gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Biri Sustukça Diğeri Bağırır: İlişkilerde Sessizliğin Bedeli

06 Şubat 2026, 14.20
A- A+

Güzel giden bir ilişkide tartışma kaçınılmazdır. Sesler yükselir, kelimeler sertleşir, tonlar değişir. Çoğu zaman tartışılan konu asıl mesele değildir; mesele nasıl konuşulduğudur. Çünkü bazı kavgalar içerikten değil, üsluptan doğar.

Tartışma ilerledikçe bir noktada biri susar. Çoğu zaman bu kadındır. Bu susuş genellikle yanlış okunur; olgunluk sanılır, geri çekilme ya da büyüklük olarak yorumlanır. Oysa her suskunluk bir erdem değildir.

Kadın sustuğunda çoğu zaman yenilmez ama her zaman güçlü de kalmaz.

Kadının susmasının ardında tanıdık nedenler vardır. Daha önce konuştuğunda anlaşılamamıştır. Söyledikleri çarpıtılmış, duygusu küçümsenmiştir. Sinirle kurulan bir cümlenin ilişkide nasıl iz bıraktığını görmüştür. Bu yüzden susar. Kendini korumak ister. Çünkü ağzından çıkacak bir sözün geri alınamayacağını bilir. İçinden geçen basittir ama ağırdır: Ne desem boş.

Bu susuş ilk bakışta güçlü görünür. Ama konuşulmayan her şey birikir. Birikenler zamanla sakinleşmez, sertleşir. Erkeğin en büyük yanılgısı da burada başlar.

Erkek sessizliğe dayanamaz. Çünkü sessizlik onun için dinginlik değil, tehdittir. Kadının suskunluğunu kendini koruma olarak değil, cezalandırma olarak okur. Konuşulmayan her dakika zihninde başka bir anlama bürünür. Yok sayıldığını, uzaklaşıldığını düşünür. Oysa çoğu zaman kadın sadece kapanmıştır.

Erkek bu boşluğu kendi korkularıyla doldurur. Sessizlik uzadıkça tahammülü azalır, huzursuzluğu öfkeye dönüşür. Ve burada hata büyür.

Erkek sessizliği bozmak için doğru yolu değil, en hızlı yolu seçer. Sesini yükseltir, aynı cümleleri tekrar eder, üzerine gider. Konuşulsun ister ama dinlemeye hazır değildir. Amacı anlamak değil, rahatlamaktır. Sessizliği bitirmek ister; meseleyi değil.

Baskı arttıkça kadın daha da kapanır. Sessizlik artık bir savunma değil, duvar olur. Erkek duvara vurdukça sesini yükseltir; kadın sessizliğini kalınlaştırır. Böylece iki taraf da kaybeder. Yaşanan şey tartışma değil, karşılıklı kilitlenmedir.

Sonra tanıdık cümleler gelir. Erkek konuşmak istediğini, kadının kaçtığını söyler. Kadın sustukça erkeğin daha çok üstüne geldiğini anlatır. Aslında ikisi de aynı yerde takılı kalmıştır. Biri sessizliğe, diğeri sese sığınmıştır. İkisi de kaçmaktadır.

Erkek kontrolü kaybettiğini hisseder. Sessizlik uzadıkça sabırsızlaşır, ses yükselir, suçlama başlar. Haklı olmaya çalışır; anlaşılmayı değil. Bazıları sessizliği kırmak için iğnelemeye, can yakacak yerleri yoklamaya kadar gider. Niyet bu olmasa bile sonuç budur: Mesafe büyür.

Kadın içinse bu noktada konuşmak artık mümkün değildir. Güvende hissetmez. Sessizlik bir tercihten çok mecburiyete dönüşür.

Burada yaşanan şey bir iletişim sorunu değil, duygu yönetimi sorunudur. Erkek öfkesini yönetecek alan bulamaz; kadın kendini güvende hissedecek zemin.

Erkek neyi farklı yapabilirdi? Konuşmayı sürdürmek yerine konuşmayı askıya alabilirdi. Kaçmadan, kaybolmadan. Sesini yükseltmek yerine hızını düşürebilirdi. Sinirli olduğunu ve kırıcı olmak istemediğini söyleyebilirdi. Sessizliğe saldırmak yerine nedenini merak edebilirdi. Haklı olmaya değil, temas kurmaya çalışsaydı tartışma başka bir yere evrilebilirdi. Çünkü çoğu zaman kadın çözüm değil, anlaşılmak ister.

Kadın neyi farklı yapabilirdi? Suskunluk kendini korumak için başlar ama uzadığında mesafeye dönüşür. Tamamen kapanmak yerine sınır koyabilirdi. Konuşmak istemediğini söylemekle susup kaybolmak arasında büyük fark vardır. İlki netliktir, ikincisi belirsizliktir. Belirsizlik ise erkeğin en çok zorlandığı yerdir. Kadın suskunluğunu bir duvar gibi değil, mola gibi tanımlayabilirdi. Kırıldığını söylemek, susmaktan daha büyük bir cesaret ister.

İlişkilerde mesele kimin sustuğu ya da kimin bağırdığı değildir. Mesele, iki tarafın da aynı anda kaçmamayı seçip seçemediğidir.

Erkek öfkesini, kadın suskunluğunu yönetmeyi öğrendiğinde denge kurulur. Biri bağırarak, diğeri kapanarak zarar veriyorsa mesele haklılık değil; fark edebilme meselesidir.

Bazı kavgalar bitmez; sadece doğru şekilde konuşulmadığı için uzar. Bazı ilişkiler sevgi bittiği için değil, cesaret bittiği için biter. Suskunluğu olgunluk, öfkeyi güç sandığımızda kaçmayı kendimizi korumak zannederiz. Oysa ilişkiyi bitiren şey kavga değil; o kavgada kimsenin orada kalmaya cesaret edememesidir.

Ve en acı gerçek şudur: Yüzleşmeyen insan değişmez. Sadece susmayı ve bağırmayı daha iyi öğrenir.

YORUMLAR

06 Şubat 2026, 20.19
Uzun yılların verdiği tecrübeyle söylüyorum: Evlilikte veya her türlü ilişkide ,aşırıya ,şiddete varmamak kaydıyla kavga varsa iyidir, sağlıklıdır. O ilişki öyle böyle yürür gider...Ama taraflardan biri  tartışmalarda ısrarla susuyorsa, geçmiş olsun o ilişki bitmiştir...

Çok değişik konularda çok değişik fikirler yazıyorsun .Bu düşündüğünü gösterir .İyidir...
Eline sağlık , güzel yazıyorsun beğeniyorum..,
06 Şubat 2026, 22.11
Güzel yorumun ve paylaştığın tecrübe için çok teşekkür ederim Lale abla.Yazdıkların çok bilgili ve gerçek; suskunluğun ne anlama geldiğini en net haliyle anlatmışsın.Yazdıklarımın beğenilmesi beni gerçekten mutlu etti.Eksik olma, sağ ol.

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın