gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

Kulağında Yer Açan Sessizliklere Gelesin :)

03 Şubat 2021, 23.47
A- A+
Gece. 21:0. Ay, dolumuna hazırlıkta. Işığı dağa vuruyordu. Kar rengi bu yüzden turkuaza döndü. Kuşburnu meyvesinin çeyreğinden hallice boyda yağan kar beyaz değildi. Küçük led lambalar gibiydiler. Hatırlayamıyorum. Çizmelerimi giydim. Üzerimde tişört altımda uykuluk bir şey. Ev kapısı alanını hayata çeviren brandada çayımı içiyorum. Çay bitti. Çabuk bittiğinin farkındayım. Soğutmuşum. Kar burada her an tipiye dönüşür. Yakılmak için kapıda parçalanan odunlar ıslanıyorlar. O yüzden branda. 


Elimde fener ile etrafa ışık tuttum bir süre. Diğer elimde büyük su kovası. Attığım ilk adımıma dizimden içeri giren kar hoş geldin dedi. Onun dünyasında onun beyazlığına biat etmeni isterse edersin. Kemden kümden anlar gibi dursa da bunun yerine seni kandırır. 


Derenin aktığı havuza 15 metre kaldı. Aslında demin de 15 metreydi. Başka şeyler yazdığım için ikinci adımı atmadım. Ama 14 metre kalsaydı keşke. Buna sevinirdim. Sevineceğim bir şeyler ne kadar çoklarmış. Haliyle her an yeni bir şükür seansı rüzgarında tutunmak da mesele oluyor. Meğer ne çok ilginçmişim. Daha önce de bir yolculuktaydım ama o yolculuk hileler ile doluymuş. O yolculukta trafik ışıkları kurgulamışım. Kalabalık caddeler ve yürüyen insanlar oluşturmuşum. Kendime bir matriks yapmışım. Kurduğum o dünyada gereksiz yapılaştırdığım o duraklarda çok beklemişim. Şimdi dışarıdan baktığım o dünya, meğer billurla örtülü steplerden oluşan uçsuz bucaksız bir yolmuş. Olsun. Bana ne o kaybetti. 


Kaza yapmak, yolda yürürken birilerine sağda solda yer açmak, acıkmak doymak gezmek sinirlenmek sevinmek mağazalara girmek ve/veya aklımda kurguladığım bütün o durakların her birine uğrarken ben de biraz kaybettim tamam dert değil. Dert anladığım binlerce teferruat gerçekten teferruat değillermiş.

Elimdeki feneri önüme tuttum ikinci adımımı attım. Bir çukur oluşmuş. Çökme olmuş. Kar 3 parmak çıktı baldırıma. Taze olması sevindirdi. Ayağımı çizmeyle çekmem imkansız olurdu. Ölüm sessizliğinde ses çıkaran bir savaş ordusu komutanı misali, diğer ordunun komutanıyla konuşmak için meydana doğru yürüyorum. Yağan karın; taş çalı altından, orman içinden osurup posurup öten uluyan mahlukatın sesini duymamı imkansızlaştırması sinirleri ayrı bir geriyor. Burada 1 km uzaktan nidası gür çıkan bir hayvanın sesi normalde duyulur. 


Senden 200 metre uzaklıkta konuşan bir insanın sesini burada duyarsın. İşitme gücün çok iyiyse ne dediğini bile anlarsın. 


Etrafta çıt yok. Kara vuran çizmeler ve çıkarttıkları çatırt çuturt kara batma sesi. Bir de derenin sesi. Ohh dünya varmış dedim onu gördüğümde. Dere deyip geçme, o çıkardığı şırıl şırıl dökülüş sesine ne zaman nerede ihtiyaç duyacağına dair bir fikrin oldu. Sağır odalar var ya onlar gibi. 


Öyle bir sesszilik ki kulağını aşağıya indir kalp atışını dinle. Bu yüzden sağır odalarda hiç kimse uzun süre kalamaz.Bedenimizdeki sistemlerin hiç bir sese benzemeyen ritimleri ve sesleri var. Tahammül edilemiyor. Sessizlik sana başka bir şey duyuruyor. Ne acayip di mi? 
Gerçek sesler. Kulak çınlaması geyiği değil. Steteskop kullanan doktorlarda keşfedilmeyi beklemeyen yan etkileri olmuyorsa şanslılar. Evrende yalnız değilmişim rahatladım. 


Çizmelerimin içinde değişik bir soğuma derecesine geçen kuzen element kardeşlerinin selametleri için ata sözleriyle onları sürekli motive eden havuzdaki buz tabakası isimli bilge büyüklerine kulak kesilmek en son isteyeceğim bir şey olsun artık. Dua ediyor işte dikkati dağılmasın. Unuttum biliyor musun? Havuzun bilge buzunun üstünde bir karga vardı. 

Yürüyordu. O saatte buzun üstünde ne halt ediyordu acaba. Siyah beyaz olan kanadı bi tuhaf renge çalınmıştı buzun üstünde. Ay ışığı bir yandan, üstüne bir de havuzdaki buzun ışıltısının orda bir noktada kırılmasındandı galiba öyle hiçbir renge benzemeyen o aralık tonun oluşumu. 

Bunu unuttum. O görüntüyü hatırlamam gerekiyor. Moral bozuyor. 


Çok bi cümlelerin üzerine kurulacağı o rengi hatırlama, falanca konuyu hatırlama ondan sonra ben öyleyim ben şöyleyim diyip kandırırım kendimi. O var dı işte. Bir de dere. Dere ses çıkardı, karga da değişik bir renkle ses çıkardı. Hangi mantığa dayanıp o rengi hafızamdan sildim acaba. 


Kovaya akan suyun, derenin havuza vuran sesinden daha cılız bir sese dönüşmesi ilgisini çekti. Bana baktı. Ben de ona baktım. İnsan baktığında bakılmaz tabi. Al işte bir geri zekalı, kim bilir kendince nasıl bir parazitli gerekçe uydurup bakıyor denir bakılmaz. Çünkü derdini konuşarak söyleyebileceğini unuttuğu için mal mal bakmasına ihtimal vermeyiz. Bunun yerine, kusur aramak üzere yaşamak zorunda olan bir fakir deriz ve kaale almayız. 


Ama bir karga, bir ayı, bir domuz, bir geyik, bir kurt, bir köpek, bir gelincik, bir tilki, bir sansar, bir porsuk eğer sana bakıyorlarsa sen de onlara bakarsın. Çünkü onlar konuşmayı bilmeyen varlıklardır. Bakışlarına karşılık verdiğinde ellerine balta alıp odunları kırmanda yardım etmeyecekler. 


Ya da kardan kapanan yolları açmak için klanındaki kargalarla imece çalışması yapıp yolları açmayacaklar. Beklentisi senle ahbap olmak falan da değil zaten. Kaale alınılmaları. Dikkat çekici bir ilginçlikte olduklarının onlara hissettirilmesi. Sonuçta bu vahşi doğada önlem amaçlı da beni kesiyorlar. Ama o sıra onunla aramda 6-8 metre olduğu için buna ihtimal vermiyorum. 
Korkmamıştı. 

Sakin bir yürüyüşü vardı. Buza gaga vurmaya başlayınca üçüncü bir sesle de tanışmış oldum o dakikada. Kovanın ağırlığı, kollarıma düşen ve nasıl oluyorsa çok geç eriyen kar tanelerinin soğuğunu dindirdi. Ensemden omuzlarımdan boynumdan içeri giren karları ara konu yapmaya hiç gerek yok. 

Onlar içerde kardan adam yapmak için ayrı bi alemde mutlular zaten. Elimdeki fenerle karganın önündeki açıklığa ışık tutup teşekkür ettim oradan ayrılırken.  

Hayat girişinde durdum. Süpürge fırçasıyla çizmelerdeki karı temizledim içeri girdim. Sonra çıkardım ters çevirip bıraktım. Eşikteki terliğimi giyip eve girdim. Suyu tuvalete götürüp odama geldim. Çoraplarımı çıkardım. Kurumaları için yanan sobaya karşı serdim. 15 gündür donan sular [toprakta kar erimedikçe nisan ortasına kadar don] ve susuz ev çeşmelerimiz olmasaydı o 15 adımdaki hayat kesiti olmayacaktı. Sadece tek bir gerekliliği yerine getirmek için. 
Sadece bir kova su. 


Gereklilik 1 birim hak edişlikte, onu elde etmek 10 birim zahmetlikte. Şehirde en abartılısı bilemedin 1’e 3 çalışan bu döngü burada 1'e 10. Yaşamak istiyorsan yürüsen de olur. Ama burada koşmak bi yana kendinden önde koşmak zorunluluğu var. İleriden koşan sen, geride kalan seni görüyor, anlıyor, onu sana anlatıyor. İkna ediyor. Rehberlik yapıyor. 


Ama bu kadar koşuşturma içinde karşına ne zaman nerede çıkacağı bilinmeyen bir 15 adımlık hikayemutlaka çıkıyor. Bu olduğunda dinleniyorsun. 
Sonra tekrar öyle bir dinlence kalitesini aramak için tekrar yorulmaya başlıyorsun. 
Bu sözümü cidden sevmedim. İstediğimde hortluyormuş demek ki. Daha fazla yazmasam iyi olur.  

Sitede kısa cümleler seven arkadaşlara jest olarak yazılan bir blogtur. Bunu severek yaptım. İlk kez yaptım ve sevdim. Uygulaması kolay geldi. Eğlenceli de cidden. 

Ama aralara da; uzun ve birbirlerindeki bana kah toz püskürten kah parlatan ifadelerimi severek okuyan arkadaşlar için birkaç lüzumluk eklemeyi unutmadım. Bir insanı unutmamayı bilmek çok güzel. 


İlk kez di. Çarpışan otoya bindiğimdeki gibi oldum. Abim sürüyordu. Arabada gezerken hiçbir yere tutunmamıştım. Arkadan bir araba çarptı burnum torpidoya vurdu. Şimdi de bu blog içinde öyle gezdim. Bu anımın içinde kaza geçirmem imkansız olduğu için. Çünkü eskideki dünyamda kurguladığım halüsinasyonlar burada yok. Burada sadece çok güzel 15 adımlar var. Bir fotoğraf çekmiştim onu aslında dicektim taa ne zaman aklıma geldi ya yuh :(( Daha neler unuttum acaba.

Anca bu kadarını diyebiliyorum :) Şarkılar olmasa çoktan ölmüştüm :)

YORUMLAR

05 Şubat 2021, 16.03

Biz, en azından ben, birini okuyup yorumlayana kadar epeyce bir cebelleşiyor(uz)-um kelimelerinle, sen daha ilki düşmeden sayfadan ikinciyi ekliyorsun. :)

Şimdilik son cümleyi okudum; etkilendim. Başa da dönerim inşallah.


05 Şubat 2021, 18.24
Evet yav önceki yazımın portaldan düşmesini beklemeliydim. Hayır yani böyle yapacağım diye kendime sözler verip duruyorum ama ne biliyim o bir kova suyu böyle elde etmeyi güzel bulup yazasım geldi. Bu yazımda başımdan geçen her durumum için kendimi şanslı hissediyorum. 
İnsanlar okursa moral bulurlar diye düşünmüştüm.
Hangi son cümleyi kast ettin?
06 Şubat 2021, 12.09

''Şarkılar olmasa çoktan ölmüştüm''... Bu cümlen.
Cümlenin yazının tamamı ile bağlantısını henüz yazıyı baştan sona okumadığımdan bilmiyorum ama şarkı falları tutan bana son derece uygun geldi, ondan cımbızladı gözlerim hemencecik.

Madem moral vaadi var; o zaman çok bekletmemek lazım di mi? :))
06 Şubat 2021, 18.22
Yazıyla alakası yok. Evet çok bekliyorsun olmuyor böyle :) Ben, didinip uğraşıyorum Gri köyümde hayalen gezsin diyorum ama Gri'miz blogu okumayı sürekli erteliyor :) Romantik melankolizm karakterde bir blog olsaydı o zaman görürdüm senin bu soğukkanlı duruşunu :):) 
07 Şubat 2021, 11.58
İlerdeki sen koşarken, gerideki sana bakarak seni sana anlatma halin, hayallerle birleşerek; düşmüş bir kova suyun içine. Ah o karga... Gecenin karanlıgında geceyi aydınlatan ama belkide bu dünyaya ait olmayan ve akıldan silinecek farklılıkta ki renk... Gelde zorlama şimdi aklını hayal etme rengi, kurgulama kolaysa o kargayı ve bir kova suyu.... Elinize sağlık..
07 Şubat 2021, 18.40
O sıraki an'ımda bana refakat etmen çok sevindirdi. Teşekkürler. Gözüne farklı bir renk, ruhuna da farklı bir boyut sunabilmişsem bundan ancak gurur duyarım. O kanatta birleşen renk cümbüşünden keyif aldığını bilmek harika. Lütfedip yazının içeriğinden esirgemediğin hayal gücüne sağlık afiyet dilerim.   
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın