gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

HAYIT KOKULU SEPETLER

05 Nisan 2026, 09.32
A- A+
Yaz sabahlarının ıssız bir tarafı olurdu kasabada. Ne horoz ötüşü erken uyanır ne de köpek havlaması fazla ileri giderdi. Hele hayıtlar çiçek açtıysa, rüzgâr bile mora çalan bir koku taşırdı. O mevsim, sanki herkes, her şey, güneşin sırtına dokunmadan önce durur, susar, beklerdi. Bir tek dedesi erkenden uyanırdı. Elinde tahrası, başında kasketi, çalılar arasında eğilip doğrularak hayıt dallarını keserdi.

“Bu dallar hemen örülmez,” derdi. “Damarı yumuşamalı, sabrı öğrenmeli.”

Kesilmiş hayıt dallarını birkaç gün bekletirdi. Zamanı geldiğinde, dal eline alındığında kıvrılır ama kırılmaz hâle geldiyse, işte o zaman başlardı örmeye.

Bir atölyesi yoktu. Gölgelik bir dut ağacının altıydı onun tezgâhı. Toprak, ayaklarının altına serilmiş eski bir halı gibiydi. Sol yanında, tahta saplı, ucu keskin, üç köşeli bir demir bıçak olurdu. O küçük aletle hayıt dallarını üçe bölerdi. Biri kalın, biri orta, biri en ince damar.

“Her dalın bir huyu var,” derdi. “Huyuna gitmezsen, örülmez.”

Önce sepetin çatısı kurulur, dört çift hayıt dalı artı şeklinde birbirine geçirilerek ilk iskelet hazırlanırdı. Ardından dip kısmı örülmeye başlanırdı. Bu örme bir tür sessizlik sanatına benzer, kelimeler sustuğunda eller konuşurdu. Dokuz yaşındaki çocuk, yere çöküp izlerdi dedesini. Ayaklarıyla sepeti bastırır, dizleriyle eğilir, ince dalları sıralar arasına geçirirdi.

Hayat da bazen bu dallar gibiydi. Eğilir, bükülür, bazen çatlar ama yine de örülürdü.

Bir seferinde, sepetin dibi örülürken yeni eklenen dalların yönü değişti. Dede bir an durdu. Sonra çocuğa dönerek, gözlerinin içine baktı: 

“Hayatta da öyle,” dedi. “Her şey aynı yöne gitmez. Sepeti sağlam yapan, iç içe geçişleridir.”

İlk ördükleri sepet küçük bir sepetti. İki avuca sığacak kadar küçüktü ama çocuk için bir hazine sandığıydı.

“Bu senin,” dedi dedesi. “İçine ne koyarsan, senin olur.”

O da içine kurumuş otlar, birkaç çakıl taşı ve dedesinin verdiği bir hayıt çiçeğini koydu. Çiçek zamanla kurudu, kokusu azaldı ama izi kaldı. Rengi soldu ama hatırası kalpten silinmedi.

Sonra bir gün, dede büyük bir köfün örmeye başladı. Kolları yorulsa da, gözleri bulanık görse de... O kulpsuz sepetin çatısını kurarken:

“Taşımak için değil,” dedi, “durmak için.”

O vakit ne demek istediğini anlayamamıştı çocuk. Sonradan öğrendi. O köfün, kilerde duvara yaslandı. Sonra dedesi hastalandı. Ve o sepet bir daha hiç doldurulmadı.

Yıllar sonra, dedesinin bıraktığı birkaç kuru hayıt dalını buldu. Biriyle küçük bir sepet örmeye çalıştı. Parmakları alışık değildi, dallar çatladı, bazıları kırıldı. Ama o koku… Mora çalan, toprağı andıran, sabırla harmanlanmış o koku... Hâlâ oradaydı. Sepet kokusu. Dede kokusu. Hayıt kokusu. Hayat kokusu.

Çünkü dedesi yalnızca sepet örmemişti. Çocuğu da örmüştü. Sabırla, sessizlikle... Hayıt dalları gibi, kırmadan ama eğerek…

Şimdi bazen, kuru ot kokularının ve toprağın çağrısına uyarak hüzünlü kiraz bahçelerinin diyarına gider. Çocukluğunun hayıt kokusunu içine çeker ve ona ilk eldivenini alan hayat arkadaşına götürmek için filizlerden kırarak bir tutam hayıt çiçeği hazırlar. Sonra da dedesi gibi bir hayıt dalını alır, elinde çevirir. Belki bir gün, o küçük çocuk yeniden gelir, dizlerinin dibine oturur. Belki bir sepet örülmez... Ama bir hatıra yeniden örülür.

Sepet dediğin yalnızca taşımaz… Anı biriktirir. Kokuyu, sabrı, suskunluğu…

Ve bazen çocukluğun güzel anlarını…



Elif Kaya - Bir Çocuk Sevdim

YORUMLAR

07 Nisan 2026, 15.23
Sevgili süreaşımı

"Okurken burnuma o hayıt dallarının ve toprağın kokusu geldi... Ne kadar zarif bir anlatım. Meğer dedelerimiz sadece sepet örmezmiş; bizi, sabrı ve hayatın o eğilip bükülen ama kırılmayan yanlarını da ruhumuza ilmek ilmek işlermiş. 'Sepeti sağlam yapan, iç içe geçişleridir' cümlesi kalbimde ayrı bir yer etti. Bizler de aslında o çocukluk anılarıyla örülmüş birer sepetiz; içimizde ne taşıyorsak o oluyoruz. Bu güzel ve buram buram vefa kokan paylaşımınız için teşekkür ederim. Yüreğinize sağlık."
08 Nisan 2026, 14.33
Değerli Nass.,

Bizler, papatyaların, gelinciklerin ve hayıt çiçeklerinin arasından geçerek büyüdük. O zamanlar sepetler bazen çanta, bazen de yüklerimizi taşıyan birer kovaydı. Kirazın, üzümün, incirin dalından kopup da ilk dokunduğu yer plastik kovalar değil, o emek dolu sepetler olurdu.

Güzel yorumunuz için teşekkür ederim.
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın