OLUR BÖYLE ŞEYLER 2. HİKÂYE: BİR İYİLİK YAPAYIM DEDİM
12 Ekim 2026, 20.00 A- A+
Ben kötü bir insan değilim. Hatta çevremdekiler iyi biri olduğumu söyler. Yalnız son zamanlarda iyilik yapmadan önce biraz düşünmeye başladım. Çünkü geçen perşembe, hiç tanımadığım bir kadına yardım etmek isterken kendimi onun nişanlısı olarak buldum. Üstelik kadının bundan haberi vardı. Benim yoktu.
Her şey mahalledeki fırında başladı. Sabah dokuz civarıydı. İki simit alıp eve dönecektim. Önümde kırklı yaşlarında, gayet şık giyinmiş bir kadın vardı. Elinde telefon, bir yandan konuşuyor, bir yandan çantasını karıştırıyordu. “Anne, sana kaç kere söyledim? Benim hayatımda kimse yok demedim, şu anda kimseyle görüşmüyorum dedim!” Biraz durdu, sonra gözlerini kapattı. “Hayır anne, ikisi aynı şey değil!”
Ben simitlere bakıyordum. Susamları bol olanları seçmeye çalışıyordum. Kadının özel hayatıyla ilgilendiğim yoktu. “Anne, kapatıyorum. Şimdi müsait değilim.” Telefonu kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra bana döndü. “Kusura bakmayın, biraz yüksek sesle konuştum.” “Yok canım, ne kusuru. Ben de annemle konuşurken bazen apartman duyuyor.” Güldü. “Sizinki de mi böyle?” “Benimki hayattayken öyleydi. Şimdi arada özlüyorum o sorgulamaları.” Kadının yüzü yumuşadı. “Başınız sağ olsun.” “Sağ olun.”
Fırıncı seslendi. “Abla, ne vereyim?” Kadın iki poğaça istedi. Çantasından cüzdanını çıkardı, kartını aradı. Bulamadı. Bir daha baktı. Sonra bütün çantayı tezgâha boşaltacak gibi oldu. “Allah Allah, kartımı evde unutmuşum.” Ben de dayanamadım. “Ben ödeyeyim, önemli değil.” “Yok, olur mu öyle şey?” “Alt tarafı iki poğaça. İleride siz de birinin simidini ödersiniz, hesap kapanır.” Gülümsedi. “Peki, çok teşekkür ederim. Ama size borçlu kalmak istemem.” “Merak etmeyin, faiz işletmiyorum.”
Kadın güldü. Ben de ödedim. İki simidimi alıp çıkacaktım ki arkamdan seslendi. “Bir dakika! İsminizi öğrenebilir miyim?” “Murat.” “Ben de Aysel. Memnun oldum.” “Ben de.” “Telefon numaranızı verir misiniz? Parayı göndereyim.” “Gerek yok gerçekten.” “Lütfen, içim rahat etmez.” Numaramı verdim. Kadın telefonuna kaydetti. Tam o sırada kendi telefonu çaldı. Ekrana baktı, yüzü değişti. “Yine annem!”
Sonra bana baktı. Öyle bir baktı ki insanın başına bir iş geleceği belliydi. “Murat Bey, sizden küçücük bir ricam olabilir mi?” “Buyurun.” “Annemle iki dakika konuşur musunuz?” Şaşırdım. “Ben mi?” “Evet.” “Niye?” “Bir erkek sesi duysun. Hayatımda biri olduğuna inansın da biraz rahat bıraksın beni.”
Bir an düşündüm. Sonuçta kadın haklıydı. İnsan bazen annesinin merakından kurtulmak için olmadık şeyler yapabiliyordu. “Peki,” dedim. “Ne söyleyeceğim?” “Merhaba deyin yeter.” Telefonu elime verdi. “Alo, iyi günler.” Karşıdan tok bir kadın sesi geldi. “Sen kimsin?” “Murat ben, efendim.” “Hangi Murat?” Bir an duraksadım. “Normal Murat.” “Nasıl normal Murat?” “Yani, Bildiğiniz Murat.”
Kadın sustu. Sonra birden bağırdı. “AYSEL! SEN BENDEN BİR ŞEY Mİ SAKLIYORSUN?” Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Aysel gülmemek için ağzını kapatmıştı. “Yok efendim,” dedim. “Biz sadece,” “Sen kızımla mı görüşüyorsun?” Aysel karşımdan başını salladı. Evet dememi istiyordu. “Evet efendim.” “Ne zamandır?” Aysel iki parmağını kaldırdı. “İki senedir,” dedim.
Kadının gözleri büyüdü. Meğer iki dakika demek istiyormuş. Telefondaki anne bir çığlık attı. “İKİ SENE Mİ?” Aysel başını ellerinin arasına aldı. Ben de telaşlandım. “Yok efendim, yanlış söyledim.” “Ne kadar?” “İki dakika.” Sessizlik oldu. “Benimle dalga mı geçiyorsun sen?” “Estağfurullah, ne haddime!” Aysel telefonu elimden aldı. “Anne, sonra konuşacağız!” Kapattı. Birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra kahkahaya boğuldu.
“İki sene ne demek Murat Bey?” “İki parmağınızı kaldırdınız!” “İki dakika demek istedim!” “Hanımefendi, ben nereden bileyim? İşaret dili bilmiyorum!” İkimiz de gülmeye başladık.
Tam o sırada telefonuna mesaj geldi. Okudu, yüzündeki gülümseme kayboldu. “Eyvah!” “Ne oldu?” “Annem yarın akşam yemeğe çağırıyor.” “Güzel, gidin.” “Sizi de.” Simit poşetini biraz daha sıkı tuttum. “Beni niye?” “İki senedir görüştüğüm adamı tanımak istiyormuş.” “Hanımefendi, biz daha iki dakikadır tanışıyoruz!” “Annem bilmiyor.” “Öğrensin!” “Öğrenirse beni bir ay rahat bırakmaz.”
Bir süre düşündüm. “Bakın Aysel Hanım, ben size iki poğaça aldım. Bu işin düğüne kadar gitmesini istemiyorum.” Kadın öyle bir güldü ki fırıncı bile tezgâhın arkasından bize bakmaya başladı. “Tamam, tamam,” dedi. “Ben hallederim.”
Vedalaşıp ayrıldık. Ben de eve döndüm. Simitlerimi yedim. Çayımı içtim. Konunun kapandığını düşündüm. Meğer daha yeni açılmış.
Ertesi sabah telefonum çaldı. Tanımadığım bir numaraydı. “Alo?” “Murat Bey?” “Buyurun.” “Ben Aysel’in annesi, Neriman.” Bir anda doğruldum. “Buyurun Neriman Hanım.” “Evladım, dün biraz heyecanlandım. Kusura bakma.” “Estağfurullah.” “Benim kızım biraz içine kapanıktır. İki senedir senden hiç bahsetmemiş.” “Evet, o konuda ben de şaşkınım.” “Nasıl yani?” “Yok, bir şey.”
“Bak oğlum, biz ailecek açık insanlarız. Kızımı seviyor musun?” Bu soruya hazırlıklı değildim. “Neriman Hanım, ben Aysel Hanım’ı henüz,” “Henüz ne?” “Yani tam olarak tanımıyorum.” “İki senedir tanımıyorsun da ne yapıyorsun evladım?” Haklıydı. Kadının açısından bakınca ben de kendimden şüphelenmeye başlamıştım. “İş güç işte,” dedim.
“Ne iş yapıyorsun?” “Sigortacıyım.” “Sigortacı mı? Ay ne güzel! Bizim evin sigortası da bitiyor.” “İsterseniz yardımcı olurum.” “Olursun tabii. Artık yabancı değilsin.” Bir an durdu. “Bu akşam yedide bekliyoruz.” “Neriman Hanım, aslında ben,” “Bak oğlum, kızımın kalbini kırma. İki senedir saklamış sizi. Demek ki ciddi düşünüyor.” Telefon kapandı.
Ben bir süre elimde telefonla oturdum. Daha dün iki poğaça almıştım. Bugün aileye giriyordum.
Aysel’i aradım. “Günaydın Murat Bey.” “Pek günaydın sayılmaz.” “Ne oldu?” “Anneniz aradı.” “Ne?” “Bu akşam yemeğe davet etti.” Kadın bir süre sustu. “Benim annem sizi nereden buldu?” “Onu ben de bilmiyorum.” Sonra aklıma geldi. “Dün numaramı size vermiştim.” “Evet ama anneme vermedim.” “Demek ki bir şekilde bulmuş.”
Aysel iç çekti. “Benim annem birini bulmak isterse bulur. Geçen sene kaybolan kedimizi üç mahalle ötede bulmuştu.” “Ne güzel.” “Kedimiz kaybolmamıştı. Komşunun kedisiymiş.” Gülmeye başladım. “Peki, şimdi ne yapacağız?” “Bilmiyorum.” “Annenize gerçeği söyleyin.” “Söyleyeceğim.” “Ne zaman?” “Akşam yemekten sonra.” “Ben niye geliyorum o zaman?” “Çünkü sizi de çağırdı.” “Hanımefendi, ben çağrıldığım her yere gitmiyorum!” “Biliyorum ama annem sizi bekliyor.”
Bir süre sustum. “Ne yemek yapıyor?” “Etli yaprak sarma.” “Zeytinyağlı mı?” “Etli dedim ya.” “Tamam, yedide oradayım.” Aysel kahkahayı bastı.
Akşam saat yediye beş kala kapıyı çaldım. Elimde bir kutu çikolata vardı. Çiçek almayı düşündüm ama yanlış anlaşılmasından korktum. Zaten yeterince yanlış anlaşılmıştım.
Kapıyı Neriman Hanım açtı. Kısa boylu, gözlüklü, güler yüzlü bir kadındı. “Ayyy Murat! Hoş geldin oğlum!” Daha ben ayakkabılarımı çıkaramadan sarıldı. “Hoş bulduk efendim.” “Ne efendimi? Anne de bana!” Bir an durdum. “Neriman Hanım desek?” “Şimdilik olsun bakalım.”
İçeri girdim. Salonda Aysel oturuyordu. Beni görünce gözlerini kapattı. Yanına yaklaştım. “Merhaba.” “Merhaba Murat Bey.” “Anneniz bana anne dedirtmeye çalışıyor.” “Biliyorum.” “Babanız da var mı?” “Var.” “Ne iş yapıyor?” “Emekli polis.” Olduğum yerde kaldım. “Polis mi?” “Evet.” “Hanımefendi, ben bu evden sağ çıkabilecek miyim?” Aysel gülmemek için dudaklarını ısırdı.
Tam o sırada salona uzun boylu, ciddi yüzlü bir adam girdi. “Demek Murat sensin.” Ayağa kalktım. “Evet efendim.” “Ben de Aysel’in babası, İhsan.” “Memnun oldum.” Elimi sıktı. Öyle bir sıktı ki parmaklarım birbirine karıştı. “Otur bakalım.”
Oturdum. Karşıma geçti. “Ne iş yapıyorsun?” “Sigortacıyım.” “Evli misin?” “Hayır.” “Daha önce evlendin mi?” “Evet.” “Çocuğun var mı?” “Bir oğlum var.” “Kaç yaşında?” “Yirmi.” “Güzel.” Bir süre sustu. “Peki, kızımla ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun?”
Su içiyordum. Bardak elimde kaldı. “Efendim?” “İki senedir görüşüyormuşsunuz.” Aysel hemen araya girdi. “Baba, aslında, ” İhsan Bey elini kaldırdı. “Dur kızım, erkek erkeğe konuşuyoruz.” Bana döndü. “Bak Murat, ben açık konuşurum. Kızım kırk dört yaşında. Sen kaç yaşındasın?” “Kırk dokuz.” “Güzel. Yaşlar uygun.”
İçimden, Neye uygun? diye geçirdim ama söylemedim. “Ev var mı?” “Var.” “Araba?” “Var.” “Birikim?” Bir an düşündüm. “Biraz.” “Ne kadar biraz?” “Neriman Hanım’ın sarmalarını yedikten sonra konuşsak?” Adam birden güldü. “Ulan, sen de benim gibiymişsin!” İlk defa rahat bir nefes aldım.
Yemek masasına geçtik. Neriman Hanım gerçekten harika sarma yapmıştı. İhsan Bey ikinci tabağıma da koydu. Aysel karşımdan bana bakıp gülüyordu.
Bir ara Neriman Hanım sordu. “Peki çocuklar, nerede tanıştınız?” Aysel’le göz göze geldik. “Fırında,” dedim. “Ne güzel! İki sene önce mi?” “Yok, dün.”
Masada sessizlik oldu. Aysel başını eğdi. Ben çatalımı bıraktım. Neriman Hanım gözlüğünü düzeltti. “Nasıl dün?”
Derin bir nefes aldım. “Neriman Hanım, şimdi size bir şey anlatacağım. Ama önce söz verin, kızmayacaksınız.” Kadın bana baktı. “Anlat bakalım.” “Biz Aysel Hanım’la dün sabah fırında tanıştık. Kendisi kartını unutmuştu. Ben iki poğaçasını ödedim. Sonra siz aradınız. O da benden sizinle konuşmamı rica etti. Ben de yanlışlıkla iki senedir görüştüğümüzü söyledim.”
