gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Bir Zamanlar Güven Vardı

05 Şubat 2026, 00.52
A- A+

Eskiden insanlara güven vardı; saf, hesapsız, arka plan düşünmeden duyulan bir güven. Kusursuz değildi ama sahiciydi. İnsan, karşısındakini tartmadan önce dinler, ölçmeden önce hissederdi. Evden çıkarken kapılar kilitlenmezdi; çünkü kapıdan çok, içeri giren niyet önemliydi. Komşu komşunun anahtarını bilirdi ama aklından bile geçirmezdi kullanmayı. Çocuklar sokakta oynardı; saat bilinmezdi ama endişe de bilinmezdi. Akşam ezanı okununca anneler balkondan seslenirdi; isim yeterdi, adres gerekmezdi. Bakkal defteri vardı, para konuşulmazdı; “sonra verirsin” denirdi. Bir yabancı kapıyı çaldığında önce sandalye uzatılır, kim olduğu sonra sorulurdu. Selam vermeden geçmek ayıp, selamı almamak neredeyse suçtu. Bayramdan bayrama alınan ayakkabılar eskimeden saklanırdı; hatıra olsun diye. Akşam yemeği saati kaçırılmazdı; çünkü sofrada eksik olan sandalye değil, insanın kendisi sayılırdı. Birinin lambası yanmıyorsa “uyanmamıştır” denirdi, “yoktur” değil. Susmak vardı ama küsmek bu kadar kolay değildi.

İnsanlar birbirine kefil olmazdı; çünkü insanın kendisi kefildi. Söz senetten güçlüydü; çünkü senet inkâr edilir, söz insanın yüzünde taşınırdı. Emanete hıyanet ayıptan öte, insanın kendini inkârıydı. Borç yazılmaz, hafızaya bırakılırdı; unutmak değil, ödememek utançtı. Güven başkasına duyulan bir şey olmadan önce insanın kendi vicdanına duyduğu saygıydı. Mahremiyet vardı; birinin derdi başkasının malzemesi olmazdı. Kanaat vardı; daha fazlasına sahip olmak değil, elindekine yüzün kızarmadan bakabilmek zenginlikti. Ayıp duygusu vardı; yakalanmaktan değil, kendinden utanılırdı. Sabır vardı; her şey hemen olmazdı ama olduğunda da yarım kalmazdı. Büyüklerin sözü nasihat değil, tecrübe sayılırdı. Vefa vardı; bir kap çorba, bir selam, bir hatır ömür boyu unutulmazdı. Merhamet vardı; güçlü olmak ezmek değil, koruyabilmekti. Utanmak vardı ama ezilmek yoktu.

Sonra ne oldu da bunlar hiç yaşanmamış gibi oldu? Ne zaman güven yerini şüpheye, sabır yerini aceleye bıraktı? Ne zaman insan, karşısındakini tanımadan kendini savunmaya başladı? Belki değişen zaman değildi; vazgeçtiğimiz değerlerdi. Belki birbirimize dokunmaktan vazgeçişimizdi. Çünkü biz değiştik; daha doğrusu yorulduk demeyi seçtik, bencilleştiğimizi kabul etmemek için. Artık kimseye güvenmiyoruz; çünkü kendimize bile sadık kalamıyoruz. Beklemek istemiyoruz ama bedel ödemeden her şeye sahip olmak istiyoruz. Güçlü görünmek için kırıyor, haklı çıkmak için incitiyoruz. En küçük hayal kırıklığında vazgeçip sonra “insanlar çok kötü” diyoruz. Tutamayacağımız sözler veriyoruz; çünkü unutulmanın affedileceğini öğrendik. Emaneti değil, işimize yarayanı taşıyoruz. Vicdanı susturmayı olgunluk, mesafeyi karakter diye pazarladık ve bütün bunları yaparken hâlâ kendimizi iyi insan sanıyoruz.

Güven böyle kayboldu; bir anda değil, bağırarak hiç değil, sessizce. İnsan ilişkileri zamanla bir alışverişe dönüştü. Dostluk iş görüyorsa dostluktu, sevgi yük getirmiyorsa sevgi sayıldı, iyi niyet ise en tehlikeli saflık ilan edildi. Eskiden insanlara iki yüzlü derdik; bugün bu bile masum kaldı. Artık dört yüz var: dışarıya, çıkarına, güçlüye ve işine yaramayana. Hangisi gerçek? Hiçbiri. Hepsi duruma göre. Güven tutarlılık isterdi ama biz tutarlı olmayı “eski kafa” saydık. Dün söylediğini inkâr etmek bugün esneklik oldu. İnsanlar artık aynı kişi olarak kalmıyor; ortama göre şekil değiştiriyor. Eskiden bir insanın sözü vardı, şimdi sözün değeri karşısındakinin gücü kadar. Zayıfa verilen söz kolay bozuluyor, güçlüye verilen söz hatırlanıyor.

Güven maddiyatın içine sıkıştı. Paran varsa ciddiye alınıyorsun, statün varsa dinleniyorsun, faydan varsa yaklaşılıyor. Hiçbirine sahip değilsen “iyi bir insansın” denilip geçiliyor; modern çağın en kibar dışlanması bu. Artık kimse “iyi misin?” diye sormuyor, “hâlâ işe yarıyor musun?” diye bakıyor. Kapılar kilitli ama mesele hırsızlık değil; mesele insanın insandan korunma ihtiyacı. Eskiden güven vardı çünkü insanlar utanmayı biliyordu; şimdi utanmak yok, savunma var. Pişmanlık yok, gerekçe var. Güven azalmadı sadece, değersizleşti. Çünkü güven zaman ister, sabır ister, bedel ister. Ama biz hız çağında yaşıyoruz: hızlı kazan, hızlı tüket, hızlı vazgeç. Güven yavaş kaldı, insanlık da öyle.

Yine de bir yol var; kolay değil, hızlı hiç değil. Güven yeniden öğrenilebilir ama bedeli var. Yanılmayı göze alacaksın, kırılacaksın, saf sanılacaksın, belki alay edileceksin. Sözünü tutacaksın; karşılığında tutulmasa bile. Emaneti koruyacaksın; sana ihanet edilse de. Sabredeceksin; herkes kestirme yoldan giderken. Ve şunu kabul edeceksin: Bu çağda iyi kalmak, güçlü olmaktan daha pahalı. Belki dünyayı değiştiremeyiz ama kirlenmemek hâlâ bir seçim ve bu zamanda temiz kalmanın bedeli, çoğu insanın ödemeye cesaret edemeyeceği kadar ağır.

YORUMLAR

05 Şubat 2026, 10.08
Aklımdan ,kalbimden geçenleri çok güzel yazmışsın. .Ne oldu  bize, sahiden ne oldu.? Dini ,imanı para zannedenlerin ,zenginliği insan olmak zannedenlerin çoğaldığı ülkede ,suç oranı ve ahlaksızlık hızla yükselirken, dünün kabadayısı ,özlenen beklenen medet umulan ,kurtarıcı konumuna gelecek kadar sevilen biri olduysa  bize diyecek bir şey kalmıyor. Çocukları öldürülen ailelerin bile  yardım istediği kişi makam olmak önce devletin daha doğrusu  yönetenlerin göreviyken, çoğumuz artık aynı kişiden medet umar  hale geldik.
Emeğine yüreğine sağlık,
05 Şubat 2026, 20.25
Güzel yorumun için çok teşekkür ederim Perperike,Ne oldu bize sorusu kolay bir soru değil ama sormaktan vazgeçersek asıl orada kayboluruz sanırım. 
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın