gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Bir Günlük Eksik

28 Ocak 2026, 22.58
A- A+

Mahalle eskiydi; duvarları yeni boyanmıştı belki ama hafızası kabuktu. Boyanın altından sızan çatlaklar gibi geçmiş her yerden kendini belli ederdi. Her taş bir şeye tanıktı, her kapı aralığı yarım kalmış bir cümleyi saklardı. Sokak lambası akşamları geç yanardı, yanarken de tam yanmazdı zaten; yarım ışık, yarım gerçek. Mahalle sabahları erken uyanırdı. Fırının önü gün doğmadan dolardı, köşe başındaki bakkal kepengi yarıya kadar açar, çayı ocağa koyardı. O çayın buharı, mahalledeki çoğu insandan daha çok şey bilirdi. Herkes herkesi tanırdı; kim kaçta çıkar, kim kaçta döner, kimin sesi gece yükselir… Bu yüzden mahallede yapılan hiçbir şey yalnız kalmazdı, yapılmayanlar bile konuşulurdu.

O gün Yusuf’un dükkânına zabıta geldi. “Rutin denetim,” dediler. Ama mahallede rutin diye bir şey yoktu; ihbar vardı. Kimse ne olduğunu tam anlamadan dükkân apar topar mühürlendi. Demir kapıya vurulan mühür sesi, Yusuf’un içinde bir yere çarptı. Konuşmadı, ne bağırdı ne yalvardı. Dizlerinin üzerine çöktü, ellerini başının arasına aldı ve dakikalarca mühürlenen kapıya baktı. Aklına evi geldi, çocukları, bu dükkân sayesinde aldıkları evin bitmeyen borcu. Bir anda ne yapacağını bilmeyen küçücük bir adama dönüştü. İçinden “Keşke bulunduğum yer yarılsa da içine çekse beni,” diye geçirdi. Omzuna dokunan bir el “Bu da geçer evladım, yarın gider açtırırız mührü,” dedi. Yusuf ayağa kalktı ama içindeki şey yerinden kalkmadı. O ana kadar sıradan bir adamdı; kimseyle kavgası yoktu, banka dışında kimseye borcu yoktu. Ama o gün, parayla ödenmeyen başka bir borcun altına girdi. İhbarı kimin yaptığı mahallede sır değildi: bir alt sokaktaki dükkânın sahibi Kemal.

Yusuf ertesi gün belediyenin yolunu tuttu. Evrakları masaya koyduğunda memur kağıtlara baktı, başını salladı. “Geçici faaliyet belgenizin süresi dolmuş,” dedi. Yusuf irkildi. “Aylar önce yenileme başvurusu yaptım,” dedi, “bana sıra var dediler.” Memur omuz silkti. “Başvuru var ama onay yok, sistem böyle.” Yusuf o an anladı; dükkânı ruhsatsız değildi, izinsiz değildi, sadece bir imza, bir gün eksikti. Normalde kimsenin başına gelmeyecek bir eksik, ihbar olunca büyüyen bir eksik. Günlerce belediyenin, zabıtanın, karakolun yolunu aşındırdı. Dosya raftan rafa taşındı, zaman uzadı, mühür kalkmadı. Eve döndüğünde ailesinin sorularına cevap veremedi, konuşmamaya başladı. İş aradı, kapı kapı dolaştı, aldığı cevap hep aynıydı: “Şu an için iş yok.”

Günler geçtikçe Yusuf’un içindeki kin sessiz ama ağır bir dağ gibi büyüdü. Mahalle onun suskunluğunu yanlış yorumladı; “demek sineye çekti,” “demek hak etmiş,” dediler. Oysa başı suçluluğundan değil, eriyip tükenmekten eğikti. Kemal’in işleri o sırada açıldı, neredeyse mahallede tek dükkân onunki kaldı. Kahvede yüksek sesle konuşmaya başladı. Bir akşam Yusuf’un dükkânını “hak ettiğini” anlattı, “ruhsatsızmış,” dedi gülerek. “Ruhsatsız değilmiş, belgesi yenileniyormuş,” diyen biri çıktı. Kemal omuz silkti: “Kâğıt kâğıttır, yoksa yoktur.” Sonra herkes çayına döndü, oyunlar devam etti; bir adamın hayatı çayın buharında dağıldı.

O gece Yusuf karakola gitti, Kemal’in yıllar önce karıştığı eski bir dosyayı verdi. Ertesi hafta Kemal ifadeye çağrıldı. Mahalle bu kez “adalet bu işte” dedi, “kısasa kısas.” Ama adalet orada durmadı. Kemal dışarı çıktı, içinden “bana bunu yaptın ya Yusuf” diye geçirdi ve not aldı. Kısa süre sonra Yusuf’un oğlunun adı dolaşmaya başladı; hırsızlık, uyuşturucu… Kim söyledi belli değildi ama herkes biliyordu. Oğlan okuldan atıldı, eve kapandı, sokağa çıkmaz oldu. Yusuf geceleri uyuyamaz oldu ama durmadı; çünkü durmak artık yenilmekti.

Bir akşam Kemal’in evinin önünde durdu. Kapıyı çalmadı, bekledi. Kemal dışarı çıktı, tartışma büyüdü, sesler yükseldi, mahalleli toplandı. Kimse ilk darbeyi görmedi ama bıçağı herkes gördü; çünkü öfke gizlenmezdi.

Mahalle hâlâ duruyor. Aynı sokak, aynı lambalar. Duvarlar yine aynı duvar, taşlar yine aynı taş. Ama geceleri ışıklar söndüğünde kimse eskisi gibi uyumuyor. Çünkü artık herkes biliyor: bir imza gecikebilir, bir belge yenilenmeyebilir ama bir insanın hayatı bir gün yüzünden geri gelmez. O yüzden mahallede artık tek bir cümle bile söylenmiyor: “Ne yaptıysa hak etti.” Çünkü orada herkes öğrendi ki kısasa kısas, sonunda masumu da öldürür.
Mahalle hâlâ duruyor. Aynı sokak. Aynı lambalar. Ama bu hikâye, orada susanlarla devam edecek.

YORUMLAR

29 Ocak 2026, 01.12
güzel bir hikayeydi teşekkürler
29 Ocak 2026, 14.23
Adanali01ads,Teşekkür ederim. Bu sadece başlangıçtı; hikâye başka bir yerden devam edecek.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın