gamyun.net'i doğru görüntüleyebilmek için tarayıcını güncellemelisin, güncelleyemiyorsan başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsin.

BLOG

SİYAH BEYAZ BİR AŞK HİKAYESİ

01 Haziran 2016, 22.51
A- A+


Yüzyıllardır kadının kadına ettiğini düşman etmez. Öyle bir evrilmişiz ki, erkekler kadınları zaten katiyen anlamıyor, kadınlarsa sanki özellikle anlamak istemiyor.


Şu gamyunda oyun oynayamayalı epey zaman oldu. Küçük bir Can’ım var ellerinizden öper. O büyüdükçe kendime zaman ayıramamaya başladım. Bir ara vakit yaratıp hadi birkaç el oyun oynayayım dedim. Salonlara girmemle çıkmam bir oldu. Denesem de oyun oynamayı başaramadım. Oynamak şöyle dursun, arkadaşlarıma selam dahi yazamadım. Yokluğumda her şey oldukça değişmiş. Böyle olunca da site aklımdan çıktı gitti. Ta ki konuşma ihtiyacı hissedene kadar.
 Oyun oynarken sanal arkadaşlarımla dertleşmek hoşuma giderdi. Siyasetten, edebiyattan, günlük telaşlardan, hayatın zorluklarından o an canım-ız ne isterse ondan konuşurduk. Tanınmamanın vermiş olduğu rahatlıkla içindekileri dökmek eylemini, madem oyuna girmediğim için gerçekleştiremiyordum. Öyleyse blog yazmayı denemenin hiçbir sakıncasını görmedim ve işte buradayım.

.. .


Üniversite yılları… 1. Sınıfa başladığımda, o son sınıftaydı. Farklı bölümlerde olmamıza rağmen ortak arkadaşlarımız çoktu. Arkadaşlarla bahar şenliklerine gitmiştik. O gün tanıştırılmıştık. Ela gözlerine takılı kalmıştı gözlerim. Öyle sıcak öyle samimi bir gülümsemesi vardı ki kesinlikle yıllardır tanıyor gibi hissetmiştim. Ne yazık ki kısa bir süre aynı havayı teneffüs edebildik…



Aradan 7 yıl geçmişti. Eski iş yerimden ani bir kararla çıkıp, yeni işe başlamıştım. Yaklaşık 5-6 ay sonra işyerinde samimiyeti arttırdığım bir arkadaşımın doğum günü partisine katıldım. İşte o gece tarih tekerrür etmişti. Tekrar buluşmuştu gözlerimiz. Meğer arkadaşımın kuzeniymiş. Uzun uzun sohbetler ve tekrarlanan görüşmeler. Aşkın iliklerimize işlediği o sene. Evlenme teklifi kısa süre sonra gelmişti. Hiç tereddüt etmeden evet dedim. Tabi sonrasında yaşanacakları hayal bile edemezdim…

Müstakbel kayınvalide ile tanışma.


Teklifin ardından 1 ay geçmişti. ‘’ Annemle sizi tanıştırmakta geciktim. Önce sizin görüşmenizi tanışmanızı istiyorum daha sonra aileler tanışır. Usulüne uygun bir şekilde isterler.’’ teklifiyle gelen sevgilimi kırmadım. Zaten geç kalınmış bir tanışmada neden öncelikle gelin kaynana özel görüşme gerçekleştireceğiz? Neden daha sonra aileler tanışacak? Annesi beni beğenirse mi ailemle tanışacaktı aksi durumda gerek bile yok mu? Gibi soruları dile getirmek yerine susup seyirci gibi yaşanacakları izlemeyi tercih ettim.

Annesi hakkında çok şey anlatmıştı. Köklü bir ailenin biricik kızı, tahsilini yarım bırakıp eşiyle evlenmiş. Bu nedenle ailesiyle bağları zedelenmiş. Yıllar içinde eşine kinlenip boşanmışlar. Entelektüel, oğluna aşırı düşkün! bakımlı, yaşı olmayan kadınlardan.

Hava güzel evde görüşmeyelimmiş. Dışarıda çay bahçesi kıvamlı bahçeli bir tesiste buluşuyoruz. Aynen anlattığı gibi ama anlattığından fazlası da var. Zarif giyimli, narin yapılı bir bayan. Oldukça da resmi ve soğuk! Parmak uçlarıyla istemsizce tokalaşıyor benimle. Suratına iliştirdiği zoraki gülümsemesiyle konuşuyor. Neden böyle soğuk? Oğlum diyor başka bir şey demiyor. Sanki benimle tanışmaya gelmemiş, tanıdıklara oğlunu övme görevini üstlenmiş anne rolünü gerçekleştiriyor. Neden sonra konu bana geliyor. Aslında oğlunun bu aceleci kararını tasvip etmemesiyle birlikte saygı duymaktan başka yapabileceği bir şey olmadığını, dolaylı yollarla dile getiriyor. Kısacası tatsız, zorakiliği dibine kadar hissettiğim ilk görüşmemiz noktalanıyor. Sonradan kulaktan kulağa öğreniyorum ki aslında oğluyla ilgili farklı planları varmış. Kendi çevresinden uygun gördüğü gelin adayları gibi…

İster istemez ikimizin açısından ilk olumsuzluk tohumları ekilmişti. Her konuda onun dediğinin olmasını istiyordu. Bu durum aramızı her geçen gün daha çok açıyordu. Mümkün olduğunca yüzgöz olmamaya gayret gösteriyordum. Ne zaman ki oğluyla aramızı açmaya başladı artık bende dişimi daha çok gösterir olmuştum. İki kadın arasında en çokta sevgilim yıpranıyordu. Yaşanan tüm arbedeye rağmen aşkımıza gölge düşüremiyordu. Düşüremeyecek de…


Çok geçmeden evlendik. Tabi nerede oturacağımızda bir krize yol açmıştı. Ona kalsa hemen alt tarafında oturulmayı bekleyen ev tam bizlikti. Hatta eşyalarımızdan, dekorasyona her şey onun zevkine uygun olmalıydı. Görünürde fikir veriyor gerçekteyse aklındakini uygulamaya koyuluyordu.


Görümce görümce, görmeyeyim ömrümce.


Birde bunun görümce ayağı vardı. Nasıl da bahsetmedim. Ailenin güzeller güzeli biricik kızı. Aşırı şımartılmış, içten içe problemleri olan, eşiyle nedenini bilmediğimiz sorunlar yaşayan ve bu nedenle hırsını etrafından çıkaran problemli kişilik. Ana-kız benzer özellikler taşıyor. Her ikisi de ruhsal çalkantılarını başkalarını mutsuz ederek, tatmin olmaya çalışan insanlar. Aslında paylaşamayacağımız fazla şey olmadığı için makul gelin görümce ilişkisine sahip olabilecekken, oğluna etki edemeyen kayınvalidem görümcemi rahatlıkla etkileyebiliyor. O evden eşim gibi düzgün biri nasıl çıkmış anlayamıyorum.


Örf ve adetlerimize göre maalesef yapılan evliliklerde eşin ailesiyle de evlenilmiş oluyor. Her ne kadar evin dışında olsalar da yeri geldiğinde evin ortasına sarsıcı bombalar bırakabiliyorlar.
Bunca olumsuzluğun yanı sıra çok geçmeden hamile kalmamla aileler arası sulh ortamı sağlanıyor. Hayatımın en eşsiz, en iyi anılarını biriktirdiğim, kendimi kraliçeler gibi hissettiğim dönemdeyim. Şansıma iyi bir hamilelik geçiriyorum derken, hormonlarımın azizliğiyle kayınvalidemin kaprislerinin ortasında hastanelik oluyorum. O kadar gerilmişim ki minik yavrum da bundan nasibini almış! 3 günlük hastane istirahatinden sonra taburcu ediliyorum. Ancak doktorumun sıkıntı, stres ve üzüntü yaşamamalısın ikazlarıyla eve gidiyorum.

Eşim iki ateşin ortasında kalmış halde. ( Gerçi bizi tanıştırdığı andan itibaren bu böyle!) Bu psikolojik gerilimin içinde beni ve evladını koruyamamanın ezikliğiyle belki de ilk defa doğru bir karar verip annesini bizden bir müddet uzaklaştırıyor.

Hamileliğimin sonlarına yaklaştıkça muhabbet esnasında eşimin kuzeninden duyuyorum ki, yıllar öncesinden oğlunun doğmamış bebeğinin isimleri konulmuş bile. Kız olursa rahmetli anasının ‘’ Pervin’’, erkek olursa rahmetli babasının ‘’Recai’’ ismi verilecekmiş. Bu ne bencillik diye dişlerimin arasından söyleniyorum. ‘’Benim fikrimi alma nezaketinde bulunmadan, son sözü daima ben söylerim edasıyla gezinen birinin söylemlerini çokta önemsememeliyiz.’’ Deyiveriyorum.

Sonunda o olağanüstü anı yaşıyorum. Can’ımı kucağıma alıyorum. Minicik eliyle parmağımı sımsıkı kavrayıveriyor. Hayatımda gördüğüm en güzel mavi gözlerle, annesini tanımak istercesine beni inceliyor.


Kayınvalidem bize tavırlı olduğundan ötürü hastaneye 2. gün geliyor. Odadan içeri adımını atar atmaz hızlı bir hamleyle bebeğimi kucağımdan kaptığı gibi kendi kucağına alıyor. Odadaki herkes şaşkınlık ve dili tutulmuş şekilde onu izliyor. Eşim silkelenip ‘’ Ne yapıyorsun anne? Yeni doğan  bebeği dışarıdan geldiğin gibi kucağına alamazsın. Lütfen bunu bir daha tekrarlama!’’ deyiveriyor. Suratını düşürüp bana yöneliyor. Dişlerinin arasından ''Recai bebek hayırlı olsun!'' deyip misafir gibi çantasındaki keseden çıkardığı altını yastığıma iliştiriyor.


Recai bebek!
‘’Onu dokuz ay karnında taşıyan, kanıyla besleyen, canı pahasına türlü sancılarla dünyaya getiren kadın ‘annesi’’ koyacak ismini. Bu yalnızca ona yakışır.‘’ diyor eşim. Aylar öncesinde zaten ismini kesinleştirmiştik. Gururla, oğlumun adı ‘’CAN’’ diyorum.

 
Can’ımla beraber karşı tarafın tüm olumsuzluklarını unutup, yepyeni bir hayata, bambaşka bir dünyaya adım atmış gibiyiz. Artık çekirdek ailemizi daha da kemikleşmiş hissediyorum. Kulaklarımda dışarıdan gelecek laflara tamamen tıkalı.


Böyle gidemeyeceğini anlamış olan kayınvalidem gemileri yakmaya niyetli bir tutum sergileyip çıkıp geliyor. Sanki hiç bir şey yaşanmamış, sil baştan tertemiz bir sayfaya yazı yazmaya başlayacak gibi…
İnanılır gibi değil, gerçekten beni şaşırtıyor. Son derece iyi bir babaanne oluyor. Sınırları aşmadan düzgün ve olması gerektiği gibi ilişkimiz olacağına inanmak istiyorum.


Yaşımdan çok daha fazla olgunlukla, genellikle susmayı, konuşulması gereken yerde de gerektiği kadar konuşmayı tercih ettim. Empati yapmaya ve sınırlarımın aşılmasına müsaade etmemeye özen göstermişimdir ama iş evliliğe ve eşin ailesine geldiğinde bazı prensiplerinden ödün verebiliyor insan. Belki de ödün vermek zorunda bırakılıyor. Tadımız kaçmasın, kırgınlık olmasın diye diye…



Yine şaşkınlığım kısa sürdü. Atalarımız boşuna dememişler, ‘’İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur.’’ Diye. Bu seferde Can’ın üzerinden yaptırımlar uygulamak istemesi, çocuğuma iyi bakamadığım imaları, Sütümün yaramadığını düşünmesi, dadısız çocuk büyütmenin hata olması vs. neredeyse gözüne her şeyimin battığını görüyordum. Tarzıma uygun olmasa da bunca suçlamaya, soğuk duş etkisi yaratacak cevapları vermenin vakti gelmiş de geçiyordu.


Konuşmaya sevdiğim bir sözle başlıyorum.

‘’Kusur aramak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun. Kusuru örtmeyi marifet edin kendine! İşte o zaman kusursuz olursun.’’ Hz. Mevlana


Gözünü öyle bir hırs bürümüş ki, bencilliğinden burnunun ucunu bile göremez halde. Ne dediklerimin bir anlamı var, ne de konuştuklarımın onun açısından haklılık payı.


Biliyorum, suyun üzerine yazı yazmaya çalışıyorum. En azından kendi hikayem için bu böyle. Keşke anneler çocuklarının hayatına bu kadar müdahil olmasalar. Vakti geldiğinde kendi yuvalarını kurup gittiklerinde, onlarında tam anlamıyla bağımsız birer birey olduklarını göz ardı etmeseler.



YORUMLAR

02 Haziran 2016, 11.00
Çocuklarımızın  sahibi değilde   rehberi olduğumuzun bilincine    varmalıyız.
02 Haziran 2016, 17.29
Bilindik bir durumu hikaye tadında ne güzel anlatmışsınız ,ifade etmişsiniz. bazen tebessümle bazen acı bir gülümsemeyle  okudum yazınızı. Ama sonuçta eşinizin dik duruşu gerçekten mutlu etti beni. Küçük ailenizle bir ömür boyu mutlu olmanızı dilerim .
02 Haziran 2016, 20.51
Eşiniz ortayı bulmayı başarmış, bu gerçekten çok zordur..mutluluklar
03 Haziran 2016, 15.13
Sizi  önce  zor geçen bir  yaşanmışlığı  bu  kadar  güzel  anlattığınız  için kutluyorum. Ellerinize  eme-ğinize  sağlık. Bir çok  evde,  bir çok  evlilikte kapalı  kapılar arkasında yaşanan ama  çoğu  zaman  dile  getirilemeyen, çoğu  zamanda ilkel  çözüm aramaların sonucunda  facialarla  sonuçlanan  bir  ilişkiler  süreci  yaşamışsınız. Ama  insanca  ve  akıllı  tutum, davranışlar ve  sabırla ve de  eşinizin  olgun ve  akılcı  yaklaşımlarıyla sorunların  girdabına kapılıp  yuvanızı korumayı ve  ortak  sorunları  aşabilmişsiniz. Sizi ve  eşinizi  kutlarım. Anneyi de  lütfen  anlamaya  çalışın. Çünkü  artık sizde  bir  annesiniz  ve    gözünüzden sakınarak  büyüteceğiniz  evladınızı  bir  başka  kadına    ellerinizle  teslim edeceğiniz  zaman  belki  aynı tavır  ve  davranışları farkında  olmadan  sizde  göstereceksiniz. Her   şey  gönlünüzce  olsun.
04 Haziran 2016, 01.48
Hikayenizi bir solukta okudum, gülümsedim, içinizdeki taşan haksızlık duygusunu hissettim, Tabi
eşiniz gibi eşinin yanında durmaktansa, annesinin yanında durmayı tercih eden, bebek ismi, oturulacak yer konusu, anneme nasıl cevap verebilirsin tarzı davranışlar sergileyen erkeklerimiz de pek tabi bir hayli fazla, siz şanslısınız.... iki damla gözyaşı ve o senden büyük, yaşlı,, idare etmek sana düşer gibi... Tatsız konular, yüzyıllardır süregelen.. 

erkeklere sesleniyorum, arayı bulun, en cok da adaletli olun....artık sizin de bir aileniz var, sözle olmasa da vücut diliniz çevreye eşinizin değerli olduğunu haykırdığında herkes haddini bilir, herkes de rahat eder....   Sevgilerimle, saygılarımla,
04 Haziran 2016, 12.59
Esiniz sizin tarafinizda, bu evlilik yürür ve baglar sizileri. Hic korkmayin bir sey yapamaz" 
Kayinvalideniz, zamanla mecburen kabullenecek dir.
O Kadindan sürekli "mükemmel" olmasi beklendi (her kadin dan oldugu gibi).
Daha iyisi, onu affedin kusuruna bakmayin
04 Haziran 2016, 17.52
Sanırım son cümlenizde  söylediğiniz gibi bir anne ve kayınvalide olduğumu  düşünüyorum cokuklarım benden yardım istediklerindede her zaman yanlarındayım
06 Haziran 2016, 14.31
Tüm okuyanlara ve özellikle de yorumlarıyla yazıma katkıda bulunan yorumculara çok teşekkür ederim.

Aslında işlediğim konu, sizlerin de dediği gibi sıkıntılı bir konuydu. Elimden geldiğince yumuşak geçişlerle, hikaye tadında kaleme almaya çalıştım. Bu konuda en büyük destekçim, en büyük şansım eşimdir. Ne yazık ki bir çok kadın benim kadar şanslı olmayabiliyor. Böyle sorunlar yüzünden bir çok aile kurumu zedelenebiliyor, ayrılıklar yaşanabiliyor. Gönül ister ki böyle şeyler olmasa, mutlu mesut yaşansa... Büyüktür, o da annedir deyip, alttan almaya çalışmaktan başka çare göremiyorum. 

Bu konularda iş erkekte bitiyor.Sevgili Melba34'ün dediği gibi erkeklerin adaletli olup, arayı bulmaları çok önemli. Allah yardımcımız olsun :)
16 Haziran 2016, 16.31
Aynı sorunları yaşamış biri olarak sizi çok iyi anlıyorum.Bende 6 yıl boyunca mücadele ettim.ne yazıkki benim eşim sizin eşiniz gibi olamadı.Annesinin ablasının dediklerine göre hareket edip kendini içkiye ve kadına gece hayatına adadı.Taki bunu boşanma kararı aldığım gün bana özür dileyerek gelip itiraf edene kadar.Benim ona bağlayan bir çocuğum olmadığı için karar vermekte zorlanmadım.ve şimdi bakıyorumda ne iyi karar vermişim.Eşim 2.evliliğini yaparken benden müsade istedi,evlendi.
10 yıl sonra tekrar geri dönmek için şansını denedi.tabiki kabul etmedim.Onunla evliliğimin ve boşanmamın faturasını ileri dönük hayatımda ilişkilere ve evliliklere sıcak bakmadığım için hayatımı hep yalnız geçirdim.taki korkularım ne zaman bitecek onuda bilmiyorum..Yüreğinize sağlık,öyle güzel anlatmışsınız ki roman tadında okudum.her okuduğum satırda kendimi gördüm..çok ama çok güzel..
Yorum yapabilmek için ÜYE GİRİŞİ yapmalısın