gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Kıskançlık Kimin Sesi?

26 Ocak 2026, 21.06
A- A+

Kıskançlık masum bir duygu değildir.
O, içimizde saklanan bir öfkenin; kabullenilmemiş bir yetersizlik hissinin dilidir.

Kimse durduk yere kıskanmaz.
Kıskançlık, “ben yetmedim” diyen zihnin, başkasını suçlayarak ayakta kalma çabasıdır.
Ve asıl tehlikeli olan şudur:
Bu sesi çoğu zaman kendi sesimiz sanırız.

Oysa kıskançlık bugün başlamaz.
Çoğu zaman temeli aile içinde atılır.

“O senden daha başarılı.”
“Bak kardeşin ne yapmış.”
“Sen neden onun gibi değilsin?”
“Biraz ağabeyinden örnek al.”
“Sen onun tırnağı bile olamazsın.”
“Çok asi oldun, laf dinlemiyorsun.”
“Komşunun kızı takdir getirmiş… bizimki hâlâ yerinde sayıyor.”
Bu liste uzar gider.
Çünkü kıyasın dili, evden eve değil; nesilden nesile aktarılır.Bu cümleler kulağa değil, kimliğe yazılır.

Aile kıyasla sever.Fark etmeden.İyi niyetle.Ama her kıyas, çocuğun içine aynı tohumu bırakır:
“Demek ki olduğum hâl yetmiyor.”
Ve o tohum büyüdüğünde,adı artık kıskançlıktır.Sessizce hayatımıza yerleşir.Biz fark etmeden büyür.
Ve çoğu zaman, biz değişmedikçe,bizimle birlikte yaşamaya devam eder.

Kıskançlığın Bedeli

Kıskançlık ilk başta kendini koruma gibi sunar.“İlgileniyorum.”“Önemsiyorum.”
“Kaybetmek istemiyorum.”

Oysa zamanla fark edilmeden şuna dönüşür:Sürekli tetikte olma hâli.
Zihin dinlenmez.Kalp rahatlamaz.İnsan, sevdiğiyle değil; şüphesiyle yaşamaya başlar.

İlişkilere Verdiği Hasar

Kıskançlık ilişkide önce güveni kemirir.Açık sorular yerini sorgulara bırakır.Paylaşımlar savunmaya dönüşür.

Bir noktadan sonra artık şunlar yaşanır:

   Açıklama yetmez olur
   Hesap vermek sıradanlaşır
   Sessizlik bile suç gibi algılanır

Sevgi nefes ister.Kıskançlık ise alan daraltır.
Ve en acısı şudur:
Kıskanan da, kıskanılan da aynı ilişkide yalnızlaşır.

Bize Verdiği Yıpranma Payı

Kıskançlık sadece karşıdakini değil, taşıyanı da yorar.
Sürekli kıyas yapan bir zihin:
Asla tatmin olmaz,Hiçbir başarıyı yeterli görmez,Kendini hep eksik hisseder
Bu da insanda şu duyguyu büyütür:“Ne yaparsam yapayım, yetmiyorum.”
Zamanla kişi başkasının hayatını izlemekten,kendi hayatını yaşamayı unutur.

Sessizce Aldıkları

Kıskançlık bağırarak değil,damla damla alır:
Neşeyi,Merakı,Kendin olma cesaretini
İnsan bir gün fark eder ki,en çok yorulduğu şey başkaları değil…kendi zihnidir.

Kıskançlık kimin sesiydi diye sormuştuk.
Belki de asıl soru şudur: Bu sesi neden hâlâ susturamadık?

Belki de hiç gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulamadık.Belki de onu susturmak yerine,
kendimizi susturmayı öğrendik.Belki de bu sesi yıllarca“normal”,“herkes böyle hisseder”,“seviyorsam kıskanırım” diyerek meşrulaştırdık.Bu ses zamanla tanıdık geldi.Tanıdık olan ise tehlikeli bile olsa,
güvenli sanıldı.Belki de kıskançlığı bir uyarı değil,bir karakter özelliği sandık.Belki de onu sorgulamak yerine,hayatımızın arka planına yerleştirdik.

Ve en zor ihtimal:
Belki de bu sesi susturursak,geriye kimin kalacağından korktuk.Çünkü bazı insanlar için kıskançlık,
acı verici olsa da bildikleri tek bağ kurma şeklidir.
Kıskançlık Bizi Neyden Koruduğunu Sanıyor?
Kıskançlık kendini savunma gibi sunar.“Kaybetme.”“Dikkat et.”“Kontrol et.”
Ama aslında koruduğunu sandığı şey,karşıdaki değil; kırılgan egodur.
Kıskançlık şunu fısıldar:
“Eğer her şeyi kontrol edersen,incinmezsin.”Oysa incinmemek mümkün değildir.Sadece ertelenir.
Terk Edilmekten mi?
Hayır.Çoğu zaman terk edilmekten değil,seçilmeme ihtimalinden korkar.
“Ya benden iyisi varsa?”“Ya ben yetmezsem?”
Bu sorular sevgiden değil,
değer duygusundaki çatlaklardan doğar.
Yetersizlikten mi?
Evet.Ama bunu kabul etmek ağır gelir.Bu yüzden zihin şöyle bir yol bulur:
“Sorun bende değil, dışarıda.”Kıskançlık burada bir kalkan olur.Ama bu kalkan,taşıyanı da ağırlaştırır.
Kontrol Duygusunu Kaybetmekten mi?Kesinlikle.Kontrol, güvende hissetmenin sahte bir yoludur.
Kıskançlık bu yüzden sorar, kurcalar, izler.Ama sevgi kontrol edildikçe büyümez.Boğulur.
Asıl Gerçek
Kıskançlık bizi hayattan korumaz.Acıdan korumaz.Kaybetmekten korumaz.Sadece şunu erteler:
Kendimizle yüzleşmeyi.Ve bu yüzden,onu susturmak bu kadar zordur.

Kıskançlık susturulması gereken bir düşman değildir.
O, dinlenmemiş bir hikâyedir.
Bizi koruduğunu sanırken,aslında geçmişte yarım kalmış bir cümlenin nöbetini tutar.Bir zamanlar söylenememiş,kimliğe kazınmış o cümlenin.

“Yetmedin.”

Kıskançlık başkalarıyla ilgili değildir.O, başkasının hayatına bakarkenkendi hayatına küs kalmanın adıdır.Ve belki de asıl cesaret şudur:Bu sesi bastırmak değil,karşısına geçip şunu söyleyebilmek:

“Artık seni tanıyorum.”

Çünkü tanınan şey yönetilir.Tanınmayan ise insanın hayatını sessizce yönetir.
Kıskançlık kimin sesi mi?O, geçmişten gelen bir yankı.Ama artık geleceği belirlemek zorunda değil.

∞ Sekiz ∞

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın