gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Yanlış hamle

14 Mart 2026, 18.42
A- A+
Bir zamanlar iki kalp vardı. 
Aynı ekrana düşen bir bildirimle günleri aydınlanan, aynı mesajla geceleri tamamlanan iki kalp.

Sabah uyanıldığında ilk refleks, telefonun kilidini açmaktı. Parmaklar sanki ezbere yazıyordu o kelimeyi: “Günaydın.” O tek kelime bütün günün ağırlığını kaldırmaya yetiyordu.

Gün içinde atılan küçük mesajlar, paylaşılan bir kahve fotoğrafı, yemek yedin mi? diye soran basit bir cümle… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu ayrıntılar, aslında görünmeyen bir bağın iplikleriydi. Her mesaj, o bağa atılmış yeni bir düğüm gibiydi.

Saatler geçse bile akıldaki düşünce hep aynı yerde dolaşırdı, Acaba şu an ne yapıyor? Bir lokma yemek yenirken bile aklın bir köşesinde aynı soru dolaşırdı. Belki aynı anda başka bir şehirde, başka bir masada, aynı düşünceyi taşıyan bir kalp daha vardı.

Zaman böyle aktı. Günler, geceler, uykusuz sohbetler…
Bir ilişkinin en sessiz ama en güçlü mimarı olan alışkanlık yavaş yavaş yerleşti hayatlarına
Fakat bu hikaye gürültüyle değil, sessizlikle kırıldı.

Bir gün aralarına görünmeyen bir mesafe girdi. Başta fark edilmeyen küçük bir serinlikti bu. Sonra o serinlik büyüdü. Büyüdü ve iki kalbin arasına buzdan bir duvar örmeye başladı.

Mesajların arası uzadı. Cümleler kısaldı.Geceleri bitmeyen konuşmaların yerini kısa cevaplar aldı.
Ve bir gün… kapıyı o kelime çaldı.

Ayrılık.

O an iki tarafta da aynı boşluk oluştu. Sabahları artık telefonun ekranı aydınlanmayacaktı. Bir zamanlar günün ilk düşüncesi olan o isim, artık yalnızca bir hatıraya dönüşecekti.

Karşı tarafın zihni bu vedayı kabullenmekte zorlandı.

Geriye dönüp duran düşünceler başladı. Sorular, cevap bulamadıkça büyüdü.
“Şu an bana yazdığı gibi başka birine mi yazıyor?”
“Bana güldüğü gibi başkasına da mı gülüyor?”

Bir süre sonra hayal gücü gerçeğin yerini aldı ve zihin kendi kurduğu karanlık senaryolara inandı.
İşte tam o noktada kalpteki sevgi bile hangi yöne akacağını şaşırdı.

Başta özürler geldi, ardından geri dönme çağrıları… Sonra sabırsızlık… sonra öfke…Sessizlik kırılmadıkça kelimeler sertleşti. Kelimeler sertleştikçe hakaretler büyüdü.Hakaretlerden de cevap alamayınca bu kez tehditlere sarıldı.

Oysa attığı her yanlış adım, karşı tarafın içinde geri dönüşü olmayan bir uçurumu biraz daha derinleştiriyordu.

Oysa içindeki gerçek duygu bambaşkaydı; bir zamanlar huzurla dolan o yerin yeniden nefes almasını istiyordu.

Fakat bunu yapmaya çalışırken karşısındakinin nefesini kestiğini bilmiyordu.Bir zamanlar canı kadar sevdiği o insanı yavaş yavaş oksijensiz bırakıyordu.

Ama yanlış yollar, yanlış alınan kararlar ve yanlış kullanılan kelimeler, en güçlü duyguların bile sesini boğmaya yetmişti.

Bir gün akla tehlikeli bir fikir düştü: Belki kıskanır. 

Başka sohbetler… başka ilgiler… başka ilişkiler…Birinin dikkatini çekmek için yapılan küçük oyunlar. Aslında bu hamlenin arkasında tek bir düşünce vardı: Karşı tarafın kıskanıp geri döneceğine inanmak. Ama bu, yanlış bir kararın yönlendirdiği hatalı bir adımdı.

Oysa böyle anlarda atılan tek bir hatalı adım bile geri dönüş yolunu tamamen kapatır. İçeride hala yeşerebilecek küçücük bir tomurcuk kalsa bile, o adım onun üzerine düşen son ayaz olur.
Ve o tomurcuk bir daha açmaz.

Sonrasında gelen şey artık öfkenin bile üzerini örten bir kesinlikti. Ve o kesinlik, her şeyin üzerine son noktayı koydu.
Bir sayfa kapandı.
Bir zamanlar çok değer verilen bir hikâye, artık kimsenin açmadığı eski bir kitabın sayfaları gibi tozlu raflara kaldırıldı.
Gece olduğunda karşı taraf sessizce yatağa uzandı. Odanın içi karanlığa bürünürken gözleri tavana takılı kaldı. Dakikalar geçiyordu ama zihni bir türlü susmuyordu. Düşünceler, kapısı açık bırakılmış bir oda gibi içeri doluyordu.

Sonra kendi kendine sorular sormaya başladı.
“Ben nerede hata yaptım?”
“Gözlerim nerede kör oldu da gerçeği göremedim?”

Cevap yoktu.Sadece ağır bir sessizlik vardı.Bir süre sonra sorguladığı kişi karşısındaki değil, kendi kalbi oldu. İçinden fısıldadı:“Nasıl güvendin?”

O an kalbinin yerinde taşıdığı şey ona ağır gelmeye başladı. Keşke mümkün olsaydı diye düşündü… Keşke elini uzatıp o kalbi yerinden sökebilseydi. Avuçlarının içine alıp paramparça edebilseydi. Sonra da hiçbir iz bırakmadan kaldırıp bir kenara atabilseydi.

Ama yapamadı… Kalbini söküp atamadı.Bu yüzden bütün o kırık parçalar hala içinde duruyordu. Onunla birlikte yaşayacak, zaman zaman canını acıtmaya devam edecekti.Ve bu düşünce bile onu fazlasıyla yormaya yetmişti.

Gerçek şu ki birçok ilişki sevgisizlik yüzünden bitmez. 
Yanlış zamanda yapılan yanlış bir adım koca bir hikayeyi sessizce sona götürür.
Ve geriye yalnızca şu gerçek kalır:
Bir kalbi kaybetmek bir anda olmaz. Sessizlik büyür, hatalar eklenir ve bir gün geri dönüş yolu fark edilmeden kapanır.

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın