gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

KÖKLERİN VE OTLARIN AHVALİ - Ağır Kök - Sarı Sarmaşık

03 Kasım 2026, 17.58
A- A+
Ağır Kök

Adam’ın bakışları, tezgâhın kuytu köşesine bırakılmış, ağzı açık küçük bir kutunun içinde, yarı gölgede kalmış nemli ve koyu renkli köklere takıldı. Elini kutuya doğru uzattı, fakat köklere dokunmaya cesaret edemeyip parmaklarını havada durdurdu. Yüzündeki kaslar seğirdi. Sanki o köklerde, kendisine yapılan haksızlığı bildikleri hâlde tek kelime etmeyen tanıdıklarının yüzlerini görür gibiydi. Bakışlarını kutudaki köklerden ayırmadan kısık bir sesle sordu:

— Peki ya hakikati bildikleri hâlde kılıçlarını kınlarında tutanlar? Kötülüğün sürmesine kendi sessizlikleriyle ortak olmuş sayılmazlar mı usta?

Bahir Efendi, yüzündeki derin çizgiler birbirine yaklaşırken kutunun içindeki koyu renkli, ağır köklerden birini dikkatle alıp tablanın üzerine bıraktı. Parmak uçlarında ve tırnak kenarlarındaki yarıklarda, kuytu topraklardan kazıyıp çıkardığı köklerden bulaşan kurumuş çamur, katman katman esmer lekeler hâlinde duruyordu. Bu ellerdeki hikmet, toprağın neminden, çilesinden ve bizzat kendi tırnaklarıyla kazıdığı çamurdan süzülmüştü.

— Haklısın evlat, dedi Bahir Efendi. Sesi, duvarların dibinde kalmış eski bir mahzen serinliği taşıyordu. İyilik ile kötülük her zaman aşikâr kılıçlarla ayrılmaz. Bazen fenalık gözle görülmez, lakin gölgesi toprağın altından yürür. Bu gördüğün, benim “Ağır Kök” diye andığım o suskun karanlıktır. Toprağın altında yaşayan bazı kökler ve mantarlar gibi görünmeden yayılır, üstünde yaprak, dal yahut çiçek görünmediği hâlde aşağıda kendisine mahsus bir âlem kurar. İnsan da böyledir. Bazı kötülükler göz önünde işlenmez, insanın sustuğu yerde kök salar.

Bahir Efendi bir an sustu. Bulutlara karışmış o süzgün öğle sonrası aydınlığı, tablanın üzerindeki kökün nemli yüzeyinde belli belirsiz parladı. Ardından sözünü sürdürdü:

— Ağır Kök doğrudan zehir saçmaz, hiçbir gövdeye açıkça saldırmaz. Asıl marazı, hakikatin ışığına çıkmaktan ve onun yükünü sırtlanmaktan kaçmasıdır. Sırrı köklerinde saklar. “Düzen bozulmasın, huzur kaçmasın, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek hakikatin üzerini örter. Oysa hakikat, nemli ve karanlık yerde uzun müddet tutulduğunda yalnız saklanmaz, orada çürümeye başlar. Bir zaman sonra o çürümenin kokusu toprağın üstüne kadar çıkar. İnsan da kendi sükûnetini muhafaza etmek uğruna başkasının uğradığı haksızlığa göz yumduğunda, farkına varmadan kötülüğün toprağını bellemeye başlar.

Bahir Efendi’nin sesi iyice ağırlaştı:

— Bu kökün zararı açık değildir, fakat kötülüğü görüp susan insan, kötülüğün büyüyeceği toprağı kendi eliyle hazırlamış olur. Her suskunluk suç değildir, kimi suskunluk korkunun, kimi aczin, kimi şaşkınlığın eseridir. Lakin hakikati bilip sırf kendi huzurunu muhafaza etmek için susmak başka şeydir. O, zamana yayılmış sinsi bir vebaldir. İnsan bazen bir kötülüğe eliyle ortak olmaz, fakat dilini geri çekerek onun önünü açar. İşte böyle suskunluklar, insanın defterine mürekkebi görünmeden yazılır.

Bahir Efendi, bitki özlerinin kararttığı elleriyle kökü tablanın üzerinde hafifçe çevirdiğinde, tırnak diplerinde birikmiş toprak kırıntıları ahşap yüzeye incecik bir toz hâlinde döküldü:

— Şu kökü toprağın bağrından çıkarırken, yanı başında büyüyen Dağ Çiğdemi’nin yumrusuna kadar uzandığını gördüm evlat. Ağır Kök’ün kalın uzantıları, çiğdemin kök salacağı alanı daraltmış, suyuna ve gıdasına ortak olmuştu. Yeryüzünde izi pek belli olmayan bu sessiz yayılma, zamanla çiğdemin gelişip serpilmesini sekteye uğratacaktı. Suskunluk da böyledir, zararı göz önünde büyümez, fakat fark edildiğinde bir başkasının tutunacağı toprağı çoktan daraltmış olur.

Adam’ın bakışları önce tablaya dökülen o ince toprak tozuna, ardından yere indi. Bahir Efendi, Ağır Kök gibi derinlerde susan, sükûnetlerinin ardında ne taşıdıklarını ele vermeyenlerin, Dağ Çiğdemi gibi masumların toprağında bıraktıkları izlerin Adam’da uyandırdığı kederi sezmiş, fakat üzerine gitmemişti. İyi insanların, suskun kalarak kötülüğe ortak olanlar adına da utanç duyabileceğini biliyordu.

✦ ── ✿ ── ✦
 

Sarı Sarmaşık

Adam bu kez tavandan sarkan otların arasında, sicim gibi ince, sarımtırak dalları ve kurumuş küçük yapraklarıyla şeklini hâlâ koruyan bir sarmaşık dalını işaret ederek sordu:

— Peki ya şu? Zarafetinin ardına gizlenen, sarımtırak bitki nedir, kimdir?

Bahir Efendi tablanın üzerinde duran Ağır Kök’ü alıp tezgâhın kuytu köşesindeki kutusuna geri yerleştirdikten sonra tezgâhın arkasındaki eski ahşap sedire biraz daha ağırlığını vererek öne doğru eğildi. Sedirin ağırlık altında esnemesiyle dükkânın sükûnetini bölen derin, kıymıklı ve tok bir gıcırtı yükseldi. Sanki kuruyan ulu bir çınarın gövdesi rüzgârda içten içe yarılıyordu. Ardından, bir maşa vasıtasıyla tavandan sarkan ot demetlerinin arasından aldığı sarmaşık dalını tablaya bıraktı ve tablayı hafifçe sürüyerek önüne doğru kaydırdı.

— Bu, sarmaşığın insan suretine bürünmüş hâlidir, dedi Bahir Efendi. Her sarmaşık zehirli değildir, tabiatta sarılıp yükselmek onun yaradılışının bir parçasıdır. Lakin insan, tabiatın bir hâlini hırsına alet ettiğinde başka bir felaket ortaya çıkar. Sarmaşık toprağa tutunur, bir gövde bulur, onun sayesinde ışığa yükselir. Tabiat için bu bir usuldür, insan içinse başkasının kuvvetini kendi yükselişine merdiven etmek, karanlık bir hesabın başlangıcıdır.

Sarmaşığın ince dallarından birini maşanın ucuyla hafifçe kaldırdı:

— Önce sığınır gibi görünerek gövdeye tutunur, sarıldıkça o gövdenin üzerinde kendi ağırlığını artırır. Bir müddet sonra sarıldığı ağacın ışığına ortak olmakla kalmaz, onun güneşini kesmeye başlar. İşte hırsın en tehlikeli sureti budur: Kendisini muhtaç gibi gösterir, fakat nihayetinde sığındığı şeyi esir almak ister.

Dalın kıvrımlarını inceleyerek devam etti:

— Kötülüğün en sinsi şekillerinden biridir bu. Çünkü ilk sarılış dostluk, vefa yahut sığınma gibi görünür. İnsan, kendisine yaslananı incitmek istemez. “Bana ihtiyacı var,” der. Oysa bazıları ihtiyaç ile sahip olmayı birbirine karıştırır. Bir gün gelir, sarıldığı gövdenin nefes almasına bile izin vermez. Sen onu koruduğunu, ona kol kanat gerdiğini sanırken o seni kendi yükselişinin dayanağı hâline getirmiştir.

Adam sorusunu fısıldadı:

— Yani hırs mı usta?

— Hırs evlat, dedi Bahir Efendi. Fakat çıplak ve kaba hâliyle değil... Zarafetle giydirilmiş, mahcubiyet süsü verilmiş hırs... Öyle bir hırs ki kendisini sana muhtaçlık suretinde gösterir. Zamanla senin iyiliğini kendi hakkı, senin fedakârlığını kendi tabii nasibi saymaya başlar. İşte o vakit sarmaşık, dayandığı gövdenin etrafında dolanmakla kalmıyor, o gövdeyi boğarak kendi varlığını onun kemikleri üzerine kuruyor demektir.

✦ ── ✿ ── ✦



Göksel Baktagir - Boş Kumsal

Önceki Bölümler: 

Mukaddime (1) ve Eşik (2):
https://www.gamyun.net/bloglar/%20173696/koklerin-ve-otlarin-ahvali---mukaddime--esik.html

Şerbet (3):
https://gamyun.net/bloglar/%20173708/koklerin-ve-otlarin-ahvali---serbet.html

Nar, Dağ Çiğdemi, Akzambak, Mürver Çiçeği (4) ve Yabani Papatya, Çobançantası (5):
https://www.gamyun.net/bloglar/%20173714/koklerin-ve-otlarin-ahvali---nar--dag-cigdemi--akzambak--murver-cicegi---papatya--cobancantasi.html

YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış :( Yazık ama blog sahibi senin yorumunu bekliyor olabilir

Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın