zihin yavaş yavaş nefes almaya başlar.
Herkesin hayatında “ilk aşk unutulmaz” dediği anlar olmuştur ama düşün, üzerinden kaç hikâye geçti, kaç kez “bunu da unutamam” dedin ve yine de buradasın; demek ki insan unutabiliyor, sadece bunu fark etmiyor. Çünkü seni yöneten kalbin değil, sandığından çok daha güçlü olan zihnin ve onu nasıl kullandığını öğrendiğinde hiçbir bağ eskisi kadar ağır gelmiyor. Bir gün fark ediyorsun ki onu düşünmeden geçen ilk an bir mucize ya da kopuş değil, sadece kendine geri dönmeye başlamışsın. Aşk güzeldir, biterse öğretir ama hiçbir aşk insanın kendisiyle kurduğu bağdan büyük değildir. Kimse vazgeçilmez değildir ve sonunda insan şunu anlar: Hayatta gerçekten vazgeçilemeyecek biri varsa, o da sensin. Başkasını kaybedebilirsin, bir ilişki bitebilir, bir hikâye yarım kalabilir ama kendinden vazgeçtiğinde yerine koyacak hiçbir şey yoktur; bu yüzden mesele birini unutmak değil, kendini hatırlamaktır, birine tutunmayı bırakmak değil, yeniden kendine yaslanabilmektir. Aşk gelir gider, insanlar hayatından geçer ama sen kendi hayatında hep oradasın ve tek vazgeçilemeyecek kişi varsa, bu sensin, kendi ta kendin.!
∞ Sekiz ∞


YORUMLAR