İhsan Bey bana baktı. “Yani iki senedir görüşmüyorsunuz?” “Hayır.” “Daha dün tanıştınız?” “Evet.” “Sen iki poğaça mı aldın?” “Evet.”
Adam bir süre sustu. Sonra kahkahayı bastı. “NERİMAN! SEN İKİ POĞAÇAYA DAMAT BULMUŞSUN!”
Neriman Hanım önce kocasına, sonra kızına, sonra bana baktı. “Ben nereden bileyim! Telefonda iki sene dedi!” “İki parmak kaldırdı!” dedim. Aysel de gülmeye başladı. “Ben iki dakika demek istemiştim!”
İhsan Bey gülmekten gözlerini siliyordu. “Ulan Murat, sen de iki dakika tanıdığın kadının annesine iki sene mi dedin?” “İhsan Bey, ben o sırada simit alıyordum. Hazırlıksız yakalandım!”
O akşam hepimiz uzun uzun güldük. Hatta Neriman Hanım bile sonunda dayanamadı.
Ama yemek biterken bana döndü. “Peki Murat, madem gerçekleri öğrendik, sana bir şey soracağım.” “Buyurun.” “Kızımı beğendin mi?” Aysel hemen itiraz etti. “Anne!” “Ne var kızım? Soruyorum işte.”
Ben Aysel’e baktım. O da bana bakıyordu. Gülümsedim. “Beğendim Neriman Hanım.” Kadının yüzü aydınlandı. “Eee?” “E’si şu, Önce bir kahve içsek, iki seneyi sonra düşünsek?” İhsan Bey masaya vurdu. “İşte bu! Adam doğru söylüyor!”
Aysel gülerek başını salladı. “Olur,” dedi. “Ama kahveyi ben ısmarlayacağım.” “Neden?” “İki poğaça borcum var.”
O gece evden ayrılırken Neriman Hanım kapıya kadar geçirdi. “Murat oğlum, yine gel.” “Teşekkür ederim.” “Bak, çekinme. Artık yabancı sayılmazsın.” “Sağ olun.” “Bir de evin sigortasına bakarsın.” “Tabii.” “Bir de bizim arabanın.” “Olur.” “Bir de İhsan’ın yazlık var” “Neriman Hanım, ben sizin kızınızla mı tanıştım, sigorta şirketi mi açtım?”
Kadın kahkahayı bastı. Tam çıkarken elime bir saklama kabı tutuşturdu. “Al oğlum, sarma koydum. Evde yersin.” Teşekkür edip çıktım.
Asansöre bindiğimde telefonuma Aysel’den mesaj geldi.
Eve sağ salim vardınız mı? Daha asansördeyim. Annem sizi çok sevdi. Belli. Üç ev, iki araba sigortalatacak. Babam da sevdi. O biraz korkuttu. Aslında çok iyi adamdır. Elimi sıkarken üç parmağımı kaybettim.
Aysel gülen yüz gönderdi. Sonra bir mesaj daha geldi.
Peki, yarın kahve içiyor muyuz? Olur. Ama bir şartım var. Neymiş? Anneniz gelmeyecek.
Cevap hemen geldi. Merak etmeyin, gelmeyecek.
Rahatladım. Tam telefonu cebime koyacaktım ki yeni bir mesaj geldi.
Ama babam sizi cumartesi balığa götürmek istiyor.
Asansörün kapısı açıldı. Bir süre ekrana baktım. Sonra cevap yazdım.
Peki, balık tutmayı biliyor muyum diye sormadı mı? Hayır. İyi. Çünkü bilmiyorum. Sorun değil. Babam da bilmiyor.
Gülmeye başladım.
Eve girip sarmaları buzdolabına koydum. İki simit almak için çıktığım bir sabahın beni nerelere getirdiğini düşündüm.
Tam o sırada telefonum çaldı. Neriman Hanım’dı.
“Alo, Murat oğlum?” “Buyurun Neriman Hanım.” “Bir şey soracağım. Senin oğlan kaç yaşındaydı?” “Yirmi.” “Bizim komşunun da yirmi bir yaşında kızı var. Üniversite okuyor. Çok da güzel kızdır.”
Gözlerimi kapattım.
“Neriman Hanım” “Efendim oğlum?”
“Ben yarın fırına gitmeyeceğim.”
SON


YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